manşet

BARAN DERGİSİNİN MÜFTERİLERİNE KAPAK OLSUN

BARAN DERGİSİNİN MÜFTERİLERİNE KAPAK OLSUN 

Aylık Baran Dergisi” kim ise, ne idüğünü bilmediğim ama aşağıdaki ifadelerinden, bağnaz, katı gelenekçi ve mezhepçi oldukları anlaşılıyor. Mirat yazarları ile ilgili bakın ne iftiralar saçmalamışlar: “Mirat Haber yazarlarının sergilediği sistemli sahabe karşıtı tutum, aslında Türkiye’de son yıllarda dozu artırılan Şii propagandasının ve modernist-reformist hezeyanların bir dışavurumudur. Ehl-i Sünnet kalesini içeriden sarsmaya çalışan bu yaklaşım, tarihî gerçeklikten ziyade Şii tarihçilerin ideolojik kuruntularına ve asılsız iddialarına dayanıyor. Hazreti Muaviye’ye yönelik bu kin ve nefret dili, kendi mezhebi ajandalarını “tarihî analiz” adı altında pazarlayan bu odakların elinde adeta bir silaha dönüştürülüyor.

Bu düşmanlık ağının beslendiği ana damarlar, İslam dünyasında “reformist” maskesiyle ortaya çıkan ancak sahabe hukukunu tahrif eden Cemaleddin Afgani, Mevdudi ve Muhammed Gazali gibi figürlere dayanıyor. Kendi projelerine zemin hazırlamak amacıyla İslam tarihini bir “güç savaşı” olarak kodlayan bu ekol, sahabeyi hırslı, dünyacı ve kural tanımaz göstererek Asr-ı saadet ruhunu zedelemeye çalışıyor.

Daha da vahimi, Türkiye’de Mustafa İslamoğlu gibi “mezhepsiz” figürler eliyle bu hadsizlik meşrulaştırılıyor. Sahabenin dilediği gibi eleştirilebileceğini, hatta “cürüm” ve “hata” adı altında itibarsızlaştırılabileceğini iddia eden bu sapıklar, İslam’ın intikal zincirini koparmayı hedefliyor. Sahabeyi sıradan birer siyasi figür seviyesine indirgeyerek eleştiri nesnesi haline getiren bu modernist yaklaşım, Müslüman zihnini bulandırmayı amaçlayan kirli bir operasyonun parçasıdır.”

Bu iftiraların neresini düzeltelim. Sapla samanı karıştıran bu bağnazlar sürüsü, Sünnet düşmanı Mustafa İslamoğlu, Mirat yazarı olmadığı halde, Mirat Haber yazarıymış gibi göstererek Ali Rıza Demircan hocamız, Ali Bulaç ve benim resmimin bulunduğu fotoğraf karesinin önüne Mustafa İslamoğlu’nun resmini koyarak yukardaki iftiraları sıralamışlar.

Aslında müthiş bir gelenekçi ve bağnaz bir mezhepçi olduğuna kanaat getirdiğim, dindarlık adına dini-darlık yapan, körü körüne geçmişi kutsayan, mezhebi din, içtihatları da nas yerine koyan ve İslam’ın doğru anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biri olan bu müptezelleri cevap vermeye değer bulmaz ve klozete atıp üstüne sifonu çekerdim. Fakat bu mezhepçi bağnazlara kapak olsun ve okuyucularımız, Sahih İslam’ın önündeki bu takozları daha iyi tanısın diye bu satırları kaleme alıyorum.

Efendiler! Müslüman, inançlarını ve iddialarını Kur’an’a ve sahih Sünnete dayandırmak zorundadır. Bütün görüşler bu ölçüye vurularak değerlendirilir. Bu ana ilke ile ilgili İmam Şafi şöyle der: “Bir söz söylediğimiz vakit onu Allah’ın Kitabı ve Rasûlüllah’ın Sünnetine arz ediniz. Eğer onlara uyuyorsa kabul ediniz, uymuyorsa reddediniz ve sözümüzü duvara çalınız” (İbnü’l Kayyim, İ’lamu’l Muvakıîn, 2/361).

Masum/korunmuş olan sadece Rasûlullah’tır. Onun dışında kim olursa olsun masum değildir. Masum olmayan kişilerin, Kitap ve Sünnete uygun olan sözleri ve fiilleri kabul edilir. Bu ikisine muhalefet edenler ise, kim olursa olsun sözlerine ve yaptıklarına itibar edilmez. Nitekim İmam Malik; Rasûlullah’ın (sav) kabrini ziyaret esnasında: “Bu kabir sahibinin dışında herkes söylediklerinden tenkide tabi tutulur” demiş ve Allah Rasûlü’nün kabrine işaret etmiştir.  (Takuyyiddin es-Subkî, el-Fetâvâ, 1/48).

İşte ölçü budur. Bir söz, filan âlim kitabında nakletti diye doğru olmaz. Kur’an ve Sahih Sünnetle uyum halinde ise doğrudur. Biz, âlimlerimizi severiz fakat hakikati daha çok severiz. Hakikat de Kur’an ve Sünnetle uyumlu olandır. Allah ve Rasûlü’nün dışında hiç kimse lâyüsel ve eleştirilemez değildir.

Geleneği kutsayan bu mahlûklar da bilsinler ki, Sahabe masum değildir. Peygamberimizin, âmâ Abdullah Ümmü Mektum gelince yüzünü ekşitmesi, Tahrim suresinin ilk ayetlerinde ifade edildiği gibi bal şerbetini kendisine haram kılması, Bedir esirleri ile ilgili uygulaması, Hendek savaşında münafıkların üfürükten mazeretlerini kabul etmesi vb. en az 6 zellesi/hatası Kur’an’da zikredilir. “Allah’tan başka hatasız varlık yoktur” konusunda bu ayetleri sohbetlerimizde dile getirince peygambere hakaret olmuyor ama “Muaviye kılıç zoruyla oğlu Yezid’e biat aldı ve böylece saltanat dönemini başlattı” dediğinizde, sahabe olan Muaviye‘ye hakaret etmiş oluyorsunuz. Bir kimse, Hz. Ali’ye çektirdiklerinden ve Sıffin savaşında, İhsan Süreyya hocanın ifadesiyle 80 bin Müslümanın kanının akıtılmasına sebep olan Muaviye’ye sövmüyor fakat yaptıklarının doğru olmadığını söyleyerek eleştiriyor ve “Hazreti” de demiyorsa Sahabeye hakaret mi etmiş oluyor? Varsın gelenek tapıcıları Sahabeyi; “Hata yapmaz, yapsa da ictihat hatasıdır hoş görülür, onların kanlarını buladıkları olaylara biz dillerimizi bulamayalım” diye tepinip dursunlar.

Ashabıma sövmeyin” hadisini delil getirerek Sahabenin yaptığı hataları söylemekle, onlara küfretmeyi aynı kefeye koyan beyni sulanmışlara cevap vermeyi bile zâid addederim. Bizleri Şia sevicilikle suçluyorlar fakat “12 imamın masumiyetine inanan” Şia gibi, onlar da “Sahabenin masumiyetine inanarak” onlarla aynı düzlemde yer alıyorlar. Bu masa başı klavye mücahitleri ucuz ehlisünnet simsarlarıdır. Uydurma ve hurafelerini “ehlisünnet” ambalajıyla sunan din bezirgânlarıdır.

Merhum Muhammed Gazali: “BU ÜMMET, SAHİH HADİSLERİN YANLIŞ YORUMUNDAN ÇEKTİĞİNİ, BİNLERCE UYDURMA HADİSTEN ÇEKMEMİŞTİR” demek suretiyle bu hanzoların kıt akıllılıklarına dikkat çekiyor.

Şunu da belirtelim ki, din, bir gelenek üzerine oturur. Ama “Gelenekçilik” başka “Geleneklilik” başkadır. “Mezhepçilik” başka, “Mezheblilik” de başkadır. Bu satırların sahibi modernistler gibi reddi miras yapmaz.Gelenekli” ve “Mezheplidir.” Ama bu gelenekçi ve mezhepçi tayfası kendileri gibi olmayanları, geleneğe eleştirel bakanları “Vahhabi, selefi, Cemaleddin Afganici, mezhepsiz, Ehl-i Sünnet düşmanı ya da modernist” şeklinde yaftalamaya kalkarlar. Gırtlağına kadar bidat ve hurafeye batmış olan bu gürûh, “Kendi gözündeki hizeni görmez, başkasının gözündeki saman çöpüyle uğraşır.” Biraz aynaya bakın da halinizi bir görün.

Bu gelenekçi ve mezhepçilere göre her şey geçmişte söylenmiştir. “O kocaman âlimler, ne dediyse ve kitaplarında ne yazdıysa doğrudur. Bize düşen onları eleştirmeden kabul etmektir. Onlar böyle dediği halde sen kim oluyorsun da muhalefet ediyorsun” derler. Yahu arkadaş siz tarihselcilere niye kızıyorsunuz? Her şey tarihte söylenmişse, Kur’an’la ilgili denilecek olanlar denmişse, geçmişteki müctehid imamalar ayarında âlimleri hâşâ Allah yaratamayacaksa, ben size diyecek söz bulamıyorum. Tarihselciler; “Kur’an’ın hükümleri tarihseldir. Yani indiği dönem ve bir müddet daha ihtiyaçlara cevap vermiştir. Sonraki dönemlerde çağın gelişmişliğine ve hukuk normlarına göre cezalar ve hukuk değişir” deyip Kur’an’ı, hayattan çıkararak tarihe gömerler. Siz de “Dinî konularda ve Kur’an hakkında geçmiş ulema, söylenmesi gerekenleri söylemiştir, biz onları öğrenip yaşayalım yeter” diyerek Kur’an’ı, Mezhep imamlarının çağına gömüp gelmiyor musunuz? “Kur’an, çağlar üstü bir kitaptır. Her çağın problemine O’nda çözüm vardır. Çünkü O hayat kitabıdır” inancını nereye koyuyorsunuz? İslam, önceki âlimlerin tekelinde mi? Allah, her devre damgasını vuran âlim yaratmaktan âciz mi? Sahi sizdeki kafa mı?

Beyler! Şunu unutmayın ki, bugünün şartlarını en iyi bilenler, bugünün âlimleridir. Dolayısıyla her devrin âlimi, kendi devrini en iyi tanır ve devirlerine ait problemleri çözerler. Günümüzün âlimleri de geçmiş ictihatlardan günümüze çözüm bulamazlarsa veya bundan asırlar önce yapılmış ictihatlar ve verilmiş olan fetvalar günümüze dar geliyorsa, geçmişi toptan kabul veya toptan reddetmeden, günümüzün problemlerine Hayat Kitabımızdan çözüm üretirler. Kıyamete kadar bu böyledir. Mezhepçi ve bağnaz gelenekçiler istemese de bu böyledir. Yoksa “İçtihat kapısı kapandı” diyenlerden misiniz? O zaman sözün bittiği yerdesiniz. Size laf kâr etmez. Kendi küllüğünüzde tepinin.

İstikbal inkılabâtında, Kur’an’ı tarihe ve mezhep imamlarının asrına gömenler değil, kıyamete kadar O’na hakkını verenler söz sahibi olacaktır biiznillah. Rabbim bizlere, Kur’an’ı ve Peygamberini, bidat ve hurafeden arınmış bir şekilde, nasıl doğru anlamamız gerekiyorsa öyle anlamayı ve doğru olarak yaşamayı nasip etsin. Bidatçı gelenekçilerin ve modernist tahrifçilerin şerrinden bu ümmeti korusun.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Osman Pamukoğlu’ndan Çarpıcı İddialar

KOYU ERDOĞAN MUHALİFİ KOMUTANDAN İTİRAF GELDİ! Osman Pamukoğlu'nun Sözcü TV'de Saygı Öztürk’ün programında yaptığı açıklamalar,…

52 dakika ago
  • Gündem

Tahran’da ABD ve İsrail Karşıtı Gösteri: Meydanlara Balistik Füzeler Getirildi

Tahran’da ABD ve İsrail Karşıtı Gösteri: Meydanlara Balistik Füzeler Getirildi Başkentte Binlerce Kişi Sokaklara Çıktı…

1 saat ago
  • Gündem

Türkiye, Palmira’da Yeni Askeri Üs Kuruyor

Türkiye, Palmira’da Yeni Askerî Üs Kuruyor: “Egemen Askerî Bölge” İlan Edildi Suriye hükümeti, ülkenin doğusunda…

2 saat ago
  • Makale

BİLİMSEL SAHTEKÂRLIK ÜNİVERSİTENİN ÖZÜNDE

Son dönemde yaşadığımız şiddet ve yolsuzluk olayları bizi Milli Eğitim ve Üniversite’ye yönlendirdi. İman ve…

2 saat ago
  • Makale

TOPLUMSAL ŞİDDETİ BESELEYEN ASIL FAKTÖR

TOPLUMSAL ŞİDDETİ BESELEYEN ASIL FAKTÖR Çok değil, yaşı elli ve üzeri olanların, hatırlayıp hasretle andığı…

3 saat ago
  • Makale

KUR’AN’DA «HABÎS (KÖTÜ) BİR KELİME»

KUR’AN’DA «HABÎS (KÖTÜ) BİR KELİME» «Habîs bir kelime-kelimetü’n-habîsetün» Kur’an’da güzel bir sözün (kelimetü’n-tayyibetün) deyiminin zıddı…

3 saat ago