
FITRATA SAVAŞ AÇAN DOGMA: KATOLİK KİLİSESİ VE “ZÖLİBAT” YALANCILIĞI
Geçtiğimiz günlerde Alman Bild gazetesinde Stefan Schlagenhaufer ve Nikolaus Harbusch imzasıyla yayımlanan bir haber, Batı medyasında yüzeysel bir bakışla “geç gelen romantik bir aşk itirafı” gibi sunuldu. Ancak mesele, yaşlı bir din adamının bireysel tercihinin çok ötesindedir. Haber, Hristiyanlık düşüncesinin tarihî süreçte uğradığı tahrifatı ve Katolik Kilisesi’nin insan fıtratı üzerinde meydana getirdiği ağır tahribatı bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
Almanya’nın Hessen eyaletine bağlı Oberursel kentinde, tarihî St. Ursula cemaatinin başında 37 yıldır görev yapan 63 yaşındaki rahip Andreas Unfried, kamuoyuna açık ve son derece duygusal bir itirafla cübbesini çıkardığını, görevini bıraktığını ve yıllardır gizlice birlikte olduğu kadınla evleneceğini duyurdu. Rahip Unfried’in, dinî amiri olan Limburg Piskoposu Georg Bätzing’e hitaben yazdığı ve kamuoyuyla paylaştığı mektupta yer alan “O beni çok uzun süre bekledi. Bunun için kendisine minnettarım. Artık yeter! Uzun zamandır hayatı paylaştığım kadına olan aşkım beni çağırıyor” şeklindeki feryadı, kurumsal Hristiyanlığın batıl esaslarla insan doğasına açtığı savaşın iflas vesikasıdır.
Resim: Andreas Unfried (bugün 63 yaşında, solda), 2018 yılında dini amiri olan Limburg Piskoposu Georg Bätzing (bugün 65 yaşında) ile birlikte. Arka cephede papaz Unfried’in görev yaptığı Oberursel’in tarihî eski kent bölgesindeki St. Ursula Cemaati Kilisesi görülmektedir.
Dinin Tahrifi ve Uydurulan Ruhbanlık
İnsanoğluna rehber olarak gönderilen ilâhî mesajlar, tarih boyunca ruhban sınıfının çıkarları, cehaleti ve nefsanî yönlendirmeleriyle tahrif edilmiştir. Hz. İsa’nın (a.s.) getirdiği tevhid inancı ve ölçülü hayat nizamı, Kilise konsillerinin eliyle deforme edilmiş; helaller haram, haramlar helal kılınarak, ilâhî iradeye adeta müdahale edilmiştir. Bu tahrifatın en somut ve yıkıcı tezahürlerinden biri, Katolik Kilisesi’nin rahiplere dayattığı ve cinsel perhiz anlamına gelen evlenme yasağı, yani “zölibat” kuralıdır.
Bu uygulama ne Tevrat’a ne de Hz. İsa’ya inen özgün İncil vahyine dayanır. Yüzyıllardır sürdürülen bu dogma; tamamen insan eliyle, tarihî süreçte Kilise’nin kurumsal ve maddî çıkarlarını korumak, mülkiyetin miras yoluyla bölünmesini engellemek ve yapay bir kutsallık hiyerarşisi oluşturmak maksadıyla ihdas edilmiş batıl bir gelenektir.
Kur’an-ı Kerim, Hristiyan toplumların sonradan uydurduğu ve ilâhî kaynağa dayanmayan bu aşırı tutumu asırlar öncesinden haber vermiş ve Hadîd Suresi 27. ayet-i kerimede durumu şöyle beyan buyurmuştur:
“Uydurdukları ruhbanlığa gelince, biz onu üzerlerine farz kılmamıştık. Ancak Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri uydurdular. Fakat ona da gereği gibi uymadılar.”
Nitekim haberdeki rahibin “Bunu var gücümle yaşamaya çalıştım; fakat bu lütfu içimde gerçekten taşımadığımı kabul etmek zorundayım” şeklindeki beyanı, ilâhî kaynağa dayanmayan normların insan ruhunda oluşturduğu çaresizliğin açık bir itirafıdır. Yaratıcı’nın emretmediği bir yükü insanın kendi nefsine yüklemesi, takva değil; Yaratan’ın hikmetine ve yaratılış kanunlarına karşı yapılmış bir zulümdür.
Fıtratın İntikamı ve Çifte Hayat Riyakarlığı
İnsanoğlu; sevme, evlenme, eş olma ve aile kurma meyilleriyle yaratılmıştır. Bu meyiller bastırılması gereken birer “günah” veya “eksiklik” değil; insan doğasının, yani fıtratın temel taşlarıdır. Fıtratı yok sayan her dünyevî dogma, eninde sonunda riyakarlığa ve çifte standartlı bir hayata kapı aralar.
37 yıl boyunca pazar kürsülerinde insanlara dürüstlük, iffet ve dinî kurallara sadakat vaaz eden bir papazın/rahibin, aynı zamanda onlarca yıl boyunca “gizli bir çift hayat” sürdürdüğünü açıklaması son derece düşündürücüdür. Rahip, “Eğer hayat arkadaşımın desteğinden emin olmasaydım, bu 37 yıla dayanamazdım” derken, aslında Kilise’nin kurumsal yapısının insanı nasıl bir ikiyüzlülüğe mahkûm ettiğini de itiraf etmektedir. İnsanî arzuları uydurma dinî kılıflarla bastırmaya çalışmak, kapalı kapılar ardında yaşanan gizli ilişkileri, sahtekarlıkları ve ne yazık ki Kilise koridorlarında üzerleri örtülmeye çalışılan ahlâkî krizleri (çocuk istismarcılığı, eşcinsellik vb.) doğurmaktadır. Katolik Kilisesi fıtratı bastırabileceğini sanmış; ancak bastırılan her insanî duygu, bünyeyi içten içe çürüten bir maraza dönüşmüştür.
İslâm: Fıtrat ve Denge Dini
Almanya’da yaşanan bu tablo, İslâm’ın insan fıtratıyla ne kadar barışık ve dengeli bir din olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. İslâm’da ruhbanlık, dünyadan el-etek çekmek veya fıtrî/cinsel ihtiyaçları yok saymak yoktur. İslâm’da beden ile ruh, dünya ile ahiret bir bütündür.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), ibadet maksadıyla evlenmemeye ve dünyalık hazlardan tamamen uzaklaşmaya karar veren sahabelerini sert bir dille uyarmış ve “Sünnetimden yüz çeviren benden değildir” buyurarak, evliliğin bizzat ibadet ve iffet muhafazası olduğunu vurgulamıştır. İslâm, insan arzularını yok saymayı değil; helal dairesinde terbiye edip meşru kanallara yönlendirmeyi esas alır. Katolik anlayışındaki “kutsallık için evlenmeme” safsatasına karşı İslâm, “iffeti korumak, nesli devam ettirmek ve fıtratı/dini tamamlamak için evlenme” ilkesini koymuş; aileyi toplumun ve mukaddesatın temeli saymıştır.
Almanya’daki rahip istifası, ilâhî vahyi kenara bırakıp kendi arzularına göre din inşa eden yapıların eninde sonunda fıtrat duvarına çarpmaya mahkûm olduğunu göstermektedir. İnsanoğlunun huzuru, uydurulmuş dogmalarda ve ruhban baskılarında değil; fıtratla barışık, ölçülü ve kuşatıcı olan son ilâhî mesajın, yani İslâm’ın aydınlığındadır. Katolik Kilisesi ve benzeri tahrif edilmiş yapılar, fıtrata karşı yürüttükleri bu anlamsız savaşı kaybetmeye mahkumdur; çünkü Allah’ın yarattığı fıtratı değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Haberin Kaynağı:
NİJERYA NEDEN FAKİR? PETROLÜ VAR, ZENGİNLİĞİ VAR, HALKI YOKSUL! 113 milyon insan yoksulluk içinde yaşıyor.…
“Banka Düzeni Fakirden Alıp Zengine Veren Bir Pompa Olmasın!” Necmettin Erbakan’ın 1991 seçimleri öncesinde TRT’deki…
NATO Komutanı Grynkewich'ten Rusya’ya Sert Uyarı: "Saldırıyı Destekleyen Her Unsuru Yok Ederiz" NATO Avrupa Müttefik…
YÖNETİM KRİZİNİN PERDE ARKASI: BÜROKRASİ Mİ YOZLAŞTI, TOPLUM MU? Siyaset bilimciler ve sosyologlar, günümüz toplumlarında…
ALMANYA’NIN GAZZE SESSİZLİĞİNE FRANKFURT’TAN TOKAT GİBİ CEVAP: PHILIPPE SANDS İSRAİL’İN ZULMÜNÜ YÜZLERİNE VURDU Uluslararası hukuk…
Azerbaycan Devlet Televizyonu: Başörtüsüne Arap ve Fars Âdeti Diyor Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması tartışılırken,…