
Yapay zekâ, dijital bağımlılık ve anlamını kaybeden hayatlar… Bilgi çoğalırken hikmet, iletişim artarken samimiyet neden azalıyor?
İnsanlık tarihinin belki de en hızlı değişim dönemini yaşıyoruz. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşıyor, yapay zekâya sorular soruyor, saniyeler içinde bilgiye erişiyoruz. Hayatımız kolaylaşıyor, işlerimiz hızlanıyor. Peki bütün bu gelişmeler insanı gerçekten daha huzurlu, daha merhametli ve daha ahlaklı hâle getiriyor mu?
Asıl mesele burada başlıyor: Teknoloji ilerlerken insanın iç dünyası neden aynı hızla gelişmiyor?
Bugün bilgiye ulaşmak kolay, fakat bilgiyi doğru kullanmak her zamankinden daha büyük bir sorumluluk. İnsanlar saatlerce ekran başında kalabiliyor ama birkaç dakikayı ailesine, çocuğuna veya kendisini bekleyen yaşlı bir yakınına ayıramıyor. Binlerce sanal arkadaşı olan insan, derdini anlatacak samimi bir dost bulmakta zorlanabiliyor.
Oysa İslam, insanı yalnızca bilen değil, bildiğiyle amel eden bir varlık olmaya çağırır. Kur’an-ı Kerim’de, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyrulur (Zümer, 39/9). Buradaki bilgi, insanı hakikate yaklaştıran ve sorumluluk bilincini güçlendiren bir anlayışla birlikte düşünülmelidir.

Dijital bağımlılığın en görünür sonuçlarından biri, aynı çatı altında yaşayan insanların birbirinden uzaklaşmasıdır. Sofrada telefonlar, odalarda ayrı ekranlar, konuşmaların yerini alan kısa mesajlar…
Çocuklarımızın ne izlediğini, ne düşündüğünü, hangi dünyalarda dolaştığını biliyor muyuz? Gençlerimizi yalnızca teknolojinin tehlikelerinden korumak yeterli mi, yoksa onlara hayatın anlamını, ahlakı ve sorumluluğu da öğretmek zorunda mıyız?
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz” hadisi (Buhârî, Ahkâm, 1), aile içindeki sorumluluğumuzu hatırlatır.
Yapay zekâ elbette düşmanımız değildir. Doğru kullanıldığında eğitimden sağlığa, bilimden iletişime kadar pek çok alanda insanlığa fayda sağlayabilir. Ancak hiçbir teknoloji vicdanın, merhametin, imanın ve ahlaki muhasebenin yerini tutamaz.
Mesele teknolojiyi reddetmek değil, onu insanlığımızı kaybetmeden kullanabilmektir.
Kur’an’ın şu uyarısı bugün de anlamını koruyor: “Şüphesiz Allah, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Daha hızlı mı yaşıyoruz, yoksa daha anlamlı mı?
Unutmayalım: İnsan, makinelerden daha hızlı olmak zorunda değil ama insan kalabilmek zorunda.
İSLAMİ HABER “MİRAT”