
“Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları gözlerin dehşetten donakalıp kalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Suresi, 42)
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında aynı acı tablo karşımıza çıkıyor. Gazze’de aylardır süren bombardımanlarda sadece binalar değil, umutlar da yıkılıyor. Bir sabah okula gitmesi gereken çocuk, enkaz altında kalıyor; bir anne, evladının cansız bedenine sarılıyor; yaşlılar, hastanelere ulaşamadan hayatını kaybediyor. İnsanlık dışı bir abluka altında, temiz suya, ilaca, elektriğe dahi ulaşamayan milyonlarca insan, hayatta kalmayı başlı başına bir mücadeleye dönüştürmüş durumda.
Doğu Türkistan: Sessiz Çığlık
Doğu Türkistan’da ise sessiz ama derin bir trajedi yaşanıyor. Milyonlarca Müslüman, kimliğini ve inancını yaşadığı için toplama kamplarında tutuluyor, çocuklar ailelerinden koparılıyor, ibadethaneler kapatılıyor. İnsanların en temel hakları, yani dinini yaşama, dilini konuşma, kendi kültürünü koruma hakkı ellerinden alınmış durumda. Dışarıya çok az yansıyan bu baskı, aslında kitlesel bir insanlık dramı olarak tarihe yazılıyor.
Zulüm Cephelerde Değil, Günlük Hayatta da Var
Gazze’de bombaların gölgesinde, Doğu Türkistan’da ise görünmez zincirler altında; farklı coğrafyalarda, farklı yöntemlerle ama aynı ortak kaderle zulüm sürüyor: İnsanların yaşam hakları, onurları ve özgürlükleri ellerinden alınıyor.
Ama zulüm sadece savaş coğrafyalarında değil; günlük hayatın içinde de karşımıza çıkıyor. Kimi zaman bir işçinin alın terinin karşılığını alamaması, en ağır şartlarda, uykusuz ve yorgun bir şekilde çalıştırılması da zulümdür. Kimi zaman insanların, kendi evlerinde ya da sokak ortasında uğradıkları şiddet ve cinayetlerle hayatlarının son bulması da zulümdür. Çocukların masumiyetlerinin çalındığı, istismara uğradıkları, eğitim ve sevgi yerine korku ve acıyla büyümek zorunda kaldıkları bir dünya da zulmün en karanlık yüzüdür.
Aynı zamanda laiklik adı altında insanların dini duygularının baskı altına alınması, inançlarının ötelenmesi ve hor görülmesi de zulümlerin en büyüğüdür. Zira insanın en temel hakkı, vicdan ve inanç özgürlüğüdür. Ancak kimi zaman modernlik ya da laiklik kavramı istismar edilerek, dinî değerler toplumdan dışlanmaya çalışılıyor. Tesettürlü kadınların küçümsenmesi, alay konusu yapılması, iş hayatında ya da eğitimde önlerine engeller çıkarılması aslında bireyin kimliğine ve varoluşuna yönelmiş bir saldırıdır.
Sadece tesettür değil; namazını kılmak isteyen bir öğrencinin ya da işçinin görmezden gelinmesi, oruç tutanların küçümsenmesi, dini hassasiyetlere sahip insanların geri kafalılık yaftasıyla damgalanması da aynı zulmün farklı yansımalarıdır. İnsanların kutsallarıyla alay edilmesi, inançlarının baskı altına alınması, en ağır fiziksel şiddet kadar derin izler bırakan bir psikolojik şiddettir.
Kur’an’ın defalarca vurguladığı özgürlük ve adalet anlayışına göre, hiçbir insan inancı nedeniyle aşağılanamaz, ötekileştirilemez. Dini değerlerle alay etmek, onları toplum dışına itmeye çalışmak, sadece bireyin hakkını değil; toplumsal barışı da zedeler. İşte bu yüzden, laiklik adı altında dini değerleri hedef almak, aslında en köklü zulüm biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Aynı şekilde toplumun huzurunu bozan gasp, hırsızlık, çıkar uğruna işlenen cinayetler ve mafyavari baskılar da bireylerin yaşam hakkını, güvenliğini ve onurunu gasp eden zulüm örnekleridir. Bugün adalet terazisinin bozulduğu her yerde, zayıf olanın hakkı güçlüye yediriliyor, sessizlerin sesi kısılıyor, hak arayanlar sindiriliyor. Böylece zulüm, sadece cephelerde değil; hayatın tam ortasında, iş yerinde, evde, sokakta ve hatta devlet kurumlarında farklı maskelerle varlığını sürdürüyor.
Zalimler, güç ellerindeyken hesap sorulmayacağını sanıyor. Bir kısmı yaptıklarını “hukuk kılıfı”na sokarak, bir kısmı “güçlü olan haklıdır” anlayışıyla, bir kısmı da sessizlikten cesaret alarak zulmünü artırıyor. Fakat Kur’an, çok net bir gerçeği hatırlatıyor:
“Allah, yaptıklarından habersiz değildir.” (İbrahim, 42)
“Zulmedenler, yaptıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir.” (Şûrâ, 22)
“Zalimlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113)
Bugün mazlumların çığlığı göğe yükseliyor, zalimlerin zulmü ise geçici bir saltanattan ibaret. İbrahim Suresi’nin bu uyarısı, tüm insanlığa bir hatırlatma niteliği taşıyor: Adalet, er ya da geç tecelli edecek. İnsanlık, zalimlerin geçici gücünden değil; Allah’ın mutlak adaletinden medet ummalı.
Son söz:
Zulmün her çeşidi karşısında susmak, o zulme ortak olmaktır. Gazze’de, Doğu Türkistan’da ya da yanı başımızda… Nerede bir haksızlık varsa, orada insanlığın vicdanı sınanmaktadır. Allah, zalimleri ertelese de asla unutmaz. Ve bir gün gözlerin donakalacağı o hesap günü mutlaka gelecektir.