Fransa, “İslamofobi” kavramından rahatsız

Prof. Dr. Ali Seyyar

Fransa devleti, “İslamofobi” kavramının kullanılmasından dolayı rahatsız duymaktadır. Halbuki bu kavram, özellikle Batı dünyasında İslâm’a karşı saldırılarla birlikte Müslümanlara karşı geliştirilen önyargı, korku, düşmanlık ve nihayetinde ayrımcılık, dışlanma ve ırkçılığa kadar varan nefrete karşı insanlığa bir uyarıdır. Nasıl ki tüm fobiler, psikolojik bir rahatsızlığa bağlı olarak yersiz bir korku ise aynı şekilde İslâm’a karşı belirli mahfiller tarafından ortaya atılan iddialar da suni olarak icat edilmiş yalanlardan ibarettir. Bundan dolayı da “İslamofobi” kavramı, bu korku havasını ortadan kaldırmak için, İslâm’ın haddizatında korkulacak olağan dışı bir din olmaktan ziyade insanlığa sosyal barışa davet eden vahiy odaklı bir inanç sistemi olduğunu hatırlatmaktadır.

Peki, şimdi ne oldu da Fransa, İslâm’ı ve Müslümanları koruyan bu kavramı dahî beğenmiyor ve tartışmaya açıyor? Batı medeniyetini laikçi görüşleriyle en ileri bir düzeyde temsil eden Fransa, İslâm’ı vahye dayanan bir din olarak kabul etmediği gibi onu daha çok Batı’nın demokratik değerlerinden aşağı tehlikeli bir siyasî ideolojik rejim olarak görmektedir. Fransa, benimsemese dahî her türlü inanç sistemine karşı tarafsız olduğu için, Müslümanların da İslâm’ın sadece ibadet boyutuyla meşgul olmalarını istemektedir.

Nitekim Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi tarafından (EUMC-European Monitoring Center on Racismand Xenophobia) 2015’te yayımlanan İslamofobi Raporunda “İslamofobi”, dar anlamda tanımlanmış ve sadece “Müslüman karşıtı ırkçılık” bağlamında ele alınmış ve İslâm’a yönelik fikrî saldırıları ve aşağılayıcı hakaretleri kapsam dışı bırakmıştır.

Şimdi ise Fransa, bir adım daha atarak, İslâm’ı ve Peygamberini tenkit etme imkânı vermediği için, “İslamofobi” kavramından tamamen uzaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Nitekim Fransa Bakanlıklararası Suçluluğu ve Radikalizmi Engelleme Komisyonu Genel Sekreterliği (SG-CIPDR), 29 Mart 2021’de twitter üzerinden yaptığı açıklamalara göre “İslamofobi” kavramı, Müslümanlara karşı nefret ve nefret suçlarını tanımlamak için, uygun değilmiş. (1)

Hükümet adına 2016 yılından beri radikalizmle mücadele stratejilerini planlayan bir sekretarya olarak SG-CIPDR, kamuoyuna sunduğu 11 maddelik bir tweet zinciri ile bundan böyle devlet kurumlarında “İslamofobi” yerine sadece “Müslüman Karşıtı Irkçılık” (racisme anti-musulman) olarak kullanıldığını açıklamıştır. Sekretarya, Müslümanlara karşı beslenen nefretin ve suçların önüne geçmek istediğini ancak bu mücadelenin “İslamofobi” kavramı ile yapılamayacağını iddia etmektedir.

Fransa’nın Niyeti Nedir? Neymiş Efendim…

Neymiş efendim; “İslamofobi”, fikir ve ifade özgürlüğü kapsamında problemli bir duruma yol açıyormuş. Neymiş efendim; Müslümanlara yönelik damgalama ve nefret suçları, din olarak İslâm’a yönelik eleştiriler ile karıştırılmasına sebebiyet veriyormuş. Neymiş efendim; “İslamcılar” olarak tanımladıkları “aşırı/dinci/radikal Müslümanlar”, “İslamofobi” kavramı üzerinden “radikal” İslâm’a karşı demokratik bir çerçevede yapılan eleştirilere karşı çıkıyorlarmış ve böylece “radikal” İslâm’ın yeşermesine zemin hazırlıyorlarmış.

Neymiş efendim; “İslamofobi” kavramı kullanılarak, Salman Rüşdi olayı ve Charlie Hebdo saldırısı örneklerinden hareketle Fransız kanunlarında var olmayan bir “dine hakaret suçu” getirilmek isteniliyormuş. Neymiş efendim; “İslamofobi”, İslâmcılara ait bir truva atıymış. Neymiş efendim; “İslamofobi” kavramı, Fransız kanunlarının temin ettiği düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyici bir durumun önüne geçmekteymiş.

Velhâsıl-ı Kelâm

Görüldüğü üzere Fransa devleti, “Müslüman karşıtı ırkçılık” bağlamında Müslümanları koruyacağını ifade ederken, İslâm’a karşı yapılan her türlü eleştirinin de “düşünce ve ifade özgürlüğü” adına önünü açmakta kararlı görünmektedir. Öyle görünüyor ki İslâm’a yönelik her türlü eleştiri yapma hakkı kapsamına bir dinin temel değerlerine ve o dini tebliğ eden peygamberine aşağılama hakkı da girmektedir. Fransa devleti, tevhit yönüyle tahrip olmuş ve itikadî meselelerde daha da tahrip edilen diğer din ve inanç sistemlerine yönelik yapılan eleştirilere benzer bir şekilde İslâm’a da yapılmasında bir sakınca görmeyebilir.

Ama Fransa devleti, bu yaklaşımıyla herhalde şunu fark edememektedir. Bırakınız “aşırı veya fanatik Müslümanlar” dedikleri “İslâmcıları”, namazında veya ibadetinde olmayan, tabirimi mazur görün, en günahkâr Müslümanların kalbinde dahî İslâm’a ve son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) karşı derin bir sevgi vardır. İslâm’ı tam anlamıyla yaşayamasa da imanın bir gereği olarak her Müslüman, İslâmî konularda duyarlıdır ve dinine yapılan belden aşağı saldırıları ve hakaretleri vicdanen kabul edemez. Dolayısıyla Fransa’da İslâm dinine ve bu dinin temel değerlerine alenî olarak yapılan aşağılayıcı her türlü kışkırtıcı saldırı, Müslümanlar tarafından dinî inançlarına karşı yapılmış bir hakaret olarak algılanacaktır.

Fransa’daki İslâmî STK’lar, bu duruma protesto etmeli ve “Müslüman karşıtı ırkçılık” ile mücadelenin yetersiz olduğu, bunun yanında “Müslüman karşıtı İslâm’a Saldırı” konusunda din ve vicdan hürriyetinin önemine vurgu yapılmalı ve bu bağlamda “İslamofobi” kavramının bütün Müslümanlar tarafından benimsendiğinin altı çizilmelidir. “İslamofobi” kavramından uzaklaşmak demek, İslâm’ı aşağılayıcı her türlü girişimlere cevaz vermek anlamına geleceği ve bu da toplumsal barışı bozacağı açıkça belirtilmelidir. Kaldı ki din ve vicdan hürriyeti, Fransa’nın da bağlı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesinde düzenlenmiştir. Bu sebeple Müslümanların din ve vicdan özgürlüklerine karşı aşağılama fiiline müsaade edilmemelidir.

Fransa devleti, buna rağmen “dediğim dedik” tavrını sergilemeye ısrarla devam edecek olursa, bizim diyeceğimiz ancak şu olabilir: Her şeyde bir hayır vardır. Böylece bizim gafil Müslümanlarımız da Batı’nın İslâm’a nasıl baktığının bilincine varmak suretiyle kendi manevî değerlerine daha sıkı sıkıya bağlanarak, Müslümanca yaşamanın yollarını bulur. Bir de bu süreçte Batı dünyasında yaşayan Müslümanlara bir uyarım olacak: Sakın ola ki bundan sonra İslâm’a karşı yapılan değişik fikrî saldırılara karşı haklı tepkileriniz makul sınırının dışına çıkmasın ve şiddet içeren eylemlere asla başvurmayınız.

Ya sabır; Beşer dehasından çıkıp materyalist felsefeye dayanan Batı medeniyeti sönmeye mahkûm ve vahy-i ilâhî’den gelen İslâm medeniyetinin de Avrupa’da dirilmesi yakındır. Karamsar olmayalım. Ne güzel ifade etmiş Said Nursi Hazretleri: “Ümîdvâr olun, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ İslâm’ın sadâsı olacaktır.”

 

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

5 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

5 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

11 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

13 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

14 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

15 saat ago