Genel

AZERBAYCAN’IN BAŞÖRTÜSÜ KARARI VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI ÜZERİNE

AZERBAYCAN’IN BAŞÖRTÜSÜ KARARI VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI ÜZERİNE

Azerbaycan’da kılık-kıyafet düzenlemesi çerçevesinde kamuda ve okullarda başörtüsünün yasaklanması kararı, geçmişte başörtüsü yasaklarına karşı çetin mücadele süreçlerinden geçen Erdoğan ile Aliyev’in arasını açmaya yönelik bir zemine çekilmek isteniyor.

Son dönemde oldukça yüksek bir gerilim yaşadığımız İsrail ile Azerbaycan’ın iyice yakınlaşması da işin içine girince, Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını bozmak isteyen çevreler konuyu iyice köpürtüyor. Maalesef Azerbaycan tarafında da bu konu üzerinden Türkiye-Azerbaycan dostluğunu İsrail ile olan ilişkilere kurban etmeye çalışanların sayısı azımsanmayacak düzeyde.

Öncelikle şunu açıkça belirtmek gerekir ki Azerbaycan, her zaman Türkiye’nin desteğine muhtaçtır. Türkiye’nin desteğini arkasına alamayan bir Azerbaycan, her an varoluşsal bir tehdit ile karşı karşıya kalabilir. Zira Azerbaycan’ın tarihine bakıldığında bu gerçeklik net bir şekilde görülür. İki ülke arasındaki bağların yalnızca kültürel ve dinî yakınlıktan ibaret olmadığını; bu bağın Azerbaycan’ın varlığını ve bağımsızlığını doğrudan ilgilendiren stratejik bir boyut taşıdığını tarih bize kanıtlamaktadır.

Bilindiği gibi, 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay antlaşmalarıyla Azerbaycan topraklarının kuzeyi Rusya’nın, güneyi ise İran’ın hâkimiyetine girdi. 1917’de Rusya’da yaşanan Bolşevik İhtilali’nin ardından oluşan ortamda, 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. Azerbaycan’ın 1918’deki bağımsızlığı yalnızca yerel milliyetçi hareketin bir eseri değildi; bu süreçte Osmanlı’nın askerî desteği de belirleyici bir rol oynadı. Cumhuriyet ilan edildiğinde Bakü’nün kontrolü henüz sağlanamamıştı. Enver Paşa’nın emriyle kardeşi Nuri Paşa komutasında kurulan Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan kuvvetleriyle birlikte ilerleyerek 15 Eylül 1918’de Bakü’yü kurtardı. Böylece genç cumhuriyet, başkentini kontrol altına alabildi.

Ne var ki Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve Mondros Mütarekesi sonrasında bölgeden çekilmek zorunda kalması, Azerbaycan’ı yeniden savunmasız bıraktı. 28 Nisan 1920’de Kızıl Ordu’nun işgaliyle bağımsızlık sona erdi ve Azerbaycan, 1991’e kadar Sovyetler Birliği hâkimiyeti altında kaldı. İlham Aliyev’in babası Haydar Aliyev’in nüfuzlu bir Komünist Parti yöneticisi olarak Politbüro’da yer alması da bu Sovyet dönemi dengelerinde önemli bir etken oldu.

Bağımsızlık arzusuyla yeniden ayağa kalkan Azerbaycan halkı, Ocak 1990’da Sovyet ordusunun Bakü’ye kanlı müdahalesiyle karşılaştı. “Kara Ocak” olarak anılan bu katliamda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Ardından Azerbaycan, Ebülfez Elçibey öncülüğündeki milliyetçi hareketin ivmesiyle 1991 yılında bağımsızlığını yeniden ilan etti.

Türkiye, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu ve resmî diplomatik ilişkiler 1992’de kuruldu. İki ülke arasındaki bağlar böylece dil, kültür ve tarih yakınlığının da ötesine geçen stratejik bir boyuta taşındı.

1992’de iktidara gelen Ebülfez Elçibey, milliyetçi ve Türkçü çizgisiyle öne çıktı. Türkiye ile en üst düzeyde yakınlaşmayı savundu; Rusya ve İran’ın bölgedeki nüfuzuna karşı mesafeli bir tutum benimsedi. Ancak 1993’te yaşanan silahlı ayaklanma ve derin siyasi kriz sonucunda Elçibey iktidarı sona erdi. Sovyet döneminde Azerbaycan Komünist Partisi’nin liderliğini yapmış olan Haydar Aliyev yeniden ülke yönetiminin merkezine yerleşerek 1993’te cumhurbaşkanı oldu.

Ne yazık ki o kritik dönemde Türkiye’den yardım talep eden Elçibey’e beklediği destek verilemedi ve Elçibey kaderiyle baş başa bırakıldı. Bu durum, nihayetinde Aliyev ailesinin iktidar yolunu açtı.

2003 yılında Cumhurbaşkanı seçilen Haydar Aliyev’in oğlu İlham Aliyev petrol ve doğal gaz gelirleri; altyapı yatırımları, askerî modernizasyon ve savunma harcamaları açısından ülkeye önemli kaynaklar sağladı. Bakü’nin çehresi değişti; ulaşım, şehircilik ve enerji hatları hızla geliştirildi. Aliyev, aynı zamanda geçmişten bugüne İran ve Rusya kıskacında bulunan ülkesini güçlü kılabilmek adına hem Türkiye hem de Batı ile ilişkilerini dengeli bir şekilde yürüttü. İsrail ile olan ilişkileri ise Türkiye ile eş zamanlı olarak gelişti; ancak Ankara-Tel Aviv hattında yaşanan gerilimlerden doğrudan etkilenmedi. İsrail’le ilişkilerini geliştirerek devam ettirdi.

Bunun temel nedenlerinden biri, Aliyev yönetiminin din anlayışının ümmet bilincinden ziyade seküler Türk milliyetçiliğiyle şekillenmiş olmasıdır. Ülke nüfusunun çoğunluğunun Şii Müslümanlardan oluşması ve yönetimin seküler yapısı, ağırlığı Sünni olan İslam dünyasının dinî gündemlerine mesafeli durmasının sebeplerinden biri olarak görülebilir. Bu hâliyle Azerbaycan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1930’lu ve 40’lı yıllardaki katı laik yapısını andırmaktadır.

Azerbaycan, Türkiye ile kıyaslandığında ölçek olarak küçük bir ülkedir. Nüfusu yaklaşık 10 milyon ile İstanbul’un oldukça altındadır; yüzölçümü ise 86.600 kilometrekare olup hemen hemen Konya ilimizin iki katı kadardır. Ancak bulunduğu jeopolitik konum, Türkiye açısından son derece kritik, Azerbaycan açısından ise bir o kadar zorlu bir coğrafyadır.

Türkiye; Kafkasya’ya açılmak, Türk Dünyası ile karasal ve stratejik bağlarını güçlendirmek ve kendi güvenliğini tahkim etmek için Azerbaycan’ın güçlü kalmasını sağlamak zorundadır. Azerbaycan da varlığını ve egemenliğini koruyabilmek için her daim Türkiye ile ilişkilerini en üst düzeyde tutmaya muhtaçtır.

Aliyev yönetimi ne derse desin, tüm dünya gayet iyi biliyor ki Türkiye’nin askerî, teknolojik ve diplomatik desteği olmasaydı Azerbaycan’ın Karabağ’ı işgalden kurtarması mümkün olamazdı.

Sonuç olarak, Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlaması üzerinden Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini zedelemek isteyenler, her iki ülkeye de zarar verme hesabı yapmaktadır. Şunu doğru okumak gerekir: Laik Azerbaycan yönetiminin dinî konularda aldığı bu tür kısıtlayıcı kararlar doğrudan Türkiye ile değil, daha çok İran’ın bölgedeki dinî nüfuz arayışlarına duyulan güvenlik kaygısıyla ilgilidir.

Azerbaycan yönetimi açısından alınan kararlar devletin egemenlik alanı ve laik eğitim politikası olarak görülürken; Türkiye’deki muhafazakâr çevreler haklı olarak konuyu temel haklar, din ve vicdan özgürlüğü penceresinden değerlendirmektedir.

Laiklik, dinî özgürlükler ve eğitim politikaları her ülkede farklı tarihsel tecrübelere göre şekillenebilir. Ancak devletler eğitim politikalarını belirlerken öğrencilerin evrensel haklarını, din ve vicdan özgürlüğünü ve ayrımcılık yasağını göz ardı etmemelidir. Bu açıdan bakıldığında, gerekçesi ne olursa olsun Azerbaycan yönetiminin başörtüsü konusunda aldığı kısıtlama kararı yanlış bir yaklaşımdır.

Yine de iki ülkenin toplumsal ve siyasal gerçeklikleri arasındaki bu farkların Türkiye’deki iç siyasete malzeme edilmesinden kaçınılmalı, sorunun çözümünde yapıcı bir üslup benimsenerek zamana yayılmalıdır. Her şeyden önce, “Tek millet, iki devlet” şiarıyla kenetlenmiş olan Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu sarsılmaz dostluk ve stratejik ortaklığın, zaman içerisinde temel hak ve özgürlükler konusunda da ortak ve özgürlükçü bir anlayışı olgunlaştıracağına inanmamız gerekir.

ADNAN ONAY / ULUSLARARASI SİYASET UZMANI
Yazarımız ‘Adnan Onay’ın’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Arda Güler, Hafızlık Öğrencilerine Forma Gönderdi

Dünyaca Ünlü Türk Futbolcu Arda Güler’den, Hafızlık Öğrencilerine Anlamlı Hediye! Real Madrid’in dünyaca ünlü Türk…

55 dakika ago
  • Genel

TRUMP’IN İSLÂMOFOBİK POLİTİKA PRATİĞİ: HZ. MUHAMMED (s.a.v.) İSMİ ÜZERİNDEN YAPILAN SAYGISIZLIK

 TRUMP’IN İSLÂMOFOBİK POLİTİKA PRATİĞİ: HZ. MUHAMMED (s.a.v.) İSMİ ÜZERİNDEN YAPILAN SAYGISIZLIK İslâm dünyasında derin bir…

2 saat ago
  • Makale

DİNİNİ ÖĞRENMEK İSTEYENE KAPIMIZI KAPATMAYALIM

DİNİNİ ÖĞRENMEK İSTEYENE KAPIMIZI KAPATMAYALIM Dinini öğrenmek isteyenlere yardımcı olmak, sorularını cevaplamak ve doğru bilgiye…

3 saat ago
  • Makale

İSLAM DEVLET MODELİ: EGEMENLİK, YÖNETİM, YETKİ VE DENETİM DÜZENİ

İSLAM DEVLET MODELİ: EGEMENLİK, YÖNETİM, YETKİ VE DENETİM DÜZENİ Kur'an'ın hükümleri doğrultusunda devletin kuruluşu, siyasi…

3 saat ago
  • Gündem

Soframız Büyüdü, Gönlümüz Neden Küçüldü?

Soframız Büyüdü, Gönlümüz Neden Küçüldü? Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası”, bir şarkının ötesinde paylaşmanın, kanaatin…

12 saat ago
  • Gündem

Göklerin Hız Rekortmeni: Gökdoğan

Göklerin Hız Rekortmeni: Gökdoğan Saatte 320 kilometreye ulaşabilen bir dalış… Keskin görüş, güçlü pençeler ve…

12 saat ago