
ESİRLERİ BIRAKMAK GAZZE'Yİ KURTARIR MI?
Bazıları, düşmanın vahşi davranışlarını ve ateşkes anlaşmasını bozmasını esirlerin geri alınması meselesine bağlamakta ısrar ediyor. Onlara göre, iki kötülükten daha hafif olanı, düşmanın esirlerini teslim etmek ve böylece Trump ile Netanyahu’nun bizi tehdit ettiği cehennemden kaçınarak, Gazze’nin geriye kalan kısmını yok olmaktan kurtarmaktır. Zira eğer bunu yapmazsak, pişmanlığın fayda etmeyeceği bir noktaya geleceğiz.
Bu yaklaşım zaman zaman teslimiyet projelerini meşrulaştırmak için kullanılsa da bazen de saldırganlığın yol açtığı büyük fedakârlıklar karşısında bir şaşkınlık ve acıyı yansıtmaktadır. Ancak, bu düşünceye kapılmak, düşmanı değil direnişi suçlamak, mağduru değil celladı sorgulamak anlamına gelir. Dahası, şu temel soruyu gündeme getirir: Acaba bizim düşmanla olan meselemiz yalnızca esirler dosyasıyla mı sınırlıdır?
Bu bağlamda, Amerikan ve İsrail söylemi, askerî operasyonların Hamas’a baskı yaparak esirleri serbest bırakmaya zorlamak amacı taşıdığı iddiasını öne sürmektedir. Ancak gerçekte işgalcinin her zaman savaşı tercih ettiği açıktır. Nitekim, İsrail’in ateşkesi kalıcı hâle getirecek olan anlaşmanın ikinci aşamasına girmeyi reddetmesi, genişleme hedefleriyle çeliştiği içindir.
Eğer durum böyleyse, o hâlde düşmanın diğer bölgelerdeki saldırılarının sebebi ne olabilir? Misal olarak, işgalcinin Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kamplarına yönelik devam eden saldırıları, halkı zorla göç ettirmesi ve toplu yıkımları sürdürmesi… İsrail gazetesi Haaretz’e göre, işgal ordusu Cenin Mülteci Kampı’nda 95 evi, Nablus yakınındaki Ayn Kampı’nda ise 85 evi yıkmayı planlamaktadır. Oysa bu bölgelerde İsrail’in serbest bırakmak istediği esirler bile yoktur!
Bazıları şöyle diyebilir: “Eğer direnişin silahı (ki zaten mütevazı bir silahtır) ve Batı Şeria’nın kuzeyindeki eylemleri olmasaydı, işgalcinin tepkisi de böyle olmazdı.” Peki, o zaman Yediot Aharonot’un aktardığı şu bilgiyi nasıl açıklarız: İsrail’in güvenlik ve siyaset çevrelerinde, Filistin Yönetimi’ni tamamen dağıtıp yerine doğrudan İsrail ordusuna bağlı “idari bölgeler” kurma planları tartışılmaktadır. Bu planın ilk uygulama alanı olarak El-Halil seçilmiştir; burada Filistin Yönetimi’nin yerine yerel bir liderlik oluşturulacaktır. Oysa Filistin Yönetimi direnişi benimsemeyen bir yapıdır ve El-Halil de şu an direnişin merkezi konumunda değildir.
Diyelim ki direniş, düşmanın tehdit ettiği cehennemden kaçınmak için esirleri teslim etti. Peki, işgalcinin soykırımını sürdürmeyeceğini kim garanti edebilir? Hiç kimse.
Bizim düşmanla olan meselemiz, esirler dosyasıyla sınırlı değildir. Ne direnişin silahı ne de Gazze’nin direnişi benimsemesi asıl mesele değildir. Çünkü işgalcinin vahşi tutumu, yalnızca Batı Şeria’da değil, bugün Lübnan ve Suriye’de de devam etmektedir. Gelecekte ise “Yeni Ortadoğu” projesi kapsamında diğer ülkelere de yönelmesi muhtemeldir.
Şu gerçeğin altını sürekli çizmek gerekir: İsrail, sömürgeci yerleşimci bir projedir ve bu niteliği gereği varoluşu bir çatışmayı dayatmaktadır. Bu çatışmanın sonucu ise “ya ben ya sen” denklemidir. İsrail, tarih sahnesine girebilmek için bir halkı sahneden çıkarmayı hedeflemektedir. Bu yüzden, onunla herhangi bir uzlaşma mümkün değildir; ne “tek devletli çözüm” ne “iki devletli çözüm” ne de “birlikte yaşama” ihtimali… (1948’de İsrail vatandaşı olan Filistinlilerin durumu ortadadır.)
Meselenin özü şudur: Bu düşmanın problemi, Filistin halkının varlığıyla ilgilidir. Peki, biz varlığımızdan vazgeçmeye hazır mıyız?!
Yazan: Dr. Bilal Cemil
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…
KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…
Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…
‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…
SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…
“Titanic’ten Yapay Zekâya: İnsanın Bitmeyen Yenilmezlik Yanılgısı” 1912 yılında ilk seferine çıkan RMS Titanic, dönemin…