
İnsanlık tarihi, gücü dönüştüreceğini zanneden ama en nihayetinde o güç tarafından yutulan entelektüellerin trajedileriyle doludur. İslam dünyasının son iki asırlık modernleşme serüveni ise bu trajedinin en somut, en mükerrer sahnesidir. Geç Osmanlı döneminde “Jakoben Hamidizm”den kurtulmak adına İttihat ve Terakki’nin seküler değirmenine su taşıyan ilmiye sınıfı ile 21. yüzyılın başında “Jakoben Kemalizm”i tasfiye etme gayesiyle muhafazakâr iktidara kayıtsız şartsız omuz veren Müslüman aydınlar, aynı tarihsel basiretsizliğin iki farklı zaman dilimindeki izdüşümüdür. Karakterler ve dekorlar değişse de oyunun sonu hep aynı bitmektedir: Büyük umutlar, yapısal tavizler ve kaçınılmaz bir nedamet.
1. Meşrutiyet’in ilan süreci, ilmiye sınıfının kendi eliyle kendi zeminini nasıl kaydırdığının ilk ibretlik vesikasıdır. Siyasi bürokrasinin ve askeri kanadın baskısıyla toplanan istişare heyetleri, parlamenter sistemin dinen meşruiyetini ilmiye sınıfına onaylatmak istiyordu. Tartışma, Ali İmran Suresi’ndeki “Onlarla istişare et” emrinde geçen “Hum” zamirinin içine “gâvurların” da girip girmeyeceği noktasında düğümlenmişti. Baskılara dayanamayan ilmiye, bunun “içtihadi” bir konu olduğunu kabul ederek gayrimüslimlerin meclise girişine cevaz verdi. Kendi meşruiyetini korumak adına atılan bu ilk adım, ironik bir şekilde, meclise giren gayrimüslimlerin ve seküler kadroların ilk hedef olarak ilmiye sınıfını seçmesiyle sonuçlandı. Din, devlet aygıtı içindeki mutlak belirleyicilik vasfını bu masalarda kaybetmeye başladı.
Aradan geçen otuz küsur yıllık Abdülhamid döneminin ardından, ilmiye sınıfı ve dönemin İslamcı aydınları siyasi basiretlerini tamamen öfkeye teslim ettiler. “Sultan gitsin de nasıl giderse gitsin” mantığı, Mehmet Akif’ten Mustafa Sabri Efendi’ye, Elmalılı Hamdi’den Said Halim Paşa’ya kadar dönemin devasa beyinlerini kör etti. İttihatçıların hürriyet ve eşitlik vaatlerini elleri kızarıncaya kadar alkışlayanlar, Yıldız Sarayı’ndaki “baykuş”u kovduklarını sanırken başlarına akbabaların üşüşeceğini göremediler.
Elmalılı Hamdi Meclis kürsüsünden halifenin meclis iradesine tabi bir memur olduğunu haykırırken, farkında olmadan ileride kurulacak seküler nizamın “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine tuğla taşıyordu. İş işten geçip İttihatçılar tarafından siyaset dışına itildiklerinde ise geriye sadece “Tövbe Ya Rabbi” feryatları ve geri getirilemeyecek bir mazi kaldı.
Tarihsel hafızadan yoksun olmak, aynı tuzağa defalarca düşmeyi beraberinde getirir. 21. yüzyılın başında Müslüman münevverlerin, akademisyenlerin ve hukuk profesörlerinin muhafazakâr iktidarla kurduğu ilişki, İttihatçıların ilmiyeyi “kullanışlı ahmaklar” olarak nitelediği o eski düzenden farksızdır. İktidara gelen muhafazakâr kadrolar, aslında İttihat ve Terakki siyasetinin pragmatist birer takipçisiydi. 20. yüzyılın başında ilmiye hangi vaatlerle kandırıldıysa, bugünün aydınları da aynı argümanlarla büyülenmiştir. Demokratik çoğulculuğa zemin hazırlamak adına Medine Vesikası’ndan zorlama teoriler üretenler, laik nizamı işleten mekanizmalara meşruiyet devşirmek için “enflasyon oranında faiz” fetvaları verenler, sistemin sivri yerlerini törpülemek için iktidarla adeta suç ortaklığı yaptılar.
Bugün gelinen noktada, zaman hızla akıp geçmiş ve yaş kemale ermiştir. Bir dönem “iktidar benim evimde kuruldu” diye övünenlerin, sistem dışına itildikten sonra “aslında bu bir projeydi” demeye başlaması, selefleri Mustafa Sabri veya Elmalılı’nın sürgün ve yalnızlık anlarındaki pişmanlık feryatlarından farksızdır. Güce eklemlenerek İslam’ı ihya edeceğini düşünen entelektüel akıl, her defasında gücün seküler doğası tarafından yutulmuş ve geriye sadece kirlenmiş bir itibar kalmıştır. Ahmed Hamdi Akseki’nin yıllar önce yaptığı o feci itiraf, bugünün aydınlarının da değişmez mukadderatıdır: “Benim neslimin büyük günahı tarihini bilmemekti… Mazimiz bir dağdı, onu çıkmıştık, şimdi inmekle meşguldük.” Tarih bir kez daha hükmünü vermiş; dünün ilmiyesi ile bugünün münevveri, aynı gecikmiş nedametin limanında buluşmuştur.
Anne babanız 65 yaşını geçtiyse, evlerine ücretsiz doktor çağırabilirsiniz. Bunu bilen çok az. 65 yaş…
KUREYŞ’TEN REZİDANSLARA: DEĞİŞMEYEN KONFOR, GİZLENEN İLAHLAR İslam dininin özü olan "La ilahe illallah" kelamı, tarih…
KILIK DEĞİŞTİREN KARUNLAR Tarih, geçmişte yaşanıp bitmiş hikâyeler mezarlığı değildir. Çoğu zaman Kur’an-ı Kerim’de anlatılan…
İNGİLTERE’DE İKİ YÜZLÜLÜK İNFİALİ: 94 YAŞINDAKİ İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU FİLİSTİN EYLEMİNDE GÖZALTINA ALINDI İngiltere, vicdanın…
İKTİDAR DEĞİL, AHLAKÎ ÖZNE: TÜRKİYE’DE İSLAMİ SİYASETİN YENİ İMKÂNI Türkiye’de İslami bir siyasi hareketten söz…
İsrail’de Seçim Krizi ve Siyasi Kilitlenme İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, 27 Ekim tarihindeki genel seçimlerin…