
Milyonlarca insanın tek bir kişinin boyunduruğu altına girmesi ve kendi kaderini bir tiranın insafına bırakması nasıl mümkündür? Fransız düşünür Étienne de La Boétie’nin klasikleşen eseri Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, iktidar ile itaat arasındaki bu sarsıcı ve ezber bozan ilişkiyi gözler önüne seriyor. Eser, toplumların boyun eğme gerekçelerini derinlemesine incelerken, tiranlığın asıl gücünü askeri baskıdan değil, yönetilenlerin kendi rızasından aldığını gözler önüne seriyor.
Söz konusu analize göre iktidarın gücü, yukarıdan aşağıya uygulanan bir baskıdan ziyade, aşağıdan yukarıya sunulan toplu bir teslimiyete dayanıyor. Tiranların halkı ezmek ve denetim altında tutmak için kullandığı gözler, eller ve araçlar aslında yine halkın kendi kaynaklarından oluşuyor. La Boétie, insanların boyun eğme ve itaatkârlık süreçlerinin arkasındaki temel dinamikleri derinlemesine analiz Ediyor.
İtaatkârlığın ilk ve en güçlü nedeni, doğuştan gelen özgürlük hissiyatının zamanla unutulması ve alışkanlıkların insandaki ikinci bir doğa haline gelmesidir. La Boétie’ye göre insan doğası gereği özgürlüğe meyillidir; ancak doğumundan itibaren baskı ve denetim altında büyüyen nesiller, özgürlüğün ne anlama geldiğini hiç tatmadıkları için, içinde bulundukları kulluk durumunu “doğal ve kaçınılmaz bir kader” olarak benimserler. İlk nesil belki baskıyla itaat etmiştir fakat onları takip eden kuşaklar, atalarından gördükleri bu teslimiyeti sorgulamadan devralırlar. Böylece kölelik, geleneklerin ve terbiyenin bir parçasına dönüşür. Kitleler doğdukları andan itibaren kendi zincirlerini sevmeye ve korumaya başlarlar.
İkinci etken, iktidar sahiplerinin kitleleri uyuşturmak, düşünmekten alıkoymak ve itaati tatlılaştırmak için kullandığı illüzyon mekanizmalarıdır. Yöneticiler; tarihin her döneminde halka sunulan bedava eğlenceler, büyük oyunlar, festival havası ve geçici lütuflarla toplumun dikkatini hayati haklarından başka yönlere çekmeyi başarmışlardır. Tiranlar buna ek olarak kendilerine ilahi veya gizemli bir hava katarak, unvanlar ve mistik semboller aracılığıyla halkın gözünde ulaşılmaz birer figüre dönüşürler. Sunulan bu yüzeysel ödüller ve şatafatlı gösteriler, toplumun zihnini pasifleştirip özgürlük arzularını bastıran, itaati ise adeta bir kitle afyonuna dönüştüren son derece etkili birer tuzak işlevi görür.
Gönüllü kulluğu ayakta tutan en karmaşık ve yıkıcı mekanizma ise iktidarın kurduğu hiyerarşik çıkar piramididir. La Boétie, tiranı koruyan şeyin muhafızlar değil, bu çıkar zinciri olduğunu vurgular. Tiranın etrafında onun lütuflarından beslenen 5-6 kişi yer alır; bu küçük grup kendi altında binlerce insana imkân ve makam sağlar, o binlerce insan da kendi altındakileri sömürür. Bu piramit sayesinde toplumun geniş bir kesimi tiranın gücünden pay alarak iktidarın suç ortağına dönüşür. İnsanlar, üst bir otoritenin kulu olmayı kabullenirken, aynı zamanda alt kademedekilerin efendisi olma imkânını yakalarlar. Böylece tiranlık, halkın kendi çıkarları uğruna birbirini denetlediği ve köleleştirdiği muazzam bir ağa dönüşür.
La Boétie’nin ortaya koyduğu en dikkat çekici sonuç ise tiranlığı sonlandırmak için savaşa, şiddete ya da kan dökmeye gerek kalmadığı tespitidir. İktidarı ayakta tutan yegâne unsur, toplumun gösterdiği rıza olduğu için, kitlelerin “artık hizmet etmeyeceğim” diyerek bu desteği geri çekmesi, tiranlık mekanizmasının tabanı çekilmiş dev bir heykel gibi kendiliğinden çökmesi için yeterli görülüyor. İnsanın kendi elleriyle ördüğü bu kulluk duvarından kurtulmasının tek yolu ise itaati reddetme cesaretini göstermekten geçiyor.
YAĞMUR YAĞDI, İMARIN RÖNTGENİ ÇEKİLDİ! Rum Suresi 41. Ayet: Afet mi, İhmal mi, Yanlış Şehircilik…
İsrail’de Tartışmalı Fetva: Sekülerlere Ev Kiralamak Haram! İsrail’in Bney Brak kentinde yayımlanan dinî bildiride, Haredi…
İSLAM’IN ADALETİ YOKSA KİMSE ADALET BULAMAYACAKTIR! Her din, ideoloji ve siyasi akımın dilinden düşürmediği "adalet"…
Netanyahu Gitse Ne Değişecek?Barış mı, İşgalin Yeni Yüzü mü? Anadolu Ajansı Analiz’de yayımlanan değerlendirmede, Netanyahu’nun…
MESCİT’E KARŞI MESCİT/DÎN’E KARŞI DİN Mescit, “secde edilen yer” demektir ve Kur’ân’da çoğul şekli olan “mesâcid”…
MUHALEFETİN KOMİSYON ISRARINDAKİ GERÇEK DERDİ 'ÜZÜM YEMEK DEĞİL BAĞCIYI DÖVMEKTİR!' Devlet mekanizması, yetkilerin ve sorumlulukların…