
Değerli Okuyucularım,
Son yazımda (7 Ekim 2026) sizlere sadece Napolyon’un değil, Alman şair Johann Wolfgang von Goethe’nin (1749-1832) de Müslüman olmadığını belirtmiştim.
Şimdi ise ilk etapta sizlere bunun delillerini sunacağım: Strasburg’ta hukuk öğrencisi iken Goethe, ünlü Alman filozof Johann Gottfried Herder (1744-1803) ile tanışır. Herder, kendisine Kur’ân-ı Kerîm’i ve bilhassa George Sale’nin (1697-1736) 1734’te yayınlanan tercümesini okumasını tavsiye eder. Sale, Kur’ân-ı Kerim’in ilk kez tam İngilizce tercümesini hazırlayan İngiliz şarkiyatçısıdır. Goethe, Protestan Alman İlahiyatçı David Friedrich Megerlin’e (1698-1778) ait Kur’ân tercümesini de okur. Megerlin’in tercümesi, ilk kez doğrudan Arapça metinden Almancaya çevrilmiştir. Megerlin, tercümesine “Türkçe İncil ya da Kur’ân” başlığını verir.
Önyargılarla dolu olan bu tercümenin başlığı bile şaşırtıcıdır. Kur’ân-ı Kerim, Hz. Muhammed’in (sav) dili olan Arapça olarak bütün insanlara indiği halde ona “Türkçe İncil” demesi, özellikle Müslüman Türklere karşı beslediği düşmanlığın bir dış yansımasıdır. Tercümesi, kasıtlı olarak baştan sonuna kadar önyargılarla ve yanlışlarla doludur. Tercümenin daha hemen Giriş bölümünde Hz. Muhammed (sav) hakkında “Mahumed, der falsche Prophet” yani “Sahte Peygamber, Muhammed” demek suretiyle niyetini açıkça belirler. Megerlin’in niyeti, “sahte siyasî bir din” olarak tanıttığı İslâm’ın Hristiyanlığa düşman bir görüş olduğunu ispat etmekmiş.
Diğer Kur’ân tercümelerini de kıyaslayarak, Megerlin’in tercümesinde aradığını bulamayan 23 yaşındaki Goethe, bu tercümenin eleştirisini yaparak, Frankfurter Gelehrten Anzeigen dergisine bir makale gönderir. Bu makalede, Megerlin’in Kur’ân’ı hakkıyla tercüme edemediğini ve Kitabın onun yazdıklarıyla kıyaslanamayacak kadar yüce fikirlere sahip olduğunu belirterek, lâyıkıyla bir tercümenin ancak şu şekilde yapılabileceğini söyler: “Kur’ân’ın şümulünü kavramaya meyyal, çok keskin bir zekâya sahip, şair ruhlu bir Alman mütercimin, Şark’ın mehtaplı berrak seması altında ve ilâhî vahyin geldiği yere kuracağı çadırda Kur’ân’ı bir peygamberin ruh hâli içerisinde okuduktan sonra tercümeye başlaması en büyük arzumdur.”
Goethe, daha sonra Arapça profesörü İtalyan Ludovico Marraccius’un (1612-1700) Arapça’dan Latince’ye yaptığı tercümeden faydalanarak, on ayrı sureden bir “Kur’ân Özeti” (Koran Auszüge) meydana getirir. Bu çalışma sırasında ilgisini Hz. Muhammed’in (sav) misyonu ve şahsı üzerinde yoğunlaştırması, onu “Mahomet” adlı bir tiyatro eserinin hazırlığına yöneltir. Ne var ki bu çalışma, taslak hâlinde kalır. Kur’ân’ın içeriğini öğrenen Goethe, zaman zaman orada geçen âyetlerin ilhamı ile kendi bunalımlarına çare arar. Mesela Wetzlar’da iken Herder’e yazdığı bir mektubunda şöyle der: “Kur’ân’da Musa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Ya Rabbi, benim dar olan göğsümü genişlet!”
Bu dönemde şarkiyatçılık bilimi de ortaya çıkar ve dolayısıyla Doğu kültürlerine ve dinlerine ilgi artar. Bu bağlamda Avusturyalı tarihçi Joseph von Hammer (1774-1856), 14. yüzyılda yaşamış olan Hâfız-ı Şîrâzî’nin divanını Almancaya tercüme eder. Bu tercüme, 1812-1813 yıllarında neşredilir. Hâfız’ın divanını Hammer’in çevirisinden okuyan ve onun şiirlerine olağan üstü ilgi duyan Goethe, bu etki altında yazdığı, her biri Farsça başlık taşıyan on iki bölüm hâlinde topladığı lirik, mistik şiirlerini “West-Oestlicher Divan” (Doğu-Batı Divanı) adıyla 1819 yılında yayımlar. Bu eserin ortaya çıkmasında Hâfız’ın divanının yanı sıra Kur’ân ve hadislerden aldığı ilham da büyük rol oynar. Goethe, bu eserini okuyuculara şu cümle ile takdim eder: “Doğu-Batı divanının müellifi, kendisinin de bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez.”
Resim: Goethe’nin “Doğu-Batı Divanı” Eseri, ilk kez 1819 yılında Stuttgart’ta (Cotta’scher Verlag tarafından) basılmıştır.
Bu cümleden hareketle, birçok Müslüman araştırmacı, çalışmalarında Goethe’nin ihtiyatlı bir yaklaşımla Müslüman olabileceği üzerinde durur, bazıları ise kesin bir dille Müslüman olduğunu iddia eder. Mesela Dr. Arif Arslan; iddialı bir çıkışla Goethe’nin sadece bir Müslüman değil aynı zamanda Müslümanca yaşadığını ileri sürer.
Bu yazının müellifi ise ne kadar hüsn-ü zan beslese de Goethe’nin Müslümanlığının platonik aşk anlamında teorik ve şiirsel çerçeve ile sınırlı kaldığı, “Mahomet” adlı şiir ve taslak hâlinde kalan tiyatro oyununa binaen İslâm ve peygamberi (sav) hakkında kabul edilmeyecek kadar yanılgılar/ön yargılar ile dolu olduğu yöndedir. Ahir ömründe yazdığı Faust eseri de haddizatında kendisinin İslâm’dan ziyade İslâm dışı Bâtıl inançlara daha yakın olduğunu gösterir.
Resim: Goethe’nin Faust Eserini İslâm Perspektifinden Değerlendiren Bu Kitabımız, Paradigma Yayınlarından Çıkmıştır (2021).
Goethe’nin zaman içinde dinlere yönelik değişen bakışını şöyle de yorumlamak mümkündür: “Klâsik anlayışın temel taşı olan Goethe, çocukluğunda babasının etkisiyle İncil’le terbiye ettiği dinî inancını, gençliğinde Herder’in etkisiyle tanıştığı İslâmiyet’in etkisi sayesinde de genel ahlâkî kurallara ve hayat şekillerine çoklu bakış açısı getirmiştir.” Çoklu bakış demek, geçmişe ait mitolojik efsanevî hikâyelerin yanında mevcut dinleri ve inanç sistemlerini, bütünüyle reddetmek yerine onlardan, kendi duygu ve düşüncelerine uygun olanları almak ve mezcetmektir. Dolayısıyla Goethe’yi sadece İslâm dairesi içinde görmek, onu tam anlamıyla anlamamış olmak manasına gelir. Kaldı ki Goethe’nin kendi talebiyle mason olduğu kesin iken, onu buna rağmen Müslüman gibi göstermek, gerçekliğe tamamen terstir.
Aydınlanma fikirlerini geniş kitlelere yayma imkânı bulan modern masonluk, burjuva toplumunu da etkisi altına almıştır. Bu akımdan etkilenen 31 yaşındaki Goethe, İsviçre gezisi dönüşünde Weimar locası “Amalia”nın başkanına üyelik başvurusunda bulunur. Hür Masonluğun koruyucu azizi kabul edilen Yahya onuruna kutlanan günün arifesinde, 23 Haziran 1780’de resmî törenle masonluğa kabul edilir. Locaya olan bağlılığı hayatının sonuna dek süren Goethe, 1781’de kalfalığa, 1782’de ise ustalığa terfi etmiş; ayrıca Adam Weisshaupt’ın kurduğu gizli “İlluminati” teşkilatına da üye olmuştur. 1815’te tek evladını da mason yapan Goethe, 1830 yılında masonluğundaki 50. yıldönümü dolayısıyla (yani vefat etmeden 2 yıl önce) şiirsel teşekkürlerde bulunmuştur.
Netice itibarıyla, İslâm’ın estetik ve manevî yönünden derinlemesine etkilenen Goethe’yi bir Müslüman olarak kabul etmek yerine, aydınlanma dönemi masonik yapılanmaları içinde şekillenmiş entelektüel bir simyacı olarak değerlendirmek ilmî açıdan çok daha isabetli olacaktır. Gelecek yazımızda bu tespitimizi pekiştirecek yeni bilgilerle beraber yeniden görüşmek dileğiyle.
Açıkgöz, Sedef (2019). Goethe’nin Gönül Yakınlıkları (Die Wahlverwandschaften) Eserinde Evlilik Sorunsalı. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. Cilt: 12. Sayı: 63. Nisan, s. 7.
Arslan, Arif (2013). Goethe: Ünlü Alman Yazarın Müslümanlık Risalesi. İstanbul: Öteki Adam Yayınları. s. 12.
Megerlin, David Friederich (1772). Die türkische Bibel, oder der Koran. Frankfurt a. M.: Johann Gottlieb Garbe.
Mommsen, Katharina (1964). Goethe und der Islam. 2. Auflage. Stuttgart: Selbstverlag. s. 8.
Seyyar, Ali (2021). Faust ile Grete’nin Aşkı: İslâm Perspektifinden Goethe’nin Açıklamalı Faust Eseri. Paradigma Yayınları.
BBC ve NPR Araştırması: Esad Rejimi’nin Kimyasal Silah Yöneticisi Lübnan’da Koruma Altında Uluslararası basında geniş…
ALİ RIZA DEMİRCAN’IN FAİZSİZ TÜRKİYE ÇAĞRISINA YANIT: TESPİTLER HAKLI, SİYASET HAZIR MI? Ali Rıza Demircan’ın…
Türkiye’nin En Güvenli Şehirleri Açıklandı: Adıyaman Zirvede Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayandırılarak hazırlanan güncel…
Yemen Çöllerine Asker mi Göndereceğiz? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün kimi çevrelerin dile getirdiği başlıktaki…
Zekeriya Efiloğlu’ndan 4+4+4 Tartışması: “Kesintisiz Eğitimden Vazgeçilmeli” Eğitimci-yazar Zekeriya Efiloğlu, sosyal medyada paylaşılan videosunda 4+4+4…
EKRANLAR TOPLUMU İFSAT EDERKEN, İKTİDAR NEDEN SESSİZ KALIYOR? Türkiye’de televizyon kanallarında yayınlanan dizi, gündüz kuşağı…