
Bir caminin kapısından içeri girdiğimizde aslında nereye girdiğimizi hiç düşündük mü?
Ayakkabılarımızı çıkarıp halıya basıyoruz. Saflara doğru ilerliyoruz. Belki iki rekât namaz kılıyor, sonra günlük hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Fakat mesele gerçekten bundan mı ibaret?
Cami, hayatımızın herhangi bir mekânı değildir. Cami; alışveriş yaptığımız bir dükkân, arkadaşlarımızla sohbet ettiğimiz bir kahvehane veya telefonumuzda gezindiğimiz bir bekleme salonu değildir. Cami, insanın Rabbine yöneldiği, dünyanın gürültüsünden sıyrılıp kalbini susturmaya çalıştığı mukaddes bir mekândır.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.”
(Tevbe, 9/18)
Demek ki mescitleri imar etmek yalnızca duvarlarını yükseltmek, kubbesini ve minaresini yapmak değildir.
Asıl imar, mescidin ruhuna uygun davranmaktır.
Camiler için “Allah’ın evleri” denilir. Elbette bu ifade Allah’ın bir mekâna muhtaç olduğu anlamına gelmez. Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. Bu ifade, o mekânın Allah’a ibadet için tahsis edildiğini anlatır.
İşte bu yüzden camiye girerken insanın davranışında bir değişiklik olmalıdır.
Sokakta konuştuğumuz gibi konuşmamalıyız. Sokakta güldüğümüz gibi gülmemeliyiz. Sokakta telefonumuzla ilgilendiğimiz gibi camide telefonumuzla ilgilenmemeliyiz.
Çünkü caminin kapısından içeri girmek, biraz da dünyanın sesini dışarıda bırakmak demektir.
Fakat bugün camilerimizde zaman zaman bunun tam tersine şahit oluyoruz.
Bir köşede yüksek sesle sohbet edenler, telefonundan mesaj yazanlar, sosyal medyada gezinenler…
Bir tarafta Allah’ın kelamı okunuyor, diğer tarafta biz dünya meselelerini konuşuyoruz.
Oysa insan camiye geldiğinde kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben buraya neden geldim?”
Camide Kur’an-ı Kerim okunuyor, fakat biz konuşmaya devam ediyoruz.
Kur’an’ın ifadesiyle:
“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”
(A‘râf, 7/204)
Bu ayetin tilavet esnasındaki fıkhî hükümleri ayrıca ele alınabilir. Ancak cami adabı açısından mesaj açıktır:
Allah’ın kelamı okunurken mümin, kulağını ve kalbini Kur’an’a çevirmelidir.
Çünkü Kur’an yalnızca dinlenmek için değil, insanın hayatına yön vermek için indirilmiştir.
Aynı şekilde camide bir vaaz, sohbet veya ders yapılıyorsa, orada bulunan kişinin yapması gereken şey de bellidir: Dinlemek.
Cami, insanın dünyadan biraz olsun uzaklaşıp kendisini ve Rabbini hatırladığı yerdir.
Cami adabının en önemli boyutlarından biri de namaz adabıdır.
İmam tekbir aldığında artık başka bir âleme geçiyoruz.
İmamın önüne geçilmez. İmamdan önce hareket edilmez. Rükû ve secdelerde imama uyulur. Saflar düzgün tutulur.
Çünkü cemaatle namaz, “Ben istediğim gibi ibadet ederim” anlayışının değil, aynı kıbleye yönelen insanların aynı düzen içerisinde Rabbine teslim oluşunun göstergesidir.
Safların yan yana gelmesi yalnızca bedenlerin yan yana gelmesi değildir; kalplerin aynı istikamete yönelmesidir.
Cami adabı konusunda özellikle üzerinde durmamız gereken meselelerden biri de Cuma hutbesidir.
İmam minbere çıkıyor. Hutbe başlıyor.
Fakat bazı insanlar hâlâ telefonuyla meşgul.
Mesaj yazıyor.
Sosyal medyada dolaşıyor.
Video izliyor.
Belki birkaç dakika önce telefonunu sessize almayı bile düşünmemiş.
Oysa Cuma hutbesi sıradan bir konuşma değildir.
Hanefî mezhebine göre hutbe, Cuma namazının sıhhat şartlarından biridir. Yani hutbesiz Cuma namazı sahih olmaz. Hutbe okunurken konuşmamak, onu dinlemek ve başka şeylerle meşgul olmamak gerekir.
Öyleyse imam minbere çıktığında bizim tavrımız da değişmelidir.
Telefon cebimizde kalmalıdır.
Yanımızdaki insanla konuşmamalıyız.
Başka şeylerle ilgilenmemeliyiz.
Çünkü Cuma hutbesi, Müslümanın Rabbine karşı sorumluluklarını, imanını ve kulluğunu hatırlatan önemli bir ibadettir.
Burada kendimize çok basit bir soru soralım:
Namazdayken telefonumuzla video izler miyiz?
Elbette hayır.
Peki hutbe sırasında neden izliyoruz?
İşte insanın kendisiyle yüzleşmesi gereken nokta tam da burasıdır.
Çocuklarımızı da camiden uzaklaştırmamalıyız. Elbette onlara caminin adabını öğretmeli, cemaati rahatsız etmemeyi ve ibadet ortamına saygı göstermeyi kazandırmalıyız.
Fakat bunu bağırarak ve azarlayarak değil, sevdirerek ve örnek olarak yapmalıyız.
Çünkü çocuk camide gördüğü davranışları öğrenir. Bizim camideki hâlimiz, onun zihninde caminin anlamını oluşturur.
Cami adabını yalnızca “Camide nasıl davranmalıyım?” sorusuna indirgememek gerekir.
Mesele çok daha derindir.
Kur’an okunurken dinlemek…
Namazda imama uymak…
Safı düzgün tutmak…
Cemaatin huzurunu bozmamak…
Lüzumsuz konuşmamak…
Telefonla meşgul olmamak…
Hutbeyi dikkatle dinlemek…
Bunların tamamı tek bir hakikatin farklı yansımalarıdır:
Allah’ın huzurunda olduğunun farkında olmak.
Camiye giren insanın hâli değişmiyorsa, belki de caminin anlamını yeniden düşünmesi gerekiyordur.
Çünkü cami yalnızca namaz kılınan bir yapı değildir.
Cami, insanın kendisini hatırladığı yerdir.
Dünyanın hızına karşı durduğu yerdir.
Kalbin yeniden Rabbine yöneldiği yerdir.
Öyleyse camiye girdiğimizde biraz daha dikkatli olalım.
Kur’an okunuyorsa dinleyelim.
Sohbet yapılıyorsa kulak verelim.
Namaz kılınıyorsa erkâna riayet edelim.
Hutbe okunuyorsa telefonumuzu cebimizde bırakalım.
Ve her defasında kendimize şu soruyu soralım:
“Ben şu anda gerçekten Allah’ın evinde olduğumun farkında mıyım?”
Belki cami adabını yeniden öğrenmekten önce, caminin ne olduğunu yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Çünkü caminin kapısından içeri giren insan, sadece bir binaya girmez.
Dünyadan çıkıp huzura yönelir.
Ve huzura yönelen insanın da artık başka bir edebi olmalıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Binali Yıldırım’ın Sözleri Sonrası Azerbaycan’dan 7 Türkiye Vatandaşı Hakkında Karar! DERİN BAKIŞ | Mirat…
Ali Rıza Demircan Hoca’nın Sözü Bugün Daha da Anlamlı: Ezan Okunuyor, Peki İslam Nerede? Ali…
Tiran’da Rama’ya istifa çağrısı: Göstericilerle polis çatıştı Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Başbakan Edi Rama’nın istifasını isteyen…
Al Sana Bir Pislik Daha YASA DIŞI ÜREME HÜCRESİ TİCARETİ VE İSLAM’IN HÜKMÜ Faiz, rüşvet…
Türkiye–İspanya ortaklığında yeni fırsat: İsrail sistemlerine ASELSAN alternatifi Türkiye’nin savunma teknolojilerindeki gücü ile İspanya’nın sanayi…
Peygamber Sevdalıları Vakfı’ndan Azerbaycan’daki Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepki Peygamber Sevdalıları Vakfı, Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin okullara…