islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Pazar Parçalı Bulutlu
17°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C
Salı Az Bulutlu
20°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C

Cübbeli’nin Damadının Adı Fon Krizine Karıştı

Cübbeli’nin Damadının Adı Fon Krizine Karıştı
A+
A-

“Nefsimize Yenildik” Savunması Yeterli mi? Dini Değerler Üzerinden Kazanılan Güven Sarsılıyor!

Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün damadı Palazoğlu’nun, adının geçtiği fon soruşturmasına ilişkin “Nefsimize yenildik, böyle olsun istemezdik” sözleri tartışma yarattı. Olay, yalnızca bireysel sorumluluk açısından değil, dini kimlikleriyle toplumda güven kazanan kişilerin davranışlarının bütün bir dindar camianın itibarına verdiği zarar açısından da değerlendirilmesi gereken önemli bir meseleye dönüştü.

Dini Kimlik Güven Sağlar, Ancak Sorumluluktan Muaf Tutmaz

Toplumda dini kimlikleriyle tanınan kişilerin veya bu çevrelerle yakın ilişkileri bulunan isimlerin mali soruşturmalarla gündeme gelmesi, sıradan bir adli tartışmanın ötesinde toplumsal sonuçlar doğuruyor.

Palazoğlu’nun “Nefsimize yenildik” sözleri de bu açıdan dikkat çekiyor. İnsanın hata yapabileceği ve pişmanlık duyabileceği kuşkusuzdur. Ancak ortada mali işlemler, başkalarının hakları ve kamuoyunun aydınlatılması gereken iddialar varsa yalnızca nefse yenik düşüldüğünü söylemek yeterli değildir.

Gerçek pişmanlığın ölçüsü sadece sözler değil, sorumluluk üstlenmek, varsa mağduriyetleri gidermek ve hukuki süreç karşısında şeffaf davranmaktır.

Asıl Zarar Dindar İnsanların Güvenilirliğine Veriliyor

Bu tür olayların en ağır toplumsal sonuçlarından biri, dini değerlerine bağlı yaşayan milyonlarca insanın da zan altında bırakılmasıdır.

Dini kimliğiyle öne çıkan veya dini çevrelerin sağladığı toplumsal güven ve saygınlıktan yararlanan kişilerin tartışmalı mali ilişkilerle gündeme gelmesi, yalnızca kendi itibarlarını zedelemiyor. Aynı zamanda dürüstlüğü, kul hakkını, helal kazancı ve emanete sadakati temel ilke kabul eden dindar insanların toplum nezdindeki güvenilirliğine de büyük zarar veriyor.

Üstelik bu durum, inancını samimiyetle yaşayan ve hayatını dürüstlük üzerine kuran insanların, başkalarının davranışları nedeniyle haksız eleştirilere maruz kalmasına yol açabiliyor.

Bir kişinin hatası bütün bir dini camiaya mal edilemez. Ancak dini çevrelerde kazanılan güvenin kişisel menfaatler için kullanılması ihtimali, en sert biçimde sorgulanmalıdır.

“Nefsimize Yenildik” Demek Kul Hakkını Ortadan Kaldırmaz

İslam ahlakında kul hakkı, yalnızca pişmanlık ifadeleriyle geçiştirilebilecek bir mesele değildir. Bir başkasının maddi veya manevi hakkına zarar verilmişse esas olan, bu hakkın teslim edilmesi ve mağduriyetin giderilmesidir.

Bu nedenle Palazoğlu’nun açıklaması, kamuoyunda cevap bekleyen soruların üzerini örtmemelidir.

Soruşturma kapsamında herhangi bir usulsüzlük veya hak ihlali tespit edilmesi durumunda, sorumluların dini kimliklerine ya da aile ilişkilerine bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermesi gerekir.

Elbette soruşturmada adı geçmek suçun kanıtlandığı anlamına gelmez. Suçluluk ancak hukuki süreç sonunda kesinleşmiş yargı kararıyla belirlenebilir.

Dindar Camia Kendi İçindeki Yanlışlara Sessiz Kalmamalı

Dini değerleri savunmak, dini kimlikle tanınan herkesi koşulsuz savunmak anlamına gelmez.

Tam tersine, inancın temel ilkelerini korumanın yolu, yanlışın kim tarafından yapıldığına bakmaksızın eleştirebilmekten geçer.

Dini çevrelerde tanınan kişilerin mali ilişkilerinin tartışma konusu olması karşısında sessiz kalınması veya olayların yalnızca kişisel zaaflarla açıklanmaya çalışılması, toplumdaki güvensizliği daha da derinleştirebilir.

Çünkü toplumun beklentisi açıktır: Dürüstlükten söz edenlerin dürüst davranması, kul hakkını anlatanların başkalarının hakkını gözetmesi ve ahlaki sorumluluğu savunanların önce kendi davranışlarıyla örnek olması gerekir.

Dini Değerlerin İtibarı Kişisel Menfaatlere Kurban Edilmemeli

Palazoğlu’nun açıklaması üzerinden başlayan tartışma, çok daha temel bir sorunu yeniden gündeme getiriyor: Dini kimlik ve toplumsal saygınlık, kişilere sorgulanamaz bir güven alanı sağlamamalıdır.

Din üzerinden kazanılan güvenin istismar edilmesi, yalnızca bireysel bir itibar kaybı doğurmaz. Toplumda dinî kurumlara, kanaat önderlerine ve samimi dindar insanlara yönelik kuşkuları da artırır.

Bu nedenle dindar camianın en fazla hassasiyet göstermesi gereken meselelerden biri, kendi değerlerinin kişisel çıkar ilişkilerine alet edilmesini önlemektir.

Sonuç olarak, “Nefsimize yenildik” demek tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, varsa yanlışların hesabının verilmesi, mağduriyetlerin giderilmesi ve dini değerlerin arkasına sığınılarak sorumluluktan kaçılmasına izin verilmemesidir.

Çünkü dini kimlik üzerinden elde edilen güveni zedeleyen her davranışın bedelini, çoğu zaman o davranışla hiçbir ilgisi olmayan samimi dindar insanlar da ödemektedir.

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nazmi uçkan dedi ki:

    Geç bunları,nefismiş,şeytanmış……….nefis ve şeytan;kesin inkarcılarla ve sahih iman sahipleriyle uğraşmaz.nefis ve şeytan Araf’ta olanlarla yani İMANI ZAN’DAN ibaret olanlarla(iman sorunu olanlarla)meşguldür.islamı devlet işlerinde devre-dışı bırakan sekuler laik sistem dahi imanı zan’dan ibaret olanların sayesinde yaşıyor.