
AB VE BATI DÜNYASI, İSRAİL'İN FİLİSTİN'E KARŞI İŞLEDİĞİ SAVAŞ SUÇLARINA KARŞI ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR!
Dünyada adaleti tesis etmekle yükümlü olan uluslararası kurum ve kuruluşların konu İsrail’in Filistin’e karşı işlediği soykırım suçu olduğunda üç maymunu oynaması, küresel adalet mekanizmalarının ne kadar işlevsiz hâle geldiğini bir kez daha göstermiş, Siyonizm’in bu kurumlar üzerindeki baskısını da açıkça ortaya koymuştur. Hâl böyleyken küresel adaletsizliği şu şekilde tarif edebiliriz: ‘Haklı olanın değil, güçlü olanın haklı olduğu bir bozuk düzen.’ Bu bozuk düzenin tam ortasında kalan Filistin halkı yıllardır öz yurdunda baskıya, zulme ve sistematik bir soykırıma uğramaktadır.
Filistin meselesi bir milletin özgürlük mücadelesinin çok ötesinde, küresel adaletin ve insanlık onurunun sınandığı bir meseledir. Ancak bu uluslararası kurum ve kuruluşlar Siyonizm’in etkisi/kontrolü altında olmaya kalmaya ettiği müddetçe küresel adaletin tesisi/Filistin meselesinin çözüme kavuşturulması mümkün değildir.
Yıllardır bu zulme karşı direnen Filistin halkı, Siyonist rejim tarafından baskılara, zulümlere, sistematik bir soykırıma uğraması çerçevesinde telafisi mümkün olmayacak ağır bedeller ödemiş, kayıplar vermiş ve bölgede İsrail’in Arz-ı Mev’ud (Büyük İsrail Projesi) çerçevesinde nüfuz alanını genişletmesi/topraklarını genişletme süreci de devam etmiştir.
21.yüzyılda emperyalizm ve sömürgeciliğin küresel sömürü düzeni, çok kutuplu dünya düzenine dönüşüm ve uluslararası mekanizmaların işlevsizliği ile çöküşe geçen bu dönemde aslında İsrail’in Arz-ı Mev’ud Planı bölgedeki son çırpınışlarıdır. Bu zulmü durdurması gereken uluslararası kurumlar, kendi koydukları kuralları bile hiçe sayarak/üç maymunu oynayarak İsrail’e destek vermeye devam etmektedirler. Ancak bölgede beklenen son, kutsal kitapların işaret ettiği üzere Melhame-i Kübra (Armageddon) savaşıdır.
Özellikle Batı dünyası ve Avrupa Birliği (AB), her fırsatta ‘insan hakları ve uluslararası hukuk’ söylemini kullanmasına rağmen bu tanımları yalnızca kendi çıkar ve menfaatleri çerçevesinde kullanmaktadır. AB birliği için insan hakları demek sadece Batılı/Avrupalı olanların hakları demektir. Küresel kamuoyuna karşı söylemde bulundukları ‘insan hakları’ ifadesi ve aktivizm faaliyetleri ‘sözde küresel insan hakları özde Batılı/Avrupalı haklarını savunur, diğer zulümlere karşı ise üç maymunu oynar.’
AB ve Batı dünyasının gerçek yüzü 24 Şubat Pazartesi günü Brüksel’de gerçekleşecek olan AB Dışişleri Bakanları ile İsrail Dışişleri Bakanının görüşmesi çerçevesinde bir kez daha ortaya çıkacaktır. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar ile suçlanan bir ülke olan İsrail’in temsilcisi/Dışişleri Bakanını ağırlamaları/kırmızı halıda karşılamaları ve bu ülke ile bu soykırıma rağmen diplomatik ilişkilerini sürdürmeleri, bu çifte standardın en net örneklerinden biri olarak kayıtlara geçecektir.
UCM tarafından savaş suçlarıyla suçlanan bir yönetimin temsilcisinin kırmızı halılarla karşılanacak olması, Batı’nın ‘sözde adalet anlayışını’ bir kez daha gözler önüne serecektir. Aynı Batı dünyası söz konusu Müslüman coğrafyalar olduğunda en sert yaptırımları savunurken, İsrail’in işlediği suçlara karşı üç maymunu oynamakta/Siyonist rejimin bölgedeki çıkarlarına hizmet etmektedir. İşte bu tablo Avrupa’nın, Batı dünyasının ahlâkî çöküşünü ispatlar mahiyettedir.
Avrupa’nın ahlaki çöküşü, yalnızca diplomatik ilişkilerde değil, ekonomik ve siyasi hamlelerinde de kendini göstermektedir. Uluslararası hukuk, işgali sürdüren devletlere yaptırımlar öngörmesine rağmen AB, İsrail ile ticarî ve siyasi bağlarını koparmamakta ısrarcı olduğu gibi güçlendirmeye de devam etmektedir. Bu durum açıkça şunu gösterir ki Filistin halkına karşı işlenen suçlarda Batı’nın üç maymunu oynaması, doğrudan Batı dünyasının da İsrail’in suç ortaklığını yaptığını kanıtlar.
Eğer UCM’nin kararları gerçekten bir anlam taşıyorsa, İsrail’e yönelik kapsamlı yaptırımlar uygulanmalı ve suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Ancak görünen o ki hukukun üstünlüğü sadece kâğıt üzerinde kalan bir prensip olmaktan öteye gidememektedir!
Müslüman Türk milleti ve Türkiye olarak bizler, tarihimizden gelen bu kutsal sorumluluğun bilincinde olarak Filistin’in halkının haklı mücadelesine her alanda destek vermeye devam etmeliyiz. Akademik olarak kalemimizi politika yapıcıları adaletin tesisi yönünde etki altına alacak şekilde ve uluslararası ilişkiler çerçevesinde diplomatik girişimlerle bu davayı uluslararası platformlarda savunmak, tarihî bir sorumluluktur, insanî bir görevdir.
Bugün Müslüman Türk milleti ve Türkiye olarak Özgür Filistin için sesimizi yükseltmek, yalnızca bir coğrafyayı değil, tüm insanlık onurunu korumanın mücadelesidir. Çünkü Filistin’in direnişi, sadece bir halkın değil, küresel adaletin ve vicdanın son direniş çığlığıdır!
Ömer Memoğlu
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
DÜNYA NEREYE GİDİYOR? İsrail Dünyayı Nereye Sürüklüyor? Uluslararası hukuk çökerken, tepkiler neden sonuç üretmiyor? Uluslararası…
Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri… Giriş: Adaletin Çok Boyutlu Doğası……
Osman Erkan: “Sosyal Aile Olun, Yalnızlık Sanal Bağımlılığı Tetikler” Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Okul…
KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN İMAM ŞAFİİ Gazze’de doğan İmam Şafii (h. 204/m. 820), daha çocukken babasının…
Mesut Özil: “Uygur Türkleri paylaşımı sonrası Arsenal’de her şey değişti” İngiliz ekibi Arsenal FC’den ayrılış…
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, SESSİZ DÖNÜŞÜM İstanbul Sözleşmesi, resmî adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin…