
Ali Rıza Demircan’ın faizsiz ve adil bir Türkiye hedefiyle Cumhurbaşkanı ve TBMM’yi sorumluluk üstlenmeye davet ettiği “Cumhurbaşkanımız ve TBMM Ayağa Kalkmazsa Faiz Terörü ile Mücadele Edilemez, Faizsiz Adil Türkiye Kurulamaz” adlı yazısına Prof. Dr. Ali Seyyar’dan değerlendirme geldi. Seyyar, “Haklı Tespitler ve Gerçekçi Sınırlar” başlıklı yanıtında, Demircan’ın faizin toplumsal zararlarına ilişkin tespitlerini haklı ve kıymetli bulurken bu çağrının mevcut siyasî ve ekonomik şartlarda nasıl hayata geçirilebileceğini sorguluyor.
Demircan’ın dinî ve ahlâkî sorumluluk vurgusuna katılan Seyyar, faizsiz ekonomik düzene geçişin güçlü bir ilmî ve teknik kadro ile kapsamlı bir hazırlık gerektirdiğini savunuyor.
Faydalı olacağını umarak değerlendirmenin tamamını olduğu gibi veriyoruz:
Ali Rıza Demircan Hocamızın faizin toplumsal maliyetleri, adaletsizliği, gelir dağılımındaki uçurumu derinleştirmesi ve ekonomik dengesizliklere yol açması hususundaki eleştirileri, ekonomi ve ahlâk ekseninde son derece haklı ve kıymetli tespitlerdir. Nitekim faiz odaklı küresel finans sisteminin ürettiği krizler ve borç sarmalı, bugün sadece İslâm iktisatçıları tarafından değil, alternatif ekonomi modellerini savunan pek çok kesim tarafından da yüksek sesle eleştirilmektedir. Ancak yazının önerdiği çözüm ve beklenti kısmı, Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği siyasî, hukukî ve küresel gerçeklikle ne ölçüde örtüşmektedir? Bu noktada yazıyı şu fikrî süzgeçten geçirmek gerekir:
R.T. Erdoğan’ın kişiliği, geçmişteki siyasi çizgisi (Millî Görüş geleneğinden gelmesi) ve muhafazakâr-demokrat kimliği, tabanda zaman zaman köklü bir ekonomik dönüşüm beklentisi oluşturmuş olabilir. Nitekim geçmişte iktidar tarafından atılan bazı simgesel ve tarihî adımlar (Ayasofya’nın ibadete açılması, kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması gibi) bu beklentileri güçlendirmiştir. Ancak bu adımlar, kültürel, dinî ve kamusal alandaki kimlik taleplerinin karşılanması bağlamında hayata geçirilmiştir. Buna karşılık, modern küresel finans sistemiyle tamamen entegre olmuş, dış ticaret, küresel tedarik zincirleri, uluslararası borçlanma ve sermaye hareketlerine bağımlı bir ekonomide “faizsiz yeni bir model” inşa etmek, salt siyasî bir iradeden çok daha fazlasını gerektirir.
Eğer iktidarın veya Sayın Erdoğan’ın İslâm iktisat kurallarına uygun yepyeni bir ekonomik model oluşturma gibi bir niyeti veya hazırlığı olmuş olsaydı, bu vizyon en geç Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sürecinde veya tek yetki ve imkânların merkezîleştiği dönemlerde somutlaşabilirdi. Ancak pratikte tam tersi bir evre yaşanmış; küresel kapitalist piyasa mekanizmalarıyla bağlar koparılmamış, aksine zaman zaman faiz politikalarında yapılan sert denemeler (örneğin “nas” vurgusuyla yürütülen düşük faiz politikası deneyimi) enflasyon ve kur krizleri gibi ağır ekonomik maliyetler doğurmuştur. Bu tecrübe bile, mevcut küresel ve dâhili şartlarda bu sistemin operasyonel olarak ne kadar zor ve yıpratıcı olduğunu göstermiştir.
Yazıda TBMM’nin ve iktidar partisi (AKP) içindeki kadroların bu konuda öncülük etmesi beklenmektedir. Oysa bırakın muhalefeti, iktidar partisinin kendi milletvekilleri ve bürokratik kadroları içerisinde dahî böyle radikal, “devrimci bir şahlanışla” küresel finans sistemini reddedecek bir zihnî altyapı, hazırlık veya siyasî cesaret maalesef mevcut değildir. Bugün ne Meclis’te ne de parti koridorlarında faizsiz tam bağımsız bir ekonomik modeli tasarlayıp uygulayabilecek donanımda ve iradede bir siyasî akım veya güçlü bir ilmî kadro görünmektedir.
Ali Rıza Demircan Hocamızın dile getirdiği endişeler ve idealist yaklaşım, dinî ve vicdanî açıdan son derece anlaşılırdır. İslâm inancına göre faizin konumu bellidir ve sistemin meydana getirdiği adaletsizlikler ortadadır. Ancak teori ile pratik arasındaki mesafe oldukça uzaktır. Mevcut küresel ekonomik düzene bağımlılık, yerli ve uluslararası sermaye dengeleri, bürokratik atalet ve siyasî aktörlerin tercihi göz önüne alındığında, bu dönüşümün ne iktidar ne de mevcut Meclis yapısı tarafından gerçekleştirilmesi pratikte mümkün görünmemektedir. İlâhî sorumluluk ve ahlâkî duruş yönünden yapılan hatırlatmalara katılmakla birlikte, toplumsal ve ekonomik dönüşümün yalnızca temennilerle değil, çok güçlü, İslâm’ın iktisadî ve sosyal sistemini iyi bilen donanımlı ve gerçekçi bir ilmî ve teknik kadro hazırlığı olmadan hayata geçirilemeyeceği de açık bir gerçektir.
BBC ve NPR Araştırması: Esad Rejimi’nin Kimyasal Silah Yöneticisi Lübnan’da Koruma Altında Uluslararası basında geniş…
Türkiye’nin En Güvenli Şehirleri Açıklandı: Adıyaman Zirvede Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayandırılarak hazırlanan güncel…
Yemen Çöllerine Asker mi Göndereceğiz? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün kimi çevrelerin dile getirdiği başlıktaki…
GOETHE’NİN MÜSLÜMANLIĞI ÜZERİNE: GOETHE MÜSLÜMAN OLMADI, MASON OLARAK ÖLDÜ (2) Değerli Okuyucularım, Son yazımda (7…
Zekeriya Efiloğlu’ndan 4+4+4 Tartışması: “Kesintisiz Eğitimden Vazgeçilmeli” Eğitimci-yazar Zekeriya Efiloğlu, sosyal medyada paylaşılan videosunda 4+4+4…
EKRANLAR TOPLUMU İFSAT EDERKEN, İKTİDAR NEDEN SESSİZ KALIYOR? Türkiye’de televizyon kanallarında yayınlanan dizi, gündüz kuşağı…