islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,2151
EURO
55,1970
ALTIN
6.518,55
BIST
12.065,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Açık
24°C
Pazar Az Bulutlu
23°C
Pazartesi Az Bulutlu
23°C

ÖZGÜRLÜK İDEOLOJİK OLARAK NASIL İNŞA EDİLDİ?

ÖZGÜRLÜK İDEOLOJİK OLARAK NASIL İNŞA EDİLDİ?

ÖZGÜRLÜK İDEOLOJİK OLARAK NASIL İNŞA EDİLDİ?

Bireyin Yalnızlaştırılması ve Ulus Devletin Egemenliği

Batı’da Aydınlanma dönemiyle başlayan düşünsel ve toplumsal dönüşüm, Tanrı merkezli dünya düzeninden insan merkezli seküler bir yapıya geçişin miladı oldu. Bin yılı aşkın süredir toplumsal hayatı şekillendiren kilise otoritesinin sarsılması, Tanrı’nın yeryüzünden ve toplumsal iktidardan soyutlanmasına yol açtı. Bu köklü kırılmanın yarattığı otorite boşluğunda ise modern zamanların yeni egemen gücü olarak “Ulus Devlet” sahneye çıktı.

Kurgulanmış sınırlar ve anayasal sözleşmeler üzerine inşa edilen ulus devlet, adeta Orta Çağ’daki Tanrısal otoritenin yerini alarak toplumsal alanda “Kadir-i Mutlak” bir güç haline geldi. Bu yeni siyasal kurguda, geleneksel düzende Tanrı’ya “kul” olan insan, ulus devletin sınırları dâhilinde “vatandaş” sıfatıyla birer bireye dönüştürüldü. İşte tam bu aşamada “özgürlük” kavramı, ulus devletin meşruiyetini sağlamak ve toplumu kendi lehine dönüştürmek için hayati bir araç olarak laik seküler içeriklerle yeniden tanımlandı.

Ulus Devletin Özgürlük Söylemi ve Bireyin Yalnızlaşması

Ulus devlet, kendi güvenliğini garanti altına almak ve homojen bir toplum yapısı oluşturmak amacıyla özgürlüğün kaynağının kendisi olduğuna tebaasını ikna etmeye çalıştı. Üretilmiş ve içi sekülerleştirilmiş bu özgürlük tanımı, vatandaşın hak taleplerini karşılamaktan ziyade, devleti olası tehditlerden koruma amacına hizmet eden ideolojik bir inşaydı. Egemen güç, sağladığı özgürlüklerin sınırlarını da kendi koyduğu dünyevi kanunlarla yine kendisi belirledi. Birey, haklarını ve varlığını ancak devletle uyum içinde olduğu sürece koruyabildi, aksi takdirde suçlu ilan edilerek cezalandırıldı.

Bu ideolojik inşanın en ağır sonucu ise insandan bireye dönüşen varlığın köklerinden koparılarak tamamen yalnızlaştırılması oldu. Aydınlanma aklı, insanı özgürleştirme vaadiyle yola çıkarken onu ontolojik ve manevi bağlarından ayırdı. Geleneksel dünyada bir bütüne ait olan, ait olduğu toplumsal ve manevi düzen sayesinde varoluşsal güvenlik hisseden insan, modern dönemde her türlü aidiyetten soyutlanarak yalnız ve köksüz bir nesneye dönüştü.

Özgürlük İllüzyonu ve Yitirilen Hakikat

Özgürleştiği sanılan yalnız birey, ölüm kaygısı, hayatın anlamı ve varoluşsal korkular karşısında savunmasız bırakıldı. Modern kentleşme ve yaşam tarzı, insanlara ölümü unutturacak mekanizmalar geliştirirken, bireyi sadece tüketen, statüsüyle ve dünyalık imkânlarıyla değer gören seküler bir nesneye dönüştürdü.

Sonuç olarak; yaratıcının muhatabı ve “eşref-i mahlukat” olan insan, sınırsız özgürlük vaat eden bu ideolojik kurgunun tuzaklarına düşerek özne olmaktan çıkmış, modern düzenin güdülen bir unsuru haline gelmiştir. Ulus devletlerin ve egemen güçlerin elinde biçimlenen “özgürlük” söylemi, insanı özgürleştirmekten ziyade, onu yalnızlaştırarak kontrol altında tutmanın en etkili yöntemi olarak tarihteki yerini almıştır.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.