
Bir tarafta Gazze‘de yaşanan yıkımın ve sivil kayıpların sorumluluğu konusunda ağır suçlamalarla karşı karşıya olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu…
Diğer tarafta Filistin halkının temsilcisi Mahmud Abbas…
Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile defalarca görüşebiliyor. Washington’un kapıları İsrail yönetimine açık tutuluyor. Fakat Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak için ABD’ye giriş vizesi dahi alamıyor.
Üstelik bu, bir defalık bir uygulama değil.
ABD yönetimi, Mahmud Abbas‘ın vize başvurusunu ikinci kez reddetti.
Şimdi sormak gerekiyor:
İnsan hakları nerede?
Uluslararası hukuk nerede?
Ve en önemlisi, insanlığın ortak vicdanı adına kurulmuş Birleşmiş Milletler’in kürsüsü neden böylesine çifte standartlı bir düzenin gölgesinde bırakılıyor?
Batı dünyası ve özellikle ABD, insan hakları söz konusu olduğunda dünyaya ders vermekten geri durmuyor.
Demokrasi…
Özgürlük…
Hukuk devleti…
Uluslararası düzen…
Bunlar Washington’un dış politika söyleminde sıkça karşılaştığımız kavramlar.
Peki Gazze’de binlerce çocuğun hayatını kaybettiği, ailelerin parçalandığı, hastanelerin ve sivil altyapının ağır yıkıma uğradığı bir ortamda bu ilkeler nereye gidiyor?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde Filistin liderine vize verilmemesi, tam da bu soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Çünkü insan hakları, yalnızca ABD’nin siyasi çıkarlarıyla örtüşen ülkeler söz konusu olduğunda hatırlanacak bir değer değildir.
Adalet, güçlü olanın yanında durduğu zaman adalet olmaktan çıkar.
2025 yılında da benzer bir kararla karşılaşan Abbas, BM Genel Kurulu’na video mesaj yoluyla hitap etmek zorunda kalmıştı.
Şimdi aynı durum yeniden yaşanıyor.
Bunun karşısında Netanyahu’nun uluslararası diplomasi sahnesindeki konumuna baktığımızda ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor.
İsrail Başbakanı, Gazze‘deki savaş nedeniyle uluslararası hukuk bakımından ciddi suçlamalarla karşı karşıya olmasına rağmen ABD yönetimiyle üst düzey temaslarını sürdürüyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında Gazze‘deki durumla bağlantılı savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiaları kapsamında tutuklama emri çıkarmış durumda.
Bu hukuki süreç, suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. Ancak uluslararası hukuk bakımından son derece ciddi bir süreç bulunduğunu gösterir.
İşte tam da burada çifte standart tartışması başlıyor.
Bir lider hakkında uluslararası mahkeme tutuklama emri bulunurken o liderin Washington ile görüşmeleri devam ediyor; Filistin halkının temsilcisi ise BM Genel Kurulu’na katılmak için ABD’ye giremiyor.
Bu tablo, uluslararası toplumun vicdanında derin bir yara açmıyor mu?
ABD yönetimi, vize kararını Filistin yönetiminin reform taahhütlerini yerine getirmemesi, terörü övdüğü iddiaları ve İsrail-Filistin meselesini uluslararası mahkemelere taşıma çabalarıyla gerekçelendiriyor.
Elbette devletlerin güvenlik ve dış politika gerekçeleriyle vize kararları alma yetkisi vardır.
Ancak mesele yalnızca bir vize işlemi değildir.
Mesele, Filistin halkının uluslararası platformda sesini duyurmasının engellenmesidir.
Mesele, BM Genel Kurulu gibi dünyanın gözü önünde gerçekleşen bir toplantıda Filistin liderinin fiziksel olarak bulunamamasıdır.
Mesele, ABD’nin kendi müttefiklerine uyguladığı ölçü ile Filistin’e uyguladığı ölçü arasındaki farktır.
İnsan hakları, güçlü devletlerin siyasi çıkarlarına göre açılıp kapanan bir kapı değildir.
Filistin meselesi, bir vize kararıyla ortadan kaldırılamaz.
Mahmud Abbas‘ın New York’a gidememesi, Filistin halkının haklı taleplerini susturamaz.
Çünkü Filistin meselesi, yalnızca bir devlet başkanının diplomatik seyahati değildir.
Filistin meselesi, milyonlarca insanın vatan, özgürlük, güvenlik ve kendi kaderini tayin hakkıdır.
ABD ve Batı dünyası, insan hakları konusunda ortaya koyduğu söylemlerle uygulamaları arasındaki farkı açıklamak zorundadır.
Eğer uluslararası hukuk gerçekten herkes için geçerliyse, İsrail söz konusu olduğunda neden farklı bir uygulama ortaya çıkıyor?
Eğer insan hakları evrenselse, Gazze’deki çocukların hayatı neden aynı hassasiyetle savunulmuyor?
Gazze’nin çocukları adına soruyoruz: İnsan hakları herkes için mi, yoksa yalnızca güçlülerin işine geldiğinde mi var?
Tarih, bu soruyu da unutmayacaktır.
Ve insanlık, bir gün mutlaka bu çifte standardın hesabını vicdanında soracaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Somali’de Türkiye’ye teşekkür gösterileri ikinci gününde: Yardımın arkasında yıllara yayılan dostluk var Somali’de Türkiye’ye teşekkür…
DARBELER VE 27 MAYIS 1960 DARBESİ Maalesef darbeler ülkesiyiz! Darbe, kısa tanımıyla, bir ülkede yönetimi…
LGBT Hakları Sözleşmesi Tartışması: Özgür Özel'in İmzası ve Uzman Eleştirileri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eski…
İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİNDE GAZZE İÇİN GÜÇLÜ DAYANIŞMA: ÖĞRENCİ VE AKADEMİSYENLERİN SESİ KAMPÜSTEN YÜKSELDİ İzmir…
17 Eylül 1961: Darağacında Asılan Millet İradesi Türkiye, 17 Eylül 1961 sabahına yalnızca bir başbakanını…
TRUMP’TAN İTİRAF GİBİ VENEZUELA AÇIKLAMASI Bir ülkenin petrolünü “ganimet” olarak gördüğünü açıkça ilan etti ABD…