Genel

BU BİR SON DEĞİL, YENİDEN BAŞLANGIÇTIR

BU BİR SON DEĞİL, YENİDEN BAŞLANGIÇTIR

Yirmi ülkeden yaklaşık 500 vicdan sahibi aktivist olarak, geçmişte soykırımın yaşandığı Bosna-Hersek’in Srebrenitsa şehrinden, bugün soykırımın devam ettiği Gazze’ye dikkat çekmek amacıyla yola çıktık.

Bosna-Hersek, Arnavutluk, Yunanistan ve Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a; oradan Bağdat ve Amman’a, nihayetinde Batı Şeria’ya ulaşmayı hedefledik. Çünkü Batı Şeria’nın da gelecekte yeni bir Gazze’ye dönüşmesini istemiyoruz.

Gazze’yi dünya gündeminden düşürerek soykırımı sessizce sürdürmek ve bölgeyi insansızlaştırmak isteyenlere karşı şu hakikati haykırmak için yola çıktık:

Gazze unutulmayacak, Filistin yalnız bırakılmayacak!

Şarm eş-Şeyh’te, Müslüman ülkelerin de garantörlüğünde imzalanan sözde ateşkes anlaşmasının sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini; katliamların, ablukanın ve insani dramın hâlâ devam ettiğini bütün dünyaya duyurmak istedik.

Katledilen bebeklerin, evlatlarının parçalanmış bedenlerini poşetlerle toplayan babaların ve gözyaşı dinmeyen annelerin acılarına bir nebze olsun ortak olmak; onlara umut taşıyabilmek, Gazze’deki ablukanın kırılmasına katkı sunmak ve insani yardımların engelsiz biçimde bölgeye ulaşmasını sağlamak amacıyla dünyanın en uzun kara konvoylarından birini oluşturduk.

Yol Boyunca Yaşanan Bereketli Hadiseler

Bu yolculuk yalnızca şehirleri ve sınırları aşan bir yolculuk olmadı. Aynı zamanda gönülleri birbirine yaklaştıran, kardeşliğimizi kuvvetlendiren ve hepimize unutulmaz hatıralar bırakan manevi bir sefere dönüştü.

Diyarbakır’a ulaştığımızda şehir halkı bizleri büyük bir muhabbet ve misafirperverlikle karşıladı. Akşam namazını tarihî Hazreti Süleyman Camii’nde eda ettik.

Konvoyumuzdaki hanım kardeşlerimizden biri, kendilerine ayrılan dar bir bölümde namazını kılarken orada bulunan bir hanım heyecanla yanına yaklaşarak şunları söyledi:

“Ben sabahtan beri sizi bekliyorum. Bu gece burada medfun bulunan sahabiler rüyama geldiler ve ‘Buraya çok mübarek bir topluluk gelecek. Onları karşılayın ve onlara iyi bakın.’ dediler.”

Bu rüyayı gören hanımın, konvoyumuzun Diyarbakır’a geleceğinden ve Hazreti Süleyman Camii’ne uğrayacağından haberi yoktu. Ancak gördüğü rüyayı sabahleyin çevresindeki hanımlarla paylaşmış ve sabahtan itibaren camide beklemeye başlamıştı. Kalabalık hâlinde camiye girip namaza durduğumuzu görünce, rüyasında kendisine haber verilen topluluğun bu kafile olduğunu düşünmüş; büyük bir heyecanla konvoyumuzdaki hanım kardeşlerimize sarılmıştı.

“Nereye gidiyorsunuz, ne yapacaksınız?” diye sorduğunda kardeşlerimiz şöyle cevap vermişlerdi:

“Gazze’ye gidiyoruz. Gazze’deki çocuklara umut ve oyuncak götürmek, annelerin gözyaşlarını bir nebze olsun dindirmek ve evlatlarını kaybeden babaların acılarına ortak olmak için yola çıktık.”

Bu rüyanın mahiyetini elbette en iyi Allah bilir. Bizim için önemli olan, Diyarbakır halkının gönlünde gördüğümüz o samimiyet, muhabbet ve kardeşlikti. Bu hadise de yolculuğumuzun hafızalarımızdan silinmeyecek manevi hatıralarından biri oldu.

Konvoyumuzun bir başka büyük bereketi ise iki kardeşimizin İslâm’la şereflenmesi oldu. Adana’da, Fransa’dan konvoyumuza katılan Sebastian kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu ve kendisine Yusuf adını seçti. Mardin’de ise yine Fransız bir aktivist olan Teo, İslâm’ı kabul ederek Taha ismini aldı.

Biz Gazze’deki mazlumlara umut olmak için yola çıkmıştık; Rabbimiz ise yol üzerinde iki gönlü İslâm’ın nuruyla buluşturarak bizlere tarifsiz bir sevinç ve büyük bir ikram lütfetti. Rabbimiz Yusuf ve Taha kardeşlerimize iman üzere istikamet versin; onların hidayetinden ve bu yolculuğun bütün bereketlerinden bizleri de nasiplendirsin.

Bir Yolculuktan Daha Fazlası

Bu konvoy, daha önce birbirini hiç tanımayan insanların aynı ideal etrafında birleştiği büyük bir kardeşlik mektebine dönüştü. İnsanlar birbirlerine ikramda bulundu, yüklerini paylaştı ve zor zamanlarda birbirlerine destek oldu. Kimi zaman kardeşini kendisine tercih ederek gerçek bir îsâr ve fedakârlık örneği sergiledi.

Hz. Ömer’e nispet edilen hikmetli bir ölçü vardır: Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız onunla yolculuk yapmalı, alışverişte bulunmalı veya komşuluk etmelisiniz.

Bu konvoy âdeta bu üç imtihanı bir araya getirdi. Haftalarca aynı yollarda yürüdük, aynı sofraları paylaştık, aynı mekânlarda konakladık ve aynı zorluklara birlikte göğüs gerdik. Böylece birbirimizi yalnızca isimlerimizle değil; sabrımızla, ahlâkımızla, fedakârlığımızla ve kardeşliğimizle tanıdık.

Birbirinden kıymetli, takva sahibi ve fedakâr insanların aynı hedef uğrunda bir araya geldiği bu yolculuk, hepimiz için unutulmaz bir kardeşlik tecrübesi oldu.

İbrahim Halil Kapısı’nda Önümüze Konulan Engel

Türkiye’nin Habur Sınır Kapısı’nı geçerek Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin İbrahim Halil Gümrük Kapısı’na ulaştık. Ancak ne yazık ki Siyonist İsrail’le karşılaşmadan önce Bölgesel Yönetimin engeliyle karşılaştık.

Bölgesel Yönetim, “Bağdat izin vermiyor.” dedi. Bağdat ise “Karar Bölgesel Yönetimin inisiyatifindedir.” açıklamasını yaptı. Herkes sorumluluğu bir başkasına yükledi; fakat neticede konvoyumuzun geçişine izin verilmedi.

Anlaşılıyor ki Siyonizmin baskısı ve tesiri bölgenin birçok noktasına kadar ulaşmıştır. Bu engel doğrudan İsrail’den gelseydi şaşırmazdık. Fakat kendimizden bildiğimiz ülkelerin ve yönetimlerin buna aracılık etmesi bizleri derinden üzmüş ve hüzne boğmuştur.

Bununla birlikte açıkça ilan ediyoruz:

Asla bu davadan ve bu yoldan vazgeçmeyeceğiz!

Burada yolculuğumuza bir nokta değil, yalnızca bir virgül koyuyoruz. İnşallah daha güçlü bir organizasyon, daha kapsamlı bir strateji ve yüz binlerin katılacağı çok daha büyük bir yürüyüşle yeniden yollara düşeceğiz.

Sınırda Kalan 313 Yolcu

Yola yaklaşık 500 aktivistle çıktık. Evrak eksiklikleri, sağlık problemleri ve yolculuk şartları sebebiyle sayı zamanla azaldı ve geriye 313 yolcu kaldı.

Bu sayı bize, meşhur rivayete göre 313 kişiden oluşan Bedir ordusunu hatırlattı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Bedir günü ellerini semaya kaldırarak Rabbine şöyle niyaz etmişti:

“Allah’ım! Şu bir avuç Müslüman topluluğu helâk olursa yeryüzünde Sana kulluk edecek kimse kalmayacaktır.”

Biz kendimizi Bedir ashabıyla bir tutamayız. Ancak onların imanından, teslimiyetinden, sabrından, cesaretinden ve sadakatinden bir nebze olsun nasiplenmeyi Rabbimizden niyaz ediyoruz. Bedir günü yapılan o yakarışın hatırlattığı teslimiyet ve çaresizlik duygusuyla bugün biz de Gazze için ellerimizi semaya kaldırıyoruz:

Allah’ım! Gazze’yi, Gazze’nin mazlum halkını ve vatanlarını savunan kardeşlerimizi muhafaza eyle. Yeryüzünde zulme ve işgale karşı direnen bu bir avuç insanı yalnız ve yardımsız bırakma. Ayaklarını sabit kıl, kalplerine cesaret ve birliklerine kuvvet ihsan eyle. Onları helâk olmaktan koru, zalimlerin planlarını boşa çıkar. Hak ve adalet uğrunda verilen mücadelenin unutulmasına izin verme.

Allah’ım! Gazze’ye yardımını ulaştır, mazlumlara nusretini lütfet ve onları izzetli bir zafere kavuştur. Şehitlerine rahmet, yaralılarına şifa, esirlerine özgürlük; açlarına aş, susuzlarına su ve korku içindeki çocuklarına emniyet ihsan eyle. Sen onların yardımcısı, koruyucusu ve vekili ol. Âmin.

Günlerce sıcak altında, sınır kapısının iki tarafını birbirine bağlayan köprü üzerinde ve son derece ağır şartlar içinde bekledik. Yaşadığımız zorluklar, Gazze halkının yıllardır çektiği acıların yanında elbette hiçbir şeydi. Fakat o sıcaklıkta, belirsizlik ve mahrumiyet içerisinde geçirdiğimiz günlerde Gazze’deki kardeşlerimizi bir nebze olsun anlamaya çalıştık.

Evlatlarını kaybettikleri hâlde, “Hasbünallahu ve ni‘mel-vekîl — Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” diyen anneleri, babaları ve çocukları düşündük. Her şeye rağmen “Elhamdülillah” diyerek Rablerine hamdeden o güzel insanların imanına, sabrına ve tevekkülüne bir kez daha hayran olduk.

Rabbimiz yaşadığımız bu hadiselerden ibret ve ders çıkarmayı, Gazze halkının sabır ve teslimiyetinden nasiplenmeyi bizlere lütfeylesin. Çıktığımız bu yolu, gösterdiğimiz gayreti ve taşıdığımız niyeti kabul buyursun. Bedir ehlinin sadakatinden, cesaretinden ve ecrinden bizlere de hisseler ihsan eylesin.

Filistin’in, Gazze’nin, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın özgür olacağına; dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların Mescid-i Aksa’da özgürce namaz kılacağı günlerin mutlaka geleceğine bütün kalbimizle inanıyoruz.

Rabbimiz o kutlu günleri görmeyi ve özgürlük mücadelesinde bizlere de bir pay sahibi olmayı nasip eylesin.

Gazze özgür oluncaya kadar durmayacağız!

Mescid-i Aksa özgür oluncaya kadar susmayacağız!

Filistin yalnız bırakılmayacak, Gazze asla unutulmayacak!

Bu bir dönüş değil; daha güçlü bir başlangıcın ilk adımıdır.

 

Muhammed Gülnar

Uluslararası İSLAMİ dayanışma derneği başkanı

Araştırmacı Yazar / Filistin Kara Konvoyu Aktivisti

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

View Comments

Recent Posts

  • Genel

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Geçmişini inkar edenin inşa edebileceği bir istikbal asla yoktur

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Geçmişini inkar edenin inşa edebileceği bir istikbal asla yoktur hakkında son gelişmeler. Cumhurbaşkanı…

3 dakika ago
  • Genel

Bakan Bolat: Yıl sonuna kadar 6 milyar dolarlık e-ihracat rakamına ulaşmayı hedefliyoruz

Bakan Bolat, Türkiye'nin e-ihracat alanında önemli bir hedef belirledi. Yıl sonuna kadar 6 milyar dolarlık…

3 dakika ago
  • Genel

IEA Başkanı Birol: Bir orta ölçekli veri merkezinin elektrik tüketimi 100 bin haneli bir şehre bedel

IEA Başkanı Birol: Bir orta ölçekli veri merkezinin elektrik tüketimi 100 bin haneli bir şehre…

3 dakika ago
  • Genel

BM: Batı Şeriada 2023’ten Bu Yana 6 Bin 400’den Fazla Filistinli Yerinden Edildi

BM Batı Şeriada yerinden edilme hakkında son gelişmeler. BM, Batı Şeriada 2023'ten bu yana 6…

15 dakika ago
  • Genel

Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük iddiasına ilişkin 7 zanlı tutuklandı

Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük iddiaları gündemde. 7 zanlı tutuklandı ve soruşturma devam ediyor.

17 dakika ago
  • Genel

Gaziantep FK, kaleci Ataberk Dadakdenizi kadrosuna kattı

Gaziantep FK, kaleci Ataberk Dadakdenizi kadrosuna kattı hakkında son gelişmeler. Gaziantep FK, genç kaleci Ataberk…

21 dakika ago