
Kur’an-ı Kerim’in evrensel hitabı, yalnızca ilahi bir siyasal ve sosyal nizam kurmakla kalmaz, aynı zamanda iktidar itaat ilişkilerini, otorite kaynaklarını ve toplumsal meşruiyet krizlerini köklü bir eleştiriye tabi tutar. Furkan Suresi’nin 43. ayetinde yer alan, “Kendi hevâsını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” beyanı, ilk bakışta bireysel bir ahlak zaafı tasvir ediyor gibi görünse de, derinlemesine tahlil edildiğinde son derece ciddi bir sosyolojik ve siyasal eleştiri barındırır. Bu ayet, ilahlık kavramını semavi bir varlıktan çekip alarak, beşer iradenin mutlaklaşmasını, arzuların yasa yapıcı konuma gelmesini de ifade eder.
Lügatlerde hevâ kelimesi, nefsin geçici eğilimlerini, tutkularını, bireysel arzularını, peşinden koşulan hevesleri ifade eder. Bir şeyi “ilah edinmek” (ilah); mutlak itaat merci olmak, emir komuta hiyerarşisinin zirvesine oturmak, eylemlerin yönünü tayin eden nihai yasa koyucu mercii olarak kabul edilmek demektir.
Sosyolojik açıdan hevâ, insanın vahye, İlahi Nizama, Allah’a ve peygambere boyun eğmeyi reddederek, kendi istek ve arzularına göre bir sosyal ve siyasal düzen kurmaktır. İnsan, kendi şahsi haz ve menfaat algısına dayanarak toplumlar üzerinde tahakküm kurarsa, kendi hevasını putlaştırmış olur. Klasik cahiliye toplumunda bu durum, kabile taassubu, atalardan kalma geleneklerin dogmatik bir şekilde kutsanması ve bireysel çıkarların hakikat ölçüsü kılınması biçiminde tezahür ediyordu.
Cahiliye, İslami literatürde sadece İslam öncesine mahsus tarihsel bir dönem değil: Hakikate karşı konumlanan, beşerî arzu ve menfaatlerin mutlaklaştırıldığı her türlü toplumsal ve siyasal düzenin adıdır. Cahiliye toplum yapısının temel karakteristiği, otoritenin ve hukukun ilahi bir ilkeye değil, güçlü olanın iradesine, kabile asabiyesine veya seçkin bir sınıfın çıkarlara dayandırılmasıdır.
Bu yapıda birey ya da zümre, kendi çıkarlarını, menfaat-i şahsiyesini ve arzularını ilahi olanın üzerinde bir yasa koyucu olarak görür. İktidar ve güç, evrensel bir adalet sağlayıcısı olmaktan çıkıp, egemenlerin heveslerini meşrulaştıran bir araç haline gelir. Furkan Suresi 43. ayet, bu zihniyetin öznelerine ayna tutar: Hakikati irdelemek yerine arzularının konforunu tercih eden insan, toplumsal düzeni de bu çarpıklık üzerine kurar.
Adı geçen ayet günümüz siyasal ve sosyal realitesi içinde daha da çarpıcı bir boyut kazanır. Batı düşünce tarihi, Aydınlanma ile birlikte Tanrı’yı merkezden çıkarıp insanı merkeze yerleştirdiğinde, klasik teolojik terminolojideki hevâ, modern laik seküler siyasal sisteme dönüşmüştür. Modern kapitalist demokratik olan bu sistemler, insanın sınırsız tüketim arzusunu, tahakküm tutkusunu ve dünyevi hazlarını “özgürlük” kisvesi altında yüceltir.
Bugün modern ulus-devletler, ilahi bir yasaya bağlı olmaksızın, tamamen pragmatik çıkarlar, jeopolitik hevesler ve sermaye birikimi (hevâ) doğrultusunda karar almaktadır. Demokrasi, halkın iradesi söylemiyle işlese de, kitlelerin arzuları medya, reklam ve ideolojik aygıtlar aracılığıyla manipüle edilerek yönlendirilmektedir. Sonuçta ortaya çıkan tablo, hevânın kolektif bir ilah haline getirildiği, hukukun ise bu ilacın tatmini için bir enstrümana dönüştürüldüğü modern bir paganizm ayinidir.
Ayetin ikinci kısmı, “Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?”, ifadesi siyasal eylem ve tebliğ açısından hayati bir sınır çizer. Burada Hz. Muhammed’e (sav) hitaben kullanılan bu ifade, peygamberlerin dahi insanları zorla hidayete erdirme, onların hevâlarını şiddetle bastırma veya onları mutlak birer koruma altına alma görevine, yetkisine sahip olmadığını hatırlatır.
Siyasal ve sosyolojik açıdan bu durum, tahakküm kurmama ilkesidir. İslam siyasal düşüncesinde hakikat tebliğ edilir, adalet ikame edilir. Ancak insanların kalpleri ve iradeleri üzerinde baskıcı bir vesayet kurulamaz. Modern totaliter rejimler insanları kendi ideolojik hevâlarına boyun eğdirmek için devasa birer kontrol mekanizması kurarken, ilahi nizam, insanın özgür iradesiyle Hakikate yönelmesini esas alır.
Peygamber, insanların arzularının kölesi ya da onların günahlarından mesul bir “bekçi” – vekil – değildir. O, yalnızca bir uyarıcı ve Hakka çağırıcıdır. Bu bağlamda ayet, siyasal iktidarın sınırlarını çizer: Hiçbir beşerî otorite, bir diğerinin iradesi üzerinde mutlak rablik taslayamaz. Modern devletin bireyin hayatına, zihnine ve tüketim kalıplarına müdahale eden ilahlık ve tağutluk karakterine karşı da bu ilke güçlü bir eleştirel şerh düşer.
Furkan Suresi 43. ayet, modern dünyanın krizlerini okumak için eşsiz bir çözümleyici zemin sunmaktadır. Bugün yaşadığımız modern cahiliye düzeni, Allah’ın peygamberin, hukukun ve ahlakın hiçe sayıldığı çıkarcı pratiklerin ve hevânın küreselleşmiş hâlidir
ORTADOĞU KARIŞIK… HEM DE ÇOK KARIŞIK! Bu savaş sarmalında kimin eli kimin cebinde belli değil……
Katar Emiri’nden Gazze uyarısı: “Zorla yerinden etmeye ‘göç’ diyorlar” Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed…
MÜRŞİD OLAN KUR’AN’IN KAYNAĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLERİ Kur’an da canlı bir mürşidtir ve genelde insanları, özelde…
İsrail Gazze’de Desteklediği Milisleri Güçlendiriyor İsrail’in Gazze’de kontrol ettiği bölgelerde desteklediği Filistinli silahlı grupların kullandığı…
Ürdün Kralı II. Abdullah’tan Sert İsrail Çıkışı: Türkiye'nin Öncülüğü Bölgesel Dengeyi Değiştiriyor Ürdün Kralı II.…
CİHADIN MUKATELE BOYUTUYLA İLGİLİ AYETLERİN GELMESİ MÜNAFIKLARI ORTAYA ÇIKARDI Medine’de mü’minlerin sayıca az olduğunu gören…