
Ev hanımlığı, mesleklerin en zoru ve en kutsalıdır. Çünkü kadın, evin mimarıdır, çocuğu için yüz öğretmen gücüne sahip bir eğitimcidir. Aile de toplumu doğuran ana rahmidir. Çocuklarını bakıcıya terk edip, bürokraside annelik ruhu çalınarak mekanikleşen kadının, çocuğuna vereceği bir şey yoktur. İyi bir çocuk yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak; müdür, Bakan ya da Belediye Başkanı olmaktan veya başarılı bir iş kadını olmaktan çok daha önceliklidir. Neslin bozulmasının arka planında birinci derecede “Annelik” mesleğinin ihmal edilmesi yatmaktadır.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş; “Doğurganlık oranında 1,51 seviyesine kadar geriledik. Bu rakam, nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1’in oldukça altında… Böyle gidersek 20-25 sene sonra askere gönderecek genç bulamayacağız” dedi. Sonra da “Kadınların tır şoförlüğü yapacağını, bu konuda da kadın başarısını göreceğimizi, artık kadınların tır şoförlüğü mesleğine de el atacağının” ifade edilmesi, insana “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” dedirtiyor.
Yaratanın yaptığı vazife taksiminde, vücut teşekkülü ve ruh muhtevası bakımından taşıdığı özellikler sebebiyle kadının asli vazifesi anneliktir. Sağlıklı toplumları inşa edenler annelerdir. Kadının bu asil görevi hakkıyla yerine getirebilmesi için yorucu işlerde yıpranmaması gerekir. Çocuğun ruhî kabiliyetleri üzerinde gebelikten itibaren anne hayatının etkisi büyüktür. Çocuk ana rahminde iken annenin vaktinde yemek yiyişinin, uyuyuşunun, dinlenmesinin çocuğa ilk terbiyeyi verdiği bilinmektedir. Dünyaya gelince bu terbiyenin etkisi görülüyor ve böyle çocuk, vaktinde uyuyor ve uyanıyor. Çocuk süt emerken intizama alıştırılır. Üç saatte bir çocuğa süt veriş, geceleyin altı saat sütsüz bırakış çocuğa verilebilen ilk terbiyedir. (Bak: Dr. Mazhar Osman, Tabâbet-i Rûhiye, 1/244)
İş hayatına atılmış bir kadının bunca işleri yapmasına imkân yoktur. Çünkü iş hayatında kadın, maddeten ve manen yıpranır. Bir ev kadınının memuriyet ve iş hayatına atılmasının büyük bir ekonomik faydası da yoktur. Çünkü kazanacağı para, ev işleri ve çocuk bakımı, ayrıca daima dışarıda, insanlar arasında bulunacağından dolayı giyimi ve diğer hususları için yapacağı masrafa gidecektir çoğunlukla… Diğer taraftan işsizlik yüzünden boş kalan erkekler, işsizliğin ruhta yaptığı tahribat ile toplumun başına bela kesilen zararlı bir unsur haline gelmektedir. Ev hanımlığı meslek kabul edildiğinde erkeklere de iş istihdam alanı açılacaktır.
Kadın, ev ve aile ortamından uzaklaştıkça evlilik bağları da gevşemektedir. Yirmi dört saatin mühim bir kısmını başkalarının emri ve kumandası altında çalışmakla geçiren, hayat mücadelesinin dalgaları arasında yıpranan narin yapılı ve ince ruhlu kadın, yavaş yavaş hırçınlaşmakta ve sinirlenmektedir. Akşamleyin yorgun argın evine gelince çocuklarına ve eşine verecekleri de pörsümüştür. Hatta bazı çalışan kadınlar o kadar erkekleşirler ki, kimseye minnet edecek değillerdir. Kendi ekmeğini kendi eliyle kazanmaktadır. İstediği zaman eve gelir, istediği zaman çıkar. Arzu ettiği meclis ve eğlencelere gider.
Kadının, ev içindeki terbiye ve idare vazifesi çok önemli olduğu ve zaten ailenin masrafına katılmakla sorumlu olmadığı için, iş hayatına da katılması âdet değildir. Ancak aslî vazifelerini ihmal etmemek ve İslam ahlak sınırlarını aşmamak şartıyla kendini fazla yormayacak işlerde çalışmasında bir sakınca yoktur. (Bak: Bekir Topaloğlu, İslam’da Kadın, s. 257 vd.)
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, seneler önce KADEM’in kuruluşunda şu konuşmayı yaptı: “İş hayatının, anneliğin alternatifi haline getirilmesini kabul edemiyorum. ‘Çalışıyorum’, diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncemdir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Anne olmazsa insanlık olur mu? Anne varsa insanlık var. Bunun için her fırsatta en az üç çocuk tavsiyesi yapıyorum. Bazen kadın-erkek eşitliği diyorlar, kadının-kadına erkeğin-erkeğe eşitliğidir önemli olan. Kadın ile erkeği eşit hale getiremezsiniz. Fıtratları farklı.”
Daha sonra Sayın Reisimiz, önceki sözlerinin aksine şöyle dedi: “Ev işlerinin kadına, geçim işlerinin erkeğe yüklenmesi gibi kati bir ayrım söz konusu değildir. Kadını iş hayatından, erkeği de evden tecrit eden bir anlayış, daha en başından aile mefhumuna darbe vurarak işe başlıyor demektir.”
Sayı Reisim, “Geçim işlerinin erkeğe yüklenmesi gibi kati bir ayrım söz konusu değildir” sözünüz yanlıştır. İslam, geçim işlerini erkeğe yüklemiştir. Dolayısıyla Yüce Allah; “Annelerin yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak, çocuk kendisinin olan babaya aittir.” (Bakara 2/233) ayetinde evin geçimini babaya vermiştir. Kadın, evin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda değildir. Kadın, her şeyden önce annedir Sayın Cumhurbaşkanım.
Acaba Sayın Reisimizin önceki sözleri mi doğru idi, yoksa sonraki sözleri mi? Yakınında olan yüreklilerin bunu hatırlatması lazım. Yalakalar “Padişahım sen çok yaşa” modundan kurtulup hatırlatamazlar. “Hatırlat, çünkü hatırlatmak mümine fayda verir.” (Zariyat 51/55) ayeti, Reislere hatırlatmak için de geçerlidir.
Sayın Reisimiz son sözlerini, inanarak mı, yoksa Kadem’in mahalle baskısında kalarak mı söyledi bilemiyoruz? Biz Reisimizi severiz. Fakat ağzından çıkan her sözünü de kutsal bir metin olarak algılamayız. Sahabe bile, kafasına yatmayan bir söz olduğunda “Ya Rasûlallah! Bu vahiy mi, sizin görüşünüz mü? diye sorar, “Vahiy değil, benin sözümdür” deyince; kemâl-i edeple; “Ya Rasûlallah! Şöyle olsa olmaz mı?” diyerek karşı teklif getirirdi. O da uygun görürse fikrini değiştirirdi. Fikrimiz namusumuz değil ki, biz niye değiştirmeyelim?
Şimdi kemâl-i edeple soruyoruz; Sayın Cumhurbaşkanım, KADEM’de söylediğiniz sözleriniz, kendi samimi fikriniz mi, yoksa Kadem’in mahalle baskısı ile söylemek zorunda mı kaldınız?
Bir taraftan kadınlarla ilgili iş istihdam alanlarını çoğaltıp onları iş hayatına çekerek, ruhen ve bedenen yıpratıp sonra da “Doğurganlık oranı çok düştü, bu gidişle askere gönderecek genç bulamayacağız” demek, büyük bir çelişkidir. Eğer doğurganlığı artırmak istiyorsanız, Hüda PAR’ın, “Ev hanımlığını meslek olarak kabul edip maaş bağlamalıyız” teklifini bir an önce yasalaştırın. Bu konuda kanundan anlayan kurmaylarınız çeşitli alternatifler üzerinde durmalı, kadınların ruh ve beden yapısıyla uyumlu istihdam alanları dışında, ev hanımlığını cazip hale getirerek doğurganlığın önünü açmalısınız. Mesela “5 çocuk doğurup yetiştirerek 25 yıl evli kalanlar emeklilik hakkı elde ederler. Veya en az 4 çocuk doğuran kadına, çocukların masrafları ve kadına bir miktar maaş bağlanmak suretiyle ve çocuk sayısı 5 veya 6 olduğunda, çocukların bakım masraflarının yanında, bağlanan bu maaşın asgari ücret seviyesinde olacağına…” şeklinde bir kanun maddesiyle “Ev hanımlığı” bir meslek olarak kabul edilebilir.
Bunun kaynağının nereden sağlanacağını da ekonomi kurmaylarınız kafalarını çatlatarak bulsun. Makam arabalarının sayısını azaltsın, lüzumsuz devlet harcamalarının musluğunu çıkarıp kör tapa vursun. Erken emekliliğe, önceki emeklilerin maaşını %50’ye indirerek kaynak bulduğu gibi buna da bulsun.
Bu kanun teklifi gündeme alınırken “Buna CHP ne der?” kaygısı ve ürkekliği devreye girerek geri adım atılırsa, hiçbir gelişme olmaz ve her yıl kadınlar gününde veya aileyle ilgili problemlerin görüşüldüğü toplantılarda; “Doğurganlık 1,51’e düştü, nesil tükeniyor, bu gidişle askere gönderecek genç bulamayacağız” nakaratını söyleyerek siyasi ömrünüzü tamamlarsınız. CHP de kültürel iktidarına devam eder. Müslüman, olaylara, İslam düşmanlığının kurumsal hâli olan CHP’nin ve feministlerin gözüyle değil, Allah’ın “GÖR” dediği yerden bakar. 6 çocuk babası olarak bizden hatırlatması. “Çünkü hatırlatmak, mümine fayda verir.” Teemmül oluna.
Gazze’de Bir Babanın Bitmeyen Nöbeti: “Evin Altında Şehit Varken Nasıl Uyuyayım?” İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne…
ANA, RABBİMİN VARLIK İŞÇİSİ, SEVGİ PINARI ANAM… Evren, dünya, tabiat ve doğa… Hepsi ayrı ayrı…
ALMANYA YİNE YAPACAĞINI YAPTI Almanya merkezli Immanuel Kant Vakfı'nın, hakkında çeşitli davalar devam eden İBB…
GERÇEK ÖZGÜRLÜK: MODERN PRANGALARDAN MANEVİ ÖZ’E YOLCULUK Her kavram kendi dünya görüşü içinde yeniden anlam…
HAC İBÂDETLERİNDE SIRA TAKİBİ Yoğun geçen Zilhicce’nin bu onuncu günü, Hz. Peygamber’e pek çok da…
Yusuf İslam: “Yeni Müslüman Olan Biri Kültürünü Kapının Dışında Bırakmak Zorunda Değil” Usta sanatçı Yusuf…