
ALMANYA’DAKİ TÜRK KÖKENLİ SİYASİLER
Almanya, Türk karşıtı odakları desteklemekle bilinen bir ülke. Türkiye’nin aleyhinde olan ne kadar örgüt mensubu, siyasetçi, bölücü, yazar ve çizer varsa onlara kapısını açıyor. Dün de bugün de Almanya’nın tutumu değişmiş değil.
3 milyonun üzerinde Türk kökenlinin yaşadığı bu ülkede, çifte vatandaşlık sahibi olanların ve Alman vatandaşlığına geçenlerin sayısı bu rakamın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu ülkeye siyasi nedenlerle iltica edenlerin ve Alman vatandaşı olanların çoğunluğunun sol görüşlü kişiler olduğu görülüyor. Bu kişilerin bazıları, Türkiye karşıtı politikaları savundukları için Almanya’da kendilerine önemli bir yer edinebiliyorlar. Bunların Alman siyasetine ilgileri de oldukça fazla.
Almanya Federal Meclisinde 19 Türk/Türkiye kökenli milletvekili görev yapmakta ve bunların 16’sı sol partilerde yer almakta.
Almanya’daki sol veya merkez sol partilerde yer alan Türk kökenlilerin siyasi yaklaşımlarına baktığımızda, genellikle Türkiye’nin tezlerine aykırı görüşlere sahip oldukları görülmekte. Bizler bu milletvekillerinin Türk kökenli olmalarından sevinç duyarken, onlar maalesef Türkiye karşıtı bir pozisyonda yer alabiliyorlar.
Almanya’da gerçekleşen Berlin seçiminde Türk kökenli Elif Eralp liderliğindeki Sol Parti’nin (Die Linke) birinci olması Türkiye’de bazı kesimlerce sevinçle karşılanınca geçmişte Türk kökenli Alman milletvekillerinin Türkiye aleyhine söyledikleri sözleri hatırladım.
Basınımızda Alevi ve sol bir aileden geldiği sık sık vurgulanan Eralp’in, Türkiye’de kamuoyunun bir kesimi tarafından “soydaş başarısı” veya “göçmen kökenli bir Türk kadınının zaferi” parantezine alınarak sevinçle karşılanması düşündürücüdür.
Dışarıdan bakıldığında, Batı Avrupa siyasetinde Türk kimliğine sahip bir ismin üst düzey makamlara gelmesi bir gurur vesilesi gibi sunulsa da bu yüzeysel sevinç dalgası, ciddi bir kimlik ve ilke çelişkisini gözler önüne sermektedir. Bir siyasi figürün sırf etnik veya kültürel kökeni sebebiyle alkışlanması, o figürün temsil ettiği siyasal çizginin ve Türkiye’nin millî tezlerine, tarihsel duruşuna yönelik yaklaşımının göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Oysa siyasette asıl belirleyici olan unsur biyolojik veya etnik köken değil; savunulan fikirler, takınılan tutumlar ve hizmet edilen siyasal ajandadır.
Eralp’in mensubu olduğu ve yön verdiği siyasi çizgi incelendiğinde, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve tarihsel tezleriyle taban tabana zıt bir söylemle karşılaşılmaktadır. Ermeni ve Rum iddiaları konusunda Türkiye’yi tarihsel olarak mahkûm eden, Osmanlı’nın son döneminde yaşananları soykırım olarak nitelendiren ve bu söylemi Batı kamuoyunda meşrulaştırmaya çalışan tutumlar, bu siyasi çizginin ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkmaktadır.
Aynı şekilde, Türkiye’nin üniter yapısını, toplumsal bütünlüğünü ve terörle mücadelesini hedef alan, Kürt kimliği üzerinden ayrıştırıcı tezleri savunan yaklaşım da yine bu anlayışın merkezinde yer almaktadır.
Dolayısıyla Türkiye’nin tezlerini uluslararası alanda inkâr eden, millî hafızayı hedef alan ve ülkenin bütünlüğüne karşıt bir duruş sergileyen bir anlayışın temsilcisine, sadece “Türk ismi taşıyor” gerekçesiyle sempati beslemek takdir edilecek bir şey olmasa gerek. “Kimlikçi körlük” olarak nitelendirilebilecek böylesi bir yaklaşım millî çıkarlarımıza aykırıdır.
Bir siyasetçinin veya kamu figürünün fikirleri Türkiye’nin çıkarlarına ve tarihsel gerçeklerine zarar veriyorsa, onun hangi ülkede doğduğu veya ana dilinin ne olduğu tali bir detaydan ibarettir. Batı siyasetinde yer alan Türk kökenlilerin, Türkiye ile yapıcı ilişkiler geliştirmek ve Türkiye’nin haklı tezlerini bulundukları ülkelerde savunmak yerine, kendi siyasi ikballeri uğruna Türkiye karşıtı odakların ve marjinal söylemlerin sözcülüğüne soyunması sıkça karşılaşılan bir problemdir.
Bu nedenle dışarıdaki siyasi başarıları değerlendirirken şekle değil öze bakmak, ilkesel bir süzgeç kullanmak elzemdir.
Fikri zeminde Türkiye’nin karşısında duran bir anlayışın zaferine sevinmek, sadece safdil bir kimlikçilik değil, aynı zamanda ülkenin tarihsel ve siyasal duruşuna karşı bir duyarsızlıktır.
Umarım yanılırız ve Eralp, Türkiye ile ilgili olumsuz görüşlerini terk ederek Almanya’ya yararlı olduğu kadar Türkiye’yi de Almanya’da savunan biri olur.
ADNAN ONAY / ULUSLARARASI SİYASET UZMANI
Yazarımız ‘Adnan Onay’ın’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Bugünün Dünyasını Anlamak İçin Tarihin Hangi Sayfalarına Bakmalıyız? Bugünün dünyasını anlamaya çalışırken çoğu zaman yalnızca…
İran Devrim Muhafızları komutanı Hüseyin Zarifi öldürüldü İran Devrim Muhafızları Ordusu mensubu Tuğgeneral Hüseyin Zarifi,…
Almanya'dan Türkiye'deki Patriot Görevine Uzatma Kararı ALMANYA, MALATYA'DAKİ PATRİOT GÖREV SÜRESİNİ NİSAN 2027'YE KADAR UZATTI…
Mansur Yavaş’ın CHP’den İstifası: Bağımsızlık Kararı mı, Cumhurbaşkanlığına Yeni Bir Yol mu? Türk siyaseti yine…
İngiliz Şarkıcı Paloma Faith'ten Vicdanları Harekete Geçiren Çıkış: "Çocuklarımı Her Gece 'Özgür Filistin' Diyerek Uyutuyorum"…
ABD Abbas’ın Sesini Kesmek İstedi, BM Kürsüsü Filistin’i Konuştu ABD'nin Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a…
View Comments
Türk devlet ve tarih çizgisi ile uyumlu olmayınca bu kişiler “ makbul Türk” sayılmıyor galiba.Türkiyedeki sistemle sorunu olduğu için ,Avrupa’ya gelmiş insanların ,üstüne bir de Türkiye’ye arka çıkmasını beklemek akıllara zarar bir bakış(sızlık) açısı.