
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim 2026 tarihli AK Parti Grup Toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Başkan Erdoğan, hükümete yönelik İslâmî cemaatlerden gelen samimî eleştiriler hakkında şu ifadeleri kullandı:
“AK Parti, sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir. Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki yanlışa ‘yanlış’, doğruya ‘doğru’ diyen bir seçmenimiz var. Bizi bugünlere getiren, bizi son 25 yılda başarıdan başarıya koşturan işte böyle bir kadroya, işte böyle bir tabana sahip olmamızdır. Bizi bugünlere getiren, önce yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır. Bunun için Rabb’ime her zaman hamdettim, bugün de hamdediyorum.”
Resim: Başkan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’na katılarak konuşma yaptı (Foto: AA).
Erdoğan’ın öz eleştiriye Hak adına aslında açık olduğunu bildiğim için, kendisine Nisan 2026 tarihinde Türkiye’de OHAL döneminde uygulanmış olan KHK sisteminin gayri âdil tezahürlerinin halen devam ettiğine dair bir mektup göndermiştim. Bu mektubuma cevap gelmediği için, Mirat Haber sitesinden bu durumu yeniden hatırlatma gereği duyuyor ve okuyucularıma bu mektubumu burada takdim ediyorum:
“Konu: Dr. Veysel Nargül Tarafından Kaleme Alınmış “Etiketleme Teorisi” Işığında 28 Şubat ve 15 Temmuz Sonrası Yaşadığım Haksızlıkları Anlatan Bilimsel Makale.
Sayın Cumhurbaşkanım, Recep Tayyip Erdoğan
Bu mektubu zat-ı âlinize; sadece bir bilim insanı olarak değil, 28 Şubat’ın karanlık dehlizlerinden bugüne kadar, “hak ve adalet” mücadelesinde aynı saflarda bedel ödemiş, davasına sadık bir yol arkadaşınız olarak kaleme alıyorum. Ekte takdim ettiğim makale, şahsım özelinde ülkemizdeki “liyakat ve hukuk” sisteminin geçirdiği konjonktürel sarsıntıları Howard S. Becker’ın “Etiketleme Teorisi” ışığında analiz eden akademik bir ibret vesikasıdır.
Resim 1: (Prof. Dr.) Ali Seyyar ve (Cumhurbaşkanı) Recep Tayyip Erdoğan (Almanya- Avrupa Millî Görüş Teşkilatı Genel Kurulu, Yıl: 1989).
Resim 2: Türkiye’ye Temelli Döndükten sonra Osmanlı İlim ve İrfan Vakfı adına Fatih-Karagümrük’te açığım Spor Salonu. (Sağdan Sola: Ali Seyyar (Dr. öğrencisi), Recep Tayyip Erdoğan (RP İl Başkanı), Kadir Mısıroğlu (Vakıf Başkanı) (Tarih: 18.09.1993).
Zat-ı âlinizin melun 15 Temmuz darbe teşebbüsünden hemen sonra ifade ettiği gibi, maalesef süreç içinde “at izi it izine karışmıştır.” Dün bizi “mürteci” diyerek dışlayan zihniyetle, bugün asılsız iftiralarla “terör iltisaklı” damgası vuran mekanizma aynı “etiketleme” hastalığından beslenmektedir. Devletimizin bekası ve devlet-millet kaynaşmasının tesisi için, bu yapışkan etiketlerin sökülüp atılması ve beraat etmiş liyakat sahiplerinin haklarının iadesi hususunda yüksek tensiplerinizi ve KHK mağduriyetlerini ortadan kaldıracak adaleti ikame edecek iradenizi beklemekteyim.
Gereğini zat-ı devletlerinize hürmetlerimle arz ederim.
Prof. Dr. Ali Seyyar
EK: (Resimler: 1 ve 2; ve ilgili Makale)”
Sayın Cumhurbaşkanımıza Nisan 2026 tarihinde doğrudan ulaştırılmak üzere ilettiğimiz bu mektuba bugüne kadar bir cevap alamamış olmamız, bu tip uyarıları önemseyen Sayın Erdoğan’ın belki de etrafını saran ve milletin sesinin, mazlumun ahının kendisine ulaşmasını engelleyen bürokratik bariyerlerden kaynaklanmaktadır. Aslında gönül isterdi ki bu mesele, devletimizin sinesinde, yetkili kişilerle baş başa ve aleniye dökülmeden çözülsün. Ancak liyakat sahibi beraat etmiş insanların yaşadığı bu ağır mağduriyetlerin sessizce unutulup gitmesine rıza göstermek de adalet anlayışımızla bağdaşmamaktadır. Onun için bu mektup, sadece kendim için değil bütün KHK mağdurları için kaleme alınmış bir çağrı olarak anlaşılmalıdır.
Nitekim Cenâb-ı Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Sorun kendinizin veya ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa…” (Nisâ, 4/135).
Yine Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v.) haksızlık karşısında uyarıcı olmayı, hakikati hatırda tutmayı mümince bir duruşun gereği olarak beyan buyurmuştur. Bizler de bu dinî ve vicdanî sorumluluğun gereği olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın samimî eleştirilere açık olduğunu belirten son beyanlarından da güç alarak, bu hatırlatmayı kamuoyu önünde yapmayı bir borç bildik.
İnanıyoruz ki, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, kendi iktidarları döneminde tezahür etmiş ve “at izinin it izine karıştığı” süreçlerde oluşmuş KHK mağduriyetlerini gidermek, beraat etmiş masumların haklarını iade etmek ve adaleti mülkün temeli olarak yeniden ihya etmek adına gerekli hassasiyeti ve gayreti gösterecektir.
Rabbim devletimizi adaletle payidar, milletimizi bir ve beraber eylesin.
El Halil’de 2 İsrail Askeri Öldürüldü: Filistinliler İşgal Baskısı Altında İsrail ordusu, işgal altındaki El…
KENDİMİZİ KURTARMAK Nisâ Suresi’nin 93. ayetinde şöyle geçmektedir: وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِدًا…
BİR DOSTLA MI, BİR DEVİRLE Mİ VEDALAŞTIM? Her insanın arkadaşları vardır, bir de dostları… Arkadaş…
Kanada Başbakanı Mark Carney: “Türkiye kendi savunma ihtiyaçlarının yaklaşık %80’ini yerli olarak üretiyor. Kanada’da durum…
DÜNYA YAHUDİ KONGRESİ BAŞKANI LAUDER’DEN NETANYAHU’YA AĞIR ELEŞTİRİLER: "DEMOKRATLARI KAYBETTİNİZ, CUMHURİYETÇİLERİ DE KAYBEDİYORSUNUZ" İsrail’de yaklaşan…
AZERBAYCAN,TÜRKİYE’YE NE ANLATMAK İSTİYOR? Azerbaycan yönetiminin kamuda ve okullarda başörtüsünü yasaklaması, bu gidişle Azerbaycan ile…
View Comments
Benim etrafımda FETÖcü olduğunu %100 bildiğim KHK ile ihraç edip mahkeme ile geri dönen insanlar var, muhaliflik ayağına nefretleri kinleri çatal dilleri eskisinden de beter bir vaziyette devlete millete hükümete saldırmaya devam ediyorlar. Bu konuda maalesef devlet hala aciz ve yetersiz.
O bahsettiğiniz geri dönmeyi başarabilen insanların (insan demek ne kadar yakışık alır mı bilmiyorum ne olduğu belirsiz mahluklar) boğazlarında ciddi derecede enfeksiyon ve tahriş şikayetleri bulunur. Tarafları hiç bir zaman belli olmayan her zaman kendi çıkarlarına yönelik bir taraf bulan ve sağları solları bolca oynayan bu yaratıklar yalakalığı meslek haline getirmişlerdir. Ağızlarındaki tek cümle ise "padişahım çok yaşa" olur çünkü gözleri kör olduğu için değil yalamaktan keyif aldıkları için bu cümleyi kurarlar anlamak isteyene güzel bir açıklama olmuştur bu sebeple suçu günahı olmayan insanlar mağdur edilerek işlerinden olup bir de üstüne fişlendiler.
Yasin Bey, "yüzde yüz biliyorum" diyerek bağımsız mahkemelerin inceleyip karara bağladığı beraat hükümlerini yok saymak, asıl hukuk devletine zarar veren yaklaşımdır. Bir hukuk devletinde adaletin terazisi kişilerin şahsi zanlarıyla veya önyargılarıyla değil, somut deliller ve yargı kararlarıyla tartılır.
Prof. Dr. Ali Seyyar’ın mektubunda açıkça belirttiği üzere, ortada Türk mahkemelerinin verdiği kesinleşmiş bir beraat kararı vardır. Buna rağmen yıllarca süren bir hak gaspından bahsedilmektedir. Hükümetin uygulamalarını eleştirmek, KHK mağduriyetlerini dile getirmek veya uğranılan ağır bir haksızlığa karşı yasal hakkını aramak devlete saldırmak demek değildir; aksine devletin adalet sütunları üzerinde yükselmesi için yapılan haklı bir çağrıdır.
Mahkemelerce aklanmış insanları şahsi önyargılarla "suçlu" ilan etmeye devam etmek ve hakkını arayanları etiketlemek toplumsal barışı zedeler. Devletin gücü insanları ömür boyu mağdur etmesinde değil, adaleti tesis edip yanlışlardan dönebilmesindedir. Unutmayın ki hukukun üstünlüğü ve adalet, bir gün herkese aynı ölçüde lazım olacaktır.
Ali hocam inşallah sesiniz duyulur