
‘”EY ZALİM! ALLAH’I (CC) YAPTIKLARINIZDAN HABERSİZ Mİ SANDIN?!’’
DAĞDAN GELİP BAĞDAKİNİ KOVANLARA…
MAZLUMUN ÂHINI DUYMAYANLARA…
MAKALENİN SESLİ ANLATIMI
Yeryüzünde bugün sekiz milyarı aşkın insan yaşıyor…
Ve birisi çıkıp sorsa:
“Bugün insanlığın vicdanını en ağır biçimde yaralayan, insanlık onurunu pervasızca ayaklar altına alan en büyük zulümlerden biri nerede yaşanıyor?”
Hiç tereddüt etmeden!:
Filistin’de! Gazze’de! özellikle işgal altındaki Batı Şeria’da!
İsrail ordusunun himayesinde, Filistinlilerin evlerine, topraklarına, zeytinliklerine çöken!; adına utanmadan “yerleşimci” denilen silahlı işgalci çetelerin yaptıkları!
Bu nasıl bir barbarlıktır?
Bu nasıl bir vicdansızlıktır?
Daha doğrusu, insanlık hangi değerini kaybetti de böylesine ilkel, böylesine vahşi bir zorbalık, yirmi birinci yüzyılda dünyanın gözleri önünde sürdürülebiliyor?
Düşünün…
Kendi evinizdesiniz…
Babanızın, dedenizin hatıralarıyla dolu, kırık dökük evinizde hayatınızı sürdürmeye çalışıyorsunuz. Çocuklarınızla sofranızdaki kuru ekmeğinizi bölüşüyorsunuz. Yaşlı anneniz bir köşede hasta yatağında acı çekiyor…
Birden, dünyanın dört bir yanından toplanarak getirilmiş silahlı işgalciler kapınıza dayanıyor!
Size, kendi evinizde, kendi toprağınızda:
“Defolun! Burası artık bizim!” diyorlar!
Direnirseniz öldürüyorlar…
Direnmeseniz de evinizi başınıza yıkıyorlar, yakıyorlar, elinizden alıyorlar…
Dedelerinizin diktiği zeytin ağaçları bir bir sökülüyor. Bahçeniz tarumar ediliyor.
Üstelik bütün bunlar, siyonist silahlı askerlerin desteği ve doğrudan müdahalesi ile gerçekleşiyor!
Şimdi sormak gerekir:
Bunun adı “yerleşimcilik” midir?
Hayır!
Bunun adı silahlı gasp, zorbalık, işgal ve zulümdür!
Bir insanın evine zorla girmek zorbalıktır.
Toprağını elinden almak gasptır.
Onu doğduğu topraklardan sürmek zulümdür.
Bütün bunları Siyonist terör devletinin askerî ve siyasî gücüne dayanarak, sistematik biçimde yapması ise zulmün kurumsallaşmasıdır!
Üstelik burada yalnızca bir evin, bir tarlanın, bir bahçenin gaspından söz etmiyoruz.
Bir milletin hafızasının, geçmişinin ve geleceğinin yok edilmesinden söz ediyoruz!
Çünkü zeytin ağacı yalnızca bir ağaç değildir Filistin’de.
O, ekmeği, aşı, dedesinin mirası, çocuğunun geleceği, o, bir milletin toprağına kök salmış iradesidir.
ZULMÜN BELGESİ VAR, ŞAHİDİ VAR; PEKİ İNSANLIĞIN VİCDANI NEREDE?!
Asıl vahim olan ise bütün bunların, sözde uygar dünyanın gözleri önünde yaşanmasıdır.
Üstelik bunlar yalnızca Filistinlilerin anlattığı acılar değildir!
Üstelik, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları; işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırıları, zorla yerinden edilmeleri ve İsrail devletinin, güvenlik güçlerinin bu süreçlerdeki sorumluluğunu defalarca raporlamışken…
Üstelik, Uluslararası Adalet Divanının Temmuz 2024 tarihli kararı ile İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki işgalciliğini tescillemişken…
Ve asıl utanç ise!;
Sekiz milyarı aşkın insanlığın gözleri önünde; uluslararası sözleşmelere, hukuk mekanizmalarına rağmen bu zulüm sürüyor!
Artık mesele yalnızca zulmü işleyenlerin meselesi değildir.
Mesele, bu zulmü bildiği hâlde durdurmayan, gördüğü hâlde gereğini yapmayan, kınadığı hâlde yaptırım uygulamayanların ahlakî ve hukukî iflasıdır!
EY ZALİM! FİRAVUN’UN SARAYI KALMADI, SENİN SALTANATIN MI KALACAK?
Tarih, kendisini yenilmez zanneden nice zalimin enkazıyla doludur.
Firavun’un sarayları vardı; Musa’nın hakikati!
Nemrut’un saltanatı vardı; İbrahim’in imanı!
Saltanatlar yıkıldı, saraylar dağıldı; fakat hak ile bâtıl arasındaki o büyük muhasebe hiç bitmedi!
Bugün de bitmeyecek!
Nitekim bugün Batı’nın meydanlarından dünyanın dört bir yanına yükselen o büyük maşerî vicdan, derinden gelen bir insanlık dip dalgasına dönüşüyor…
Devletler susabilir, hükümetler hesap yapabilir; fakat uyanan vicdanları hiçbir saltanat sonsuza kadar susturamaz!
O dip dalga büyüdükçe zulmün dayandığı siyasî zemin de çökecektir. Çünkü hiçbir zulüm, insanlığın ortak vicdanından daha güçlü değildir!
Bir gün bu çocukların, bu annelerin, evlerinden sürülen biçarelerin hesabı elbet sorulacaktır!
Hukuk önünde, tarih önünde sorulacaktır!
Hiçbir zulmün gizli kalmayacağı ilahî adalet huzurunda da sorulacaktır!
GÜN GELECEK AYARINI BOZDUĞUN KANTAR SENİ DE TARTACAKTIR!
Kur’an-ı Kerim’in o sarsıcı ikazını hatırlayalım:
“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” (İbrahim, 14/42)
Ve unutmayalım ki:
Zulme sessizlik, zulmü durdurmaz; sadece zalimin cesaretini artırır!
Bugün başkasının evinin yakılmasına susan dünya, yarın kendi kapısına dayanan zorbalığa hangi ahlakî gerekçeyle itiraz edecektir?
Çünkü zulüm, yalnızca mağduru için değil; zalim karşısında susan insanlık için de en büyük tehdittir!
Öyleyse son söz şudur!:
Zulümle toprak alınabilir; fakat vatan olunamaz!
Zorbalıkla evler yıkılabilir; fakat bir milletin hafızası silinemez!
Silahla insanlar susturulabilir; fakat hakikat susturulamaz!
Sezai Karakoç’un o büyük hakikat muhasebesini hatırlatan ifadeleriyle:
Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak…
Oysa biz sussak tarih susmayacak!
Tarih sussa hakikat susmayacak!
Ve insanın hükmünden kaçabilenler, ilahî adaletin hükmünden kaçamayacak!
Çünkü zulmün karşısında susmak, yalnızca mazlumu yalnız bırakmak değildir; insanlığın yarınını da sahipsiz bırakmaktır!
Ve unutulmasın ki:
ZULÜMLE ÂBÂD OLUNMAZ!
MAZLUMUN ÂHI YERDE KALMAZ!
GÜÇ GEÇER, SALTANAT BİTER, HESAP KALIR!
GÜN GELİR AYARINI BOZDUĞUN KANTAR SENİ DE TARTAR! Vesselam.
Erol KAVUNCU / Uluslararası Siyaset Uzmanı
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Allah cc razı olsun kardeşim yüreğine ve aklına sağlık çok doğru tespitler aynen katılıyorum