islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,3920
EURO
55,3812
ALTIN
6.583,73
BIST
12.250,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
15°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
15°C
Pazar Parçalı Bulutlu
14°C

MODERN DÜNYANIN BÜYÜK İLLÜZYONU: İNSANOĞLU ÖLÜMÜ HAYATIN DIŞINA NASIL İTTİ?

MODERN DÜNYANIN BÜYÜK İLLÜZYONU: İNSANOĞLU ÖLÜMÜ HAYATIN DIŞINA NASIL İTTİ?

MODERN DÜNYANIN BÜYÜK İLLÜZYONU: İNSANOĞLU ÖLÜMÜ HAYATIN DIŞINA NASIL İTTİ?

Gelişen tıp teknolojileri, gökyüzünü delen göz kamaştıran lüks konut projeleri, ruhları esir alan bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığı ve modernitenin dayattığı o bencil, yapayalnız yaşam tarzı, çağımız insanını tarihin en büyük ve en trajik yanılgılarından birine doğru sürüklüyor. Bilimsel ve sosyolojik gelişmelerin sahte güvenliğiyle sarmalanan günümüz insanı, ölümün kaçınılmaz bir hakikat olduğunu dille ikrar etse de; bu gerçeği günlük hayatından, zihninden, kalbinden ve toplumsal alanlardan tamamen kazımak için zamana karşı beyhude bir savaş veriyor. Sosyologlar ve psikologlar, modern dünya düzeninin adeta “ölüm hiç yokmuşçasına” ve insan bu dünyada ebedi kalacakmış gibi kırılgan bir cam saray üzerine inşa edildiğine dikkat çekiyor.

Hayatın Dışına İtilen “Zamansız” Son ve Yapay Kaçışlar

Geleneksel toplumlarda hayatın en doğal parçası, fani alemin teslimiyet dolu bir nihayeti olarak sükûnetle karşılanan ölüm, modern düşüncede bütünüyle bir “yenilgi” ve korku dolu bir düşman haline gelmiş durumda. Günümüz insanı beklentilerini, tutkulu arzularını ve yarına dair planlarını tamamen dünyevi sınırların içine hapsediyor; ebediyet susuzluğunu bu fani pınardan dindirmeye çalışıyor. Ölüm ile hayat arasındaki o kutsal ve kopmaz bağ modern eller tarafından koparıldığı için, kaç yaşında ve hangi sebeple gelirse gelsin her vefat, geride kalanlarda derin bir şok ve “zamansız ölüm” öfkesi yaratıyor. Bu inkâr dalgası, bireylerin kendi fanilikleriyle yüzleşmesini engellediği gibi, ruhsal bir felci de beraberinde getiriyor. Ekranları kuşatan entelektüel kesim ise insanlığın karşı karşıya kaldığı küresel krizlerde ölümü yalnızca biyolojik bir son olarak resmederken; meselenin inanç, kader ve ilahi mukadderat boyutuna değinmekten, gerçeğin o keskin kokusunu duymaktan ısrarla ve korkuyla kaçınıyor.

Kapitalizmin Çarkları Ölümü Sevmiyor: Ruhsuz Mekânlar

Ölümün toplumsal hafızadan adeta kazınarak silinmeye çalışılmasının arkasında, üretim ve tüketime dayalı kapitalist ideolojinin acımasız çarkları yatıyor. Sistemin hayatta kalması ve kar zincirinin kırılmaması, bireylerin durmaksızın, fütursuzca ve ahlaktan bağımsız bir şekilde tüketmesine bağlıdır. Oysa ölüm fikrini, fanilik duygusunu her an kalbinde ve gözünün önünde bulunduran bir toplumun, dünyevi metalara karşı körü körüne bir iştah duyması, sınırsızca tüketmesi mümkün değildir.

Kapitalizm, mezar taşlarının gölgesinde pazar kuramayacağını iyi bilir. Bu tecrit politikası, yaşadığımız modern mekân tasarımlarında da kendini acı bir şekilde gösteriyor. Binlerce konutluk, içinde her türlü dünyevi hazzı barındıran lüks sitelerin hiçbirinde mezarlıklara yer verilmiyor. İnsana topraktan geldiğini hatırlatan o sessiz mekanlar, şehrin hafızasından silinerek adeta meçhule sürgün ediliyor. Bunun da ötesinde, yeni nesiller hiçbir ölü yüzü görmeden, bir cenaze iklimine girmeden, hayatı hiç bitmeyecek bir karnaval sanarak büyüyor ve bu ruhsuz döngü katlanarak büyüyor.

Tıbbi Çabalar ve Yoğun Bakım Odalarının Soğuk Yalnızlığı

Milyarlarca dolarlık kozmetik sektörü, estetik müdahaleler, gençleşme vaat eden sportif çılgınlıklar ve sürekli check-up kontrolleri, aslında doğal bir sağlık arayışının çok ötesine geçerek “akrep ve yelkovanı durdurabilme” hırsına hizmet ediyor. Yaşını almış, ömrünün son demlerine gelmiş insanlar bile malikâneler yaptırma, servet biriktirme ve makam hırsıyla ölüme meydan okumaya çalışıyor; yaprak döken bir ağaç olduğunu görmezden geliyor. Oysa geçmişte insanlar evlerinde, çoluk çocuğunun dizinin dibinde, komşularının duaları ve şahitliği eşliğinde, yani kamusal ve sıcak bir kucaklaşmayla dünyaya gözlerini yumardı. Bugün modern insan, tek bir yakınının sıcaklığından mahrum, soğuk hastane koridorlarında, yoğun bakım ünitelerinin mekanik cihazları arasında sevdiklerine son bir söz bile söyleyemeden, modernitenin laboratuvarlarında yalnızlığa mahkûm şekilde sessizce can veriyor.

Salgın Hastalıklar ve Kontrol Kaybının Doğurduğu Dehşet

Ancak modern insan, bilimin gücüyle, parasıyla ve teknolojisiyle kurduğunu sandığı bu sahte güvenlik kalkanı, insanoğlunun acziyetini yüzüne vuran kontrol edilemez salgın hastalıklar ve devasız musibetler karşısında anında tuzla buz oluyor. Güç sahiplerinin ve emperyalistlerin servetleriyle bile engelleyemedikleri bu kontrolsüz ölümler, modern toplumları yönetenlerden en alt katmandaki bireylere kadar herkeste devasa bir panik ve dehşet dalgası yaratıyor. Ölümün her an, hiç beklemediği bir anda kapısını çalabileceği gerçeğiyle çıplak bir şekilde yüzleşen modern insan, kibirli kalelerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark ediyor. Yaşanan bu büyük küresel sarsıntılar, insanoğluna unuttuğu ilahi beyanı, mutlak adaleti ve hakikati yeniden hatırlatarak, her canlının bir gün mutlaka hesaba çekileceği gerçeğini kaçınılmaz bir şekilde gözler önüne seriyor.

Fakat… Heyhat… İnsanoğlu bunlardan da hiçbir ders çıkarmıyor!

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.