Genel

GÖRMEDİĞİNE İNANMAK

GÖRMEDİĞİNE İNANMAK

Kuran’ı kimlerin anlayabileceği Bakara Suresinin 3. ayetinde şöyle tarif edilmeye başlanıyor:

اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ

“Onlar görünmeyene inanır, namazı temel kurar, verdiklerimizden iyiliğe harcar.”

Gayba imana, elle tutulmaz, gözle görülmez kavramlara inanmaya, soyut düşünmek diyoruz. Görmeden, dokunmadan, beş duyuyla kesinleştirmeden inanmak, soyut düşünmek, mantıksal çıkarımlar yapmaktır.

Bugün çocuksu bir bilmişlikle koca koca adamların utanmadan sıkılmadan “inanmak ve bilmek ayrı şeylerdir, biri dini diğeri bilimi ilgilendirir” tarzı anlamsız, temelsiz kaçış önermeleri, iki kafalı teslimiyetçi yaklaşımları, “sizinle baş edemiyorum ey kafirler, kültürel dinimi bana bırakın da bari evde borum ötsün” diz çökmeleri, dilbilimsel, semantik değer taşımamaktadır. İnanmak, bilmek, düşünmek ayrık kavramlar değildir. İnanmak, iman etmek, bir şeyden emin olmaktır; ancak kuvvetli bulgular, kanıtlar olduğu zaman oluşur.

Kuvvetli bulgular, kanıtlar, beş duyuyla algılandığında kolay elde edilebilir. Ancak insanın en önemli özelliği beş duyu olmadan zihin faaliyetleriyle düşüncesinde kesinlik kazanmasıdır. Eliyle tutmadan da karşılaştırmayla, geçmiş deneyimleriyle, aklındaki diğer verilere dayandırarak bir şeyin doğruluğu konusunda kesin bir kanaat oluşturabilir. Soyut düşünmek, akletmeye dayalıdır. Akletmek de Kuran’da sıkça vurgulanan ana mekanizmadır.

Soyut düşünebilme yeteneği Kuran’ı anlamanın en temel, ilk şartı. Yaşamında sürekli Allah’la yakınlaşmayı inşa etmek, salâtın ikamı, kendisine Allah tarafından verilenlerin iyilik uğruna, dava uğruna harcanması, rızkın infâkı, bunun üzerine kurulu devamıdır. Çünkü gayba inanmadan neye salât edecek? Gayba inanmadan neden yeni araba alacağı, lüks lokantada yiyeceği güzel paracıklarını yetimhaneye, elâlemin eğitimine, savunma sanayii girişimine harcayacak? Diğer ayette tarif edilenlerin de önkoşulu soyut düşüncedir.

İlkokulllara çökmüş zihniyet eskiden sistematik olarak “Allah varsa, buyur göster, hani” diye çocukları ilkel bir patikaya yönlendirirdi. Köy Enstitüsü diye bugün yüceltilen sonra Eğitim Enstitülerine akıp piyasayı dolduran o Stalin zihniyeti, beş duyu onayı olmadan inanmayı baştan tıkamaya çabalardı. Tabii bütün üst düzey düşünme mekanizmalarını da beraberinde baltalayarak.

Kuran, “madem çok mühim bir hususmuş, indir bakalım o meleklerini meskun mahale de görelim” diyen yöresel tuzu kuruların ancak gördüğüne inananın durumunu sıkça ele almakta. Kuran soyut düşünmenin temellerini de örneklemekte. Örneğin Kuran’daki en temel konu olan Tevhid, Allah’ın birliği, Enbiya 22’deki bir cümlelik olmayana ergi mantığıyla, redactio ad absurdum tipi akıl yürütmeyle izah ediliyor.

Kuran sayısız yerde okuyanı akla yöneltiyor. Sayısız doğa örneği veriyor. Mümini Âl-i İmran 190-191’de yerde yattığında, oturduğunda yıldızları, evreni düşünen kişi olarak tanımlıyor. Fatır süresi 28. ayet gerçek hassasiyetin yalnız bilgiyle, düşünceyle elde edileceğini gôsteriyor. Bilgi ayrı inanç ayrı saçmalığı, ikisine de vakıf olmayanların “inanmadığım ama kültürel olarak alışkanlıklarını sürdürdüğüm bu geleneğime ilişmezseniz, ben size sesimi çıkarmam, siz de bana tahammül ediverin” yalvarması. İnanmak ve bilmek, Allah korkusu ve akletmek, iman ve bilim ayrı boyutlardaki kavramlar değil. Akıl, mantık, soyut düşünme yeteneği, bilgi, karşılaştırma, araştırma olmadan, oturduğunda yattığında kafayı takmadan inanmak olmaz. Allah bir değil de iki olsaydı, üç olsaydı, diye ayette buyurulan zihin jimnastiğini yapmadan Allah’ın birliğine inanılmaz. Akletmeden iman etmek, tribünlere oynanan bir gösteridir.

O zaman İslamiyet elit dini mi? Bütün o düşünemeyen, ‘basit’ insancıkları neden İslamdan atıyorsun? Biz islah etmek için diyoruz bu kalp işidir, duygu işidir, akılla ilgisiz diye. Sorun şu: sen, sence ‘basit’ olan o insanın öylece kalmasını istiyorsun. Oysa her insan mucizevi, asla basit değil, ilkel değil, zihin sınıflarına ayrıştırılmış değil. Herkes soyut düşünebilir. Herkes bilgi küpü olabilir. Herkes analoji kurabilir. Farklı düzeylerle, farklı yollarla ama herkes üst düzeye çıkabilir. Eğitim, aile, ortam, medya, toplumun üst noktalara tırmanmasıyla insan da üst noktaya gelebilir.

Ayrıca İslam elbette elit dinidir: Fransa’dan Hindistan’a uzanan ilk İslam devletinde hakim Müslüman nüfusun oranı sadece %5 idi. Çölden gelen bir avuç insan binlerce yıllık devlet geleneği olan kalabalık ve savaşçı toplumları akılla, zihinsel kıvraklıkla, görülmemiş şefkatle, Kuran’a dayanarak idare ediyordu.

Elbette İslam başta elit diniydi. Ancak herkesin elit olmasına mani değildir. Bugün kuzey ülkelerine bakınca, bir yandan musluk tamircisi öte yandan edebiyatçı, bir yandan güvenlik görevlisi öte yandan felsefeci. İmam Gazzali, İhya’yı yazdıktan sonra bir ay boyunca şehrin meydanında akşamları halka okumuş. Halk dinlemiş. O dönemki, hatta Osmanlı dönemindeki esnaf, aklen bugünkü büyüklerimizin düzeyindeydi. Osmanlı bürokrasisi bugünkü 33 ülkeyi yönetebiliyordu. Bugünse iki alim medeni bir şekilde birbiriyle konuşamıyor.

Teknoloji ilerliyor, akıl geriliyor. Din herkesi elitleştirecekken, düşünmeyi önkoşul kılar, bilgiyi esas alırken, biz tersini yapıyoruz. Biz halkı yükseltecekken, alıp dini indirgiyoruz, kalp işidir, duygu işidir, aklı mantığı karıştırma şimdi diyoruz.

Kuran, gayba inanmayla, soyut düşünebilmeyle, temel insan özelliğinin etkin kılınmasıyla başlıyor. Aşırı iki uç ise, biri melekleri getir de görelim diyen Kuran karşıtı beş duyucular, diğeri zihin, mantık, soyut düşünce olmadan hislerle inanmalı, akletmeyi işe karıştırma diyerek sözde dindarlıkla Kuran’a karşı çıkanlar bunu reddediyor.

İki taraflı cendereyi kırmak, Kuran’ın ilk ayetlerinden başlamak zamanı.

Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

“1.400 Yıl Önce İslam Kadına Bu Hakkı Vermişti”

“1.400 Yıl Önce İslam Kadına Bu Hakkı Vermişti” Sosyal medyada paylaşılan bir video, İslam’ın kadınlara…

3 saat ago
  • Gündem

Çölde Doğan Nağme: “Çağrı” Filminin Müziğinin Gerçek Hikâyesi

Çölde Doğan Nağme: “Çağrı” Filminin Müziğinin Gerçek Hikâyesi Maurice Jarre gerçekten iki ay boyunca çölde…

4 saat ago
  • Genel

ALLAH’I ALDATACAĞINI SANANLARIN DİNDARLIĞI

ALLAH’I ALDATACAĞINI SANANLARIN DİNDARLIĞI ​Vicdanın rafa kaldırıldığı, adaletin pazarlık masalarında satıldığı bir çağda, inancı sadece…

9 saat ago
  • Gündem

MİT ve Emniyet’ten Dev Operasyon

MİT ve Emniyet'ten Dev Operasyon: Plazalardaki Küresel Dolandırıcılık Şebekesi Çökertildi İstanbul’un Levent ve Maslak hattındaki…

11 saat ago
  • Genel

HIRSIZLIKTAN SOYGUNDAN ARINIYORUZ AZ KALDI

HIRSIZLIKTAN SOYGUNDAN ARINIYORUZ AZ KALDI CHP'de "Arınma" Süreci Devam Ediyor: Kılıçdaroğlu'ndan Net Mesaj CHP Genel…

12 saat ago
  • Gündem

Erdoğan’dan Net Fon Çıkışı: O Paralar Gelecek

Erdoğan'dan Net Fon Çıkışı: O Paralar Gelecek Türkiye'nin gündemini sarsan fon vurgunu iddialarına ilişkin siyasette…

13 saat ago