
Gazze İçin “Barış Deklarasyonu” Mu, İşgal Planı Mı?
Netanyahu denilen katil ve onun bir numaralı destekçisi Trump’ın, 29 Eylül 2025’te Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği görüşmeden, Gazze adına güya barış çıktı…
Güya barış diyorum çünkü bu barış antlaşması falan değil… Bu, Hamas’ı devre dışı bırakıp Gazze’yi kolay yoldan işgal etme planı…
Aynı 108 yıl önce Balfour Deklarasyonu’nda olduğu gibi…
Bu da ikinci Balfour Deklarasyonu’dur…
Ya da Trump Deklarasyonu…
Belki de Tony Blair Deklarasyonu…
1917 yılında Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin’de Yahudi halkı için ulusal bir yuva kurulmasını desteklediğini bildiren mektup yazmıştı. Bu mektup, İsrail devletinin kurulmasına giden süreçte önemli bir rol oynamıştı…
Şimdi, artık bu deklarasyonla (pardon) barış antlaşmasıyla da Gazze işgal edilmek ve Filistin halkı orada asimilasyona uğratılmak istenmektedir…
Balfour Deklarasyonu’nu Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur Balfour hazırlarken, ne hikmetse Trump’ın barış planının maddeleri arasında Gazze valiliği için İngiltere eski başbakanlarından Tony Blair’ın adı geçmektedir…
Yani bizim anlayacağımız, 108 yıl önce Balfour Deklarasyonu ile Filistin topraklarını Siyonistlere peşkeş çekenler, bugün de Trump Deklarasyonu ya da Tony Blair Deklarasyonu’yla son kalan Filistin toprağı Gazze’yi de İsrail’e peşkeş çekmektedirler…
Ve işin garip tarafı ise şu anda, 19 ya da 20 İslam ülkesi, Hamas’a bu deklarasyonu kabul etmesi için baskı yapmaktadırlar…
Şimdi çok basit cümlelerle üç soru soralım ve cevaplayalım:
1– Bu anlaşma metninde dilden düşürmediğimiz “İki Devletli Çözüm” var mı?
-Yok
2– Netanyahu denilen katil ve caninin katlettiği, dile kolay 70 bin insan hakkında bir cümle, bir özür ya da atıf var mı?
-Yok
3– Gazze halkının geçiş dönemi tamamlandıktan sonra kendi idarecilerini seçme ve kendi kendini yönetme hakkından bahsediliyor mu?
-Hayır
Peki ne var bu deklarasyonda?
Öncelikle şunu belirtelim ki bu barış(!) metni, Biden döneminin Dışişleri Bakanı Blinken’ın ülke ülke gezip kabul ettirmeye çalıştığı ama başarılı olamadığı metnin aynısı… Hem de bire bir aynısı…
Kimse kendini kandırmasın…
Bu metinde Hamas’ın bertaraf edilerek Gazze’nin işgali var…
Bu metinde Filistin’in uluslararası bir mandaya teslim edilmesi var…
Bu metinde dinler arası diyalog safsatasıyla birlikte, müfredat programında yapılacak değişikliklerle Filistin halkının asimile edilmesi var…
Tam da İsrail, bütün dünyadan izole olmuş, dünya halklarından büyük tepkiler almış ve Gazze’de köşeye sıkışmışken…
Evet, Gazze halkı çok çile çekti…
Şu anda insanlar aç ve susuz bir şekilde oradan oraya sürükleniyorlar…
Bombalardan kurtulanlar, açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya…
Ancak tüm bunlar İsrail’in Gazze’de başarılı olamadığı gerçeğini değiştirmiyor…
7 Ekim’den bu yana 2 yıl geçti…
O gün bugündür Gazze’ye gireceğini söyleyen ama girdiğinde büyük bir Hamas direnişiyle karşılaşan İsrail, Gazze’de başarılı olamadı…
Ancak ve ancak sınır kapılarına gelen yardımları Gazze’ye sokmadı ve havadan bombalamakla sivilleri katletti… Kara harekatında başarılı olunamayan bir savaş kazanılmış değildir. Hoş bu bir savaş değildir… Bu bir soykırımdır…
Unutmayalım;
Gazze halkının acıları ve direnişi, uluslararası toplumun sorumluluklarını hatırlatmaktadır…
Barış adı altında hazırlanan deklarasyonlar, gerçek bir çözüm sunmadığı gibi, mevcut krizleri derinleştirmektedir….
Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkı ve yaşam hakkı hiçe sayılmamalıdır.
Uluslararası aktörlerin adil, tarafsız ve kalıcı bir barış için sorumluluk alması şarttır; aksi takdirde, tarihi hatalar tekrarlanacak ve Gazze halkı yeni nesiller boyu bedel ödemeye devam edecektir.
ŞABAN DOĞAN
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Başkalarının ödediği bedeller üzerinden konuşmak ne kadar da kolay. Bu yazdıklarınızı gidin birde Gazze’de yaşayanlara sorun. Türkiye’deki Müslümanların problemi tamda bu desek yeridir. Sıcak yuvalarında eşleri ve çocukları ile “bir eli yağda bir eli balda” konuşmak ne kadar da kolay.. Allah’tan korkun..
Bu eleştirinizle yazı arasında bir bağlantıyı nasıl oluşturdunuz anlayamadım doğrusu… Yapılanın bir işgal planı olduğu, Filstinin/Gazze’nin lehine olmadığı eleştirilmiş ve güzel bir şekilde izah edilmiştir. Herkes kendi konumuna göre kendine düşen sorumluluğu yerine getirir. Kimi malıyla/parasıyla, kimi kalemiyle, kimi duasıyla, kimi ortaya koyduğu stratejiyle; hasılı fert olarak, aile-toplum-millet ve devlet olarak yerinde, zamanında yapılması gereken yapılıyor/yapılacaktır… “İşler sonuçlarına göre değerlendirilir” hadis-i şerifini iyi fehmetmeli, anlamalı… Devleti yönetenler, devlet aklıyla düşünür, stratejisini, tevessül edeceği ve yapacağı işlerin sonuçlarının ne getirip-götüreceğini hesaplayarak adım atar…
Allahtan korkun ihtarınız hepimiz için geçerlidir… Kalın sağlıcakla…