Genel

BİR SANAT TARİHİ MUAMMASI: ŞEHZÂDE CAMİİ

BİR SANAT TARİHİ MUAMMASI: ŞEHZÂDE CAMİİ

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde, İstanbul’un üçgen bir yapıda olduğunu ve merkezinde yeşil bir taş bulunduğunu söyler.[1] Roma döneminden kalma üç metrelik bu yeşil sütun, tarihî İstanbul’da, çok önemli bir eserin köşesinde yer almaktadır: Şehzâde (Şehzâdebaşı) Camii. Miladi 1548 senesinde, Sultan Süleyman döneminde yapımı tamamlanan bu külliye, Sultan’ın 22 yaşındayken vefat eden oğlu Şehzâde Mehmed’in adını taşımaktadır. İçinde medrese, mektep, kütüphane, imaret, tabhane, çeşmeler ve Şehzâde Mehmed’in yattığı görkemli bir türbe bulunan bu ihtişamlı külliyenin en önemli yapısı, şüphesiz camisidir. Her gece 8.000 kandilin aydınlattığı cami için “vech-i arzda lâ-nazîr bir câmi‘-i bî-bedeldir”[2] diyen Evliya Çelebi, caminin ikişer şerefeli çifte minareleri için, “İstanbul, Bursa ve Edirne’de benzeri yapılmamış öyle nakışlı ibret verici minarelerdir ki Koca Mimar Sinan bu minarelerde ve camide mimarlıktaki ustalığını göstermiştir.”[3] demektedir. Halk arasında kendisinin çıraklık eseri olarak bilinen Şehzâde Camii için Mimar Sinan “gönül alıcı sofaları, esenlik veren birer mesire yeri gibiydi ve iki minaresi, aydınlık gönüllü bir ihtiyarın önünde ayağa kalkmış, uzun boylu, yakışıklı gençler gibi, hizmete hazır beklemekteydi sanki” yakıştırmasını yapar.[4] 

Peki, İstanbul’un orta noktası denecek kadar merkezî bir yerde, Roma’nın Hipodromu, Osmanlı’nın Divanyolu üzerinde inşa edilen bu abidevî eser nasıl olur da bir sultanın değil, bir şehzâdenin adına inşa ettirilir? Sanat tarihçisi Gülru Necipoğlu’nun Sinan Çağı adlı başucu eserinde vurguladığı üzere, Osmanlı mimari adabına göre, inşa edilecek eser kişinin statüsünden bağımsız değildir. Yapılacak eserin kırma çatılı mı kubbeli mi olacağını bile hayır sahibinin maddi gücü değil, statüsü belirlemektedir. Oysa Evliya Çelebi, Şehzâde Camii’ni İstanbul’un altıncı selâtin camisi olarak zikreder.[5] O hâlde Şehzâde Camii’nin konumundan mimari ögelerine, boyutundan minarelerine kadar sahip olduğu selâtin cami özelliklerini nasıl açıklayacağız? İşte sanat tarihçilerinin üzerinde kafa yorduğu muamma budur.  

İlginç bir şekilde dönemin kaynakları dahi bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Şehzâde Camii’nin içinde bulunduğu külliyenin inşası ile ilgili 2 rivayet bulunmaktadır: 

  1. Sultan Süleyman kendi adına anıtsal bir külliye inşa edilmesini emretmiş, Şehzâde Mehmed’in vefatı üzerine külliyeyi ona adamıştır.
  2. Şehzâde Mehmed, Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın en sevdiği oğulları olduğundan vefatı onları fevkalade üzmüş, padişah sevgili oğlunun anısına abidevi bir yapı inşa ettirmiştir.

Birinci görüşü aktaran 17. yüzyıl tarihçisi Peçevî şöyle demektedir: “Kimi gün görmüş ihtiyarlardan duymuştum: O mübarek camiin yapımına başlanmış ve temeli yer üstüne çıkmış idi. Rahmetlinin cenazesi getirilip de yakınında gömüldüğünden, onun adı verilerek bina tamamlandı.”[6] 

Bu görüşü doğru kabul eden Doğan Kuban’a göre, bu rivayeti doğru kabul etmeye iten başka sebepler de vardır: Kanûnî’nin ölen bir şehzâde için, babası Yavuz Sultan Selim’inkinden daha büyük ve gösterişli bir cami yaptırması Osmanlı tarihinde görülmemiş bir şeydir. Ayrıca Şehzâde Külliyesi için seçilen yer, İstanbul’un merkezî bir noktasında, tarihî Divanyolu üzerinde, Bayezid Camii ile Fatih Camii arasında güzel ve elverişli bir arsadır. Oysa Süleymaniye Külliyesi elverişsiz ve dik bir yamaçta, üstelik Eski Saray’ın arsasından bir bölüm alınarak yapılmıştır ki teknik olarak Mimar Sinan’ın böyle bir seçim yapmış olması düşünülemez.[7] 

İkinci görüşü savunan sanat tarihçisi Gülru Necipoğlu ise teknik detaylara farklı bir perspektifle yaklaşır: Sinan’ın heybetli Süleymaniye Külliyesi için seçtiği yer, payitahtın silüetine egemendir ve Şehzâde Camii’ni gölgede bırakır. Bu durum sultanın ve şehzâdenin statülerini açıkça ilan eder.[8] Ayrıca dönemin diğer tarihî kaynakları, daha önemlisi Mimar Sinan’ın kendisi, caminin yapımına türbeden sonra başlandığını ifade etmektedir.   

Gerçekten de Şehzâde Camii, anne babasının merhum Şehzâde Mehmed’e duyduğu büyük sevginin bir nişanesi olabilir mi? Dönemin önemli isimlerinden Celâlzâde, Sultan Süleyman’ın oğullarından bahsederken Şehzâde Mehmed’den, “Bunlardan Mehmed Çelebi çok bilgili ve yüksek ahlaklı bir şehzâde idi. Onun sahip olduğu faziletleri takdir etmekten insan âciz kalır. Yüzüne bakılsa bir güneş, bir nur topu sanılır. Mehmed Çelebi, babasının sevgilisi ve göz bebeği idi.”[9] diye bahseder. Venedik elçisi Trevisiano da Şehzâde Mehmed’i “hem kibar hem de yakışıklı, insanî, cömert biridir”[10] şeklinde anlatır. Sultan Süleyman’ın oğlu Mehmed’e olan sevgisinin dışarıdan bakan gözler tarafından anlaşıldığı açıktır. Şehzâde’nin Manisa Sancakbeyi iken geçirdiği bir hastalık sonucu 22 yaşındayken vefat etmesi padişahı yasa boğmuştur. Celâlzâde, acılı Süleyman’ı “Yusuf için ağlayan Yakub’a”[11] benzetir. Şehzâde’nin vefatı üzerine Sultan Süleyman şu mısrayı tarihe düşmüştür:  

“Şehzâdeler güzîdesi Sultân Mehmed’im” [12] 

Mehmed’in ne kadar kıymetli olduğu vefatından sonra bir kez daha ortaya çıkar: Sultan Süleyman, Belgrad Seferi dönüşü kaybettiği küçük şehzâdeleri Murad ve Mahmud’u ve üç yaşında kaybettiği Abdullah’ı Yavuz Sultan Selim türbesinin[13] yakınına defnettirmiştir.[14] Şehzâde Mustafa Bursa’ya[15], asi Şehzâde Bayezid Sivas şehrinde sur dışına gömülmüştür.[16] Şehzâde Mehmed’in İstanbul’a defni ile padişah çocuklarının Bursa’ya defnedilmesi geleneği ihlal edilmiş olduğu gibi,[17] bu, bir şehzâdenin kendi adına inşa edilen türbeyi içeren payitahttaki ilk ve son cami külliyesi olmuştur.[18] 

Eldeki kaynaklar ve yorumlar göz önünde bulundurulduğunda, Şehzâde Cami’nin başlangıçtan itibaren Şehzâde Mehmed adına inşa edildiği fikri ağır basmaktadır. Sanat tarihçileri ve mimarlar bu mesele üzerine daha çok kafa yoracağa benzese de Şehzâde Cami, bir babanın oğluna duyduğu büyük sevginin nişanesi olarak bakanların nazarlarını ve şehr-i İstanbul’u süslemeye devam edecek.  

Dipnotlar

[1] Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi: İstanbul, haz. Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003), s.121.
[2] Yeryüzünde benzersiz ve bedelsiz bir camidir.
[3] Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi: İstanbul, s. 122.
[4] Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye (Mimar Sinan’ın Anıları), s. 43-44.
[5] Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi: İstanbul, s.121.
[6] Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi, haz. Bekir Sıtkı Baykal, c.2 (Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1981)
[7] Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, YEM Yayın, İstanbul, 2017.
[8] Gülru Necipoğlu, Sinan Çağı Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarî Kültür, çev. Gül Çağalı Güven, (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013), s. 273.
[9] Celâlzâde, Kanunî’nin Tarihçisinden Muhteşem Çağ Kanunî Sultan Süleyman Tabakâtü’l Memâlik Ve Derecâtü’l-Mesâlik, haz. Ayhan Yılmaz (İstanbul: Kariyer Yayıncılık, 2011), s.269.
[10] Erhan Afyoncu, edt. Venedik Elçilerinin Raporlarına Göre Kanunî ve Şehzade Mustafa (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2012), s.130.
[11] Celâlzâde, Kanunî’nin Tarihçisinden Muhteşem Çağ Kanunî Sultan Süleyman Tabakâtü’l Memâlik Ve Derecâtü’l-Mesâlik, s.269.
[12] Ayvansarâyî Hüseyîn Efendi, Alî Sâtı‘ Efendi ve Süleymân Besîm Efendi, Hadîkatü’l-Cevâmi‘ (İstanbul Câmileri ve Diğer Dînî – Sivil Mi‘mârî Yapılar), haz. Ahmed Nezih Galitekin (Ankara: İşaret Yayınları,2001) s.54. 64 Şutko’ya
[13] Bkz. İ. Aydın Yüksel, “Sultan Selim Camii ve Külliyesi,” TDV İslam Ansiklopedisi, c.37 (İstanbul: TDV Yayınları, 2009), s. 513-516.
[14] Küçük Nişancı Mehmed Paşa, Tarih-i Nişancı Mehmed Paşa, 979/1571, (İstanbul: Tabhane-i Amire, 1279/1862), s.238.
[15] Afyoncu, Muhteşem Süleyman Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan, (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2011), s.105.
[16] Afyoncu, Muhteşem Süleyman Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan, (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2011), s.134.
[17] Gülru Necipoğlu, Sinan Çağı Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarî Kültür, çev. Gül Çağalı Güven, (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013), s.274.
[18] N. Çiçek Akçıl Harmankaya, Mimar Sinan Camilerinde Sembolizm (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2018), s.49. 

Oğuzhan Kabakcı – Fokus

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Genel

H. C. ARMSTRONG’UN TARTIŞMALI ATATÜRK BİYOGRAFİSİ BOZKURT, BEYAN YAYINLARI’NIN YENİ ÇEVİRİSİYLE TÜRKÇEDE

H. C. ARMSTRONG’UN TARTIŞMALI ATATÜRK BİYOGRAFİSİ BOZKURT, BEYAN YAYINLARI’NIN YENİ ÇEVİRİSİYLE TÜRKÇEDE Beyan Yayınları tarafından…

2 dakika ago
  • Genel

Sağlık Bakanı, Çocukların Yüzde 30’u Sigara Kullanıyor

Memişoğlu: 13-17 Yaş Arasındaki Çocukların Yüzde 30’u Sigara Kullanıyor Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, çocuklarda sigara…

17 dakika ago
  • Genel

MİT Akademisi Raporu!

MİT Akademisi Raporu: İsrail Küresel Güvenlik Sorunu Milli İstihbarat Akademisi tarafından yayımlanan “İsrail’in Yayılmacılığının Anatomisi”…

1 saat ago
  • Genel

John Kiriakou, Kamera ve Mikrofonlarınıza Erişebiliyorlar!

Eski CIA Görevlisi John Kiriakou’dan Şok İddia: “Kamera ve Mikrofonlarınıza Erişebiliyorlar” Eski Amerikan Merkezi İstihbarat…

3 saat ago
  • Gündem

Tom Barrack: Şah’ı biz devirdik, Humeyni’yi biz getirdik

Tom Barrack: “Şah’ı biz devirdik, Humeyni’yi biz getirdik” ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, İran’daki iktidar…

3 saat ago
  • Genel

GIDA ENDÜSTRİSİNİN SÖMÜRÜSÜNDEN NASIL KURTULABİLİRİZ?

GIDA ENDÜSTRİSİNİN SÖMÜRÜSÜNDEN NASIL KURTULABİLİRİZ? İnsanoğlu, tarih boyunca tarladaki tohuma, daldaki meyveye ve suyun akışına…

3 saat ago