islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

Gazzeli Çocuktan Erdoğan’a Yürek Dağlayan Mektup: “Siz Bizim Son Umudumuzsunuz”

Gazzeli Çocuktan Erdoğan’a Yürek Dağlayan Mektup: “Siz Bizim Son Umudumuzsunuz”
26/07/2025 11:41
A+
A-

Gazzeli Çocuktan Erdoğan’a Yürek Dağlayan Mektup: “Siz Bizim Son Umudumuzsunuz”

12 yaşındaki Tasnim Olwan’dan insanlığın vicdanına çağrı

Gazze’deki soykırımın çocuklar üzerindeki ağır etkileri her geçen gün artarken, 12 yaşındaki Gazzeli Tasnim Olwan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup yürekleri sızlattı. Tasnim, kaleme aldığı Türkçe mektubunda, “Gazze’de açlıktan ölüyoruz. Ama en acısı ne biliyor musunuz? Dünya sessiz… Ama biz hâlâ Elhamdülillah diyoruz. Siz bizim son insani umudumuzsunuz” ifadelerini kullandı…

Gazze’de çocuklar açlıktan ağlarken dünya sessiz kalıyor

İsrail’in aylardır sürdürdüğü saldırılarla yerle bir ettiği Gazze’de temel ihtiyaçlara ulaşmak neredeyse imkânsız hale geldi. Gıda, su ve ilaç yetersizliği nedeniyle en büyük bedeli ise çocuklar ödüyor. Tam da bu tablo içinde yaşayan küçük Tasnim’in Erdoğan’a yazdığı mektup, Filistinli çocukların yaşadığı dramı bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

El yazısıyla yazdığı mektup bir neslin feryadı oldu

Tasnim’in duygularını kaleme aldığı el yazısı mektup, sadece bir yardım çağrısı değil, aynı zamanda ümidi tükenen bir neslin sessiz çığlığı oldu. Küçük kız mektubunda, “Gazze’de artık sadece karnımız değil, bedenimiz de açlıktan eriyor. Bir lokma ekmek bile bulamıyoruz. Çocuklar açlıktan ağlıyor, anneler gözyaşıyla uyuyor” diyerek yaşanan insanlık trajedisini gözler önüne serdi..

“Siz bizim son insani umudumuzsunuz”

Dünyanın sessizliğinden duyduğu hayal kırıklığını dile getiren Tasnim, İslam ülkeleri liderlerinden ve sözde insan hakları savunucularından umudunu kestiklerini vurguladı. Erdoğan’a hitaben yazdığı mektubunda ise “Merhametli sesinizi tekrar duymak istiyoruz. Siz bizim son insani umudumuzsunuz” diyerek bir liderden öte, bir baba şefkati aradığını ifade etti.

“Allah sizi mazlumlar için bir umut yapsın”

Tasnim’in mektubu sadece Erdoğan’a değil, tüm insanlığa yazılmış bir çağrı niteliği taşıyor. İsrail ablukası nedeniyle mektubunu ulaştıramadığını söyleyen Tasnim, sesinin duyulması için yardım çağrısında bulundu. Mektubunun sonunda ise “Allah sizi mazlumlar için bir umut yapsın” diyerek dualarını ve son umudunu Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağladığını dile getirdi.

HABER YORUM

Aslında yorumumuz haberin içinde…

Tasnim, yalnızca Erdoğan’a değil;
Suskun İslam ülkelerine…
Vicdanını satan Batılılara…
Ayetleri unutan ümmete…
Ve yüreği hâlâ çarpan herkese yazdı bu mektubu.

Gazzeli çocuklar adına 12 yaşında ki Tasnim Olwan’ın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile birlikte tüm dünyaya seslenişi bu…

Yüreklerimizi dağlayan, vicdanlarımızı yakan bir sesleniş…

Fert olarak bir şey yapamayışımızın ama devlet adamlarımızdan beklentilerimizin yükseldiğini anlatan, vicdanlarımıza hitap eden bir mektup bu…

“Ne olur artık Gazze’de ve bütün dünyada çocuklar,  savaşın(!) pis yüzüyle karşılaşmasın” diyerek ettiğimiz duaların, gök kubbede yankılanmasıdır bu mektup…

“Kahrolsun Siyonizm” diye ettiğimiz  beddualarımızın, arşı alayı titrettiğinin nişanesidir bu mektup…

Allah ve Rasulüllah aşkına durdurun bu zulmü artık…

Yerdeki karıncaya can veren, havada uçan kuşa kanat vererek rahmetini tecelli ettiren rabbimizin aşkına, durdurun bu zulmü…

Bir’i Maune olayında, 70 Hafızın katledilmesine peygamberimiz (sav) nasıl üzüldüyse, Gazze’de katledilen mazlumlara biz de üzülüyor, göz yaşı döküyoruz… Peygamberimiz Biri Maune katillerine nasıl beddua ettiyse, Siyonistlere ve zalimlere bizler de beddua ediyoruz…

Fert olarak yapabildiğimiz ancak bu…

Ama siz yöneticilerimizin, ben bu kadar yapabildim deme lüksünüz yok!

Vallahi yok, billahi yok!

“Hadi Gazze’ye gidiyoruz” deyin, gelelim arkanızdan…

“Hadi savaşıyoruz” deyin, yürüyelim izinizden…

Bu uğurda şahadet şerbetini içmek için bekleyen milyonlar var arkanızda…

**

“Size ne oldu ki; Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bir yardımcı yolla’ diye dua eden erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna savaşmıyorsunuz?” (Nisâ Suresi, 75. Ayet)

İşte Tasnim’in mektubu bu ayetin canlı örneğidir…
O mazlum çocuklar adına “Ey Rabbimiz!” diyen sestir…

O sese kulak vermeyen herkes, bu ayetin muhatabıdır.
Ve o sese kulak veren her yürek, ümmetin onurudur…

Ve bu…

Onurlu insanların direnişidir…

ŞABAN DOĞAN

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

Yorumlar
  1. Alaaddinn Kaya dedi ki:

    Sayın Edal Elibüyükten
    Sayın Cumhurbaşkanım,

    Sadece Allah’a hesap vereceğini bilen bir Müslümanın, hakikati söyleme zorunluluğundan doğan feryadıdır.
    Ne şaklabanlık yapacak kadar iradem zayıf
    Ne de bir menfaat beklentim olacak kadar kalbim kararmıştır.
    Bu cümleler, ne avuç ovuşturan dalkavuklardan, ne de kinle bakan düşmanlardan yükseliyor.
    Ahiretiniz için endişe eden bir kardeşinizin sözüdür.

    Etrafınızda size bunu açıkça söyleyebilecek kimse kalmadığını,
    Köşe başlarını tutmuş isimlerin hakikati gizlediğini biliyorum.
    Ama ben bu yazıyla Müslümanca haykırıyorum.
    Hem yapılan güzellikleri hem de içine düşülen yanlışları açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum.

    Sayın Cumhurbaşkanı,

    Türkiye’de askeri, yargı, medya ve sermaye odaklarının oluşturduğu vesayet düzeniyle cesurca mücadele eden bir lider olarak tanıdık sizi.
    Masaya yumruğunu vuran, “Kes lan!” diyecek kadar net tavrınızla size güven duyduk.

    Mursi mahkûm edildiğinde gözyaşı döken,
    Arakan’dan, Türkistan’a, Gazze’den Suriye’ye kadar ümmetin acılarına kalbiyle dokunan halinizi unutmadık.
    Seçim kaybetme pahasına da olsa Suriyeli mazlumlara gönlünüzü açtığınızda, biz sizin arkanızda durduk.

    One Minute çıkışınızla milyonların kalbine dokundunuz.
    O gün mazlumlar kendilerine bir ses, zalimlerse karşılarında bir duruş buldu.

    “Dünya beşten büyüktür” dediğinizde, sadece mazlum milletler değil, kendi halkınız da bu adil söyleme yürekten sarıldı.
    O sözünüz, emperyalizme karşı bir direnişin sembolü, adalet arayışının cesaretle ifade edilişiydi.

    Ancak, bugün geldiğimiz noktada…

    İsrail’le ticari ilişkiler tam gaz devam ederken
    Gazze için sokağa çıkan, vicdanını haykıran gençler coplanıyor, ters kelepçeyle gözaltına alınıyor tutuklanıyor.
    Bu gençler, yaşanan insanlık dramına sessiz kalmadıkları için yargılanıyorlar.
    Onlar, sadece Filistin’de zulüm gören kardeşlerine ses olmaya çalışıyorlar.
    Ama ne yazık ki, bu duyarlılıkları adaletten uzak bir muameleyle karşılaşıyorlar.

    Vicdanı hapseden, mazlumların çığlıklarını bastırmaya çalışan bu tutum, tarihin en kara sayfalarından biri olarak yazılacaktır.
    Bu gençlerin gözyaşları, bu zulme karşı duyulan ortak acının sesidir.
    Onlar, sadece Türkiye’de değil, ümmetin dört bir yanında adalet ve özgürlük isteyenlerdir.
    Bu yüzden tutuklanmaları değil, cesaretle desteklenmeleri gerekir.

    Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e yönelik tutumunuz sessizleşti.
    Daha düne kadar özgürlüklerini savunduğunuz İhvan mensuplarının sessizce iade edilmesi, vicdanları yaralıyor.

    Geçenlerde Mısırlı Muhammed Abdülhafız’ın kızıyla konuştum.
    “Babamızı iade etmez değil mi?” dediğinde, onlara hiçbir şey söyleyemedim.
    “İnşallah” demekten başka…

    O gece, Muhammed Biltacı’nın bir haberini okudum.
    Yaklaşık 50 kişilik bir koğuşta kaldıklarını
    9-10 yıldır gökyüzünü ve güneşi hiç görmediklerini
    Ölüm orucuna başladıklarını anlatıyordu.
    Ve sabahına, Muhammed Abdülhafız’in iade haberiyle sarsıldık.
    Kalbimiz titredi, yüreğimiz sıçradı.

    Mısır, Özbek, Türkistanlı nice Müslüman kardeşimiz sınır dışı ediliyor.
    Umutla gelmiş, “Bu ülke bizim de yuvamız olur” demiş insanları bir çırpıda göndermek, hangi insafa sığar?

    Geçmişte Boraltan Köprüsü’nde yaşanan iade skandalını sertçe eleştirmiştiniz.
    “Bu bir ihanetti” demiştiniz.
    Bugün benzer uygulamalar, o haklı eleştirileri gölgeler.
    Mazlumu iade eden değil, ona kucak açan bir lider olarak kalmalısınız.

    Sayın Cumhurbaşkanı,

    Hakkı, hatır gözetmeden söyleyen, yanlış gördüğünde susmayan insanlarız.

    Kur’an şöyle buyurur:
    “Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan, Allah için hakkı ayakta tutan kimseler olun.”

    Kral Necaşi’yi hatırlayın.
    Peygamberimiz (sav), zulüm gören Müslümanları Habeşistan’a gönderdiğinde
    “Orada adil bir kral var, onun ülkesine gidin” demişti.
    Necaşi’ye müşrikler geldiklerinde, Müslümanları iade etmesini istediler.
    Ama o, teklif edilen hediyelere rağmen adaletle hükmetti ve geri göndermedi.

    Siz Necaşi kadar adil olmalısınız.
    Müslümanları iade eden değil, ümmete kucak açan lider olarak anılmalısınız.

    Bir Müslüman olarak,
    Erdal Elibüyük

    @RTErdogan