
Hürmüz Boğazı’nda yükselen gerilim, artık yalnızca İran ile ABD arasındaki bir güç mücadelesi olmaktan çıkmış durumda. Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan bu dar su yolu, küresel ekonomi ve güvenlik açısından yeni bir kırılmanın merkezine yerleşiyor. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları genişletmesi, Tahran’ın misilleme mesajları ve deniz taşımacılığındaki güvenlik riskleri, “Yeni bir savaş mı geliyor?” sorusunu yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik bir geçiş noktası. Körfez ülkelerinden dünya piyasalarına ulaşan petrolün çok önemli bir bölümü bu güzergâhtan taşınıyor. Savaş öncesi dönemde günlük yaklaşık 15 milyon varil petrolün Hürmüz’den geçtiği ve bunun küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine karşılık geldiği belirtiliyor.
Dolayısıyla burada yaşanabilecek ciddi bir aksama, yalnızca İran’ı veya Körfez ülkelerini değil; Avrupa’dan Asya’ya, Türkiye’den Uzak Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyayı etkileyebilir.
Bugün asıl mesele de tam olarak budur: Hürmüz’deki gerilim kontrol edilemezse, bölgesel bir çatışma küresel bir ekonomik krize dönüşebilir.
Washington’ın 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yeni ve kapsamlı yaptırım adımları açıklaması, gerilimi yeniden yükseltti. ABD yönetimi, İran’la ticari ilişkilerini sürdüren kişi ve kuruluşları da baskı altına alabilecek mekanizmaları devreye sokarken Tahran’dan misilleme sinyalleri geliyor.
İran açısından Hürmüz Boğazı yalnızca bir deniz yolu değil, elindeki en önemli stratejik kozlardan biri. Tahran daha önce boğazın yeniden açılmasını ABD’nin tutumunu değiştirmesine bağlamıştı.
İşte tehlike burada başlıyor.
Çünkü taraflardan birinin attığı her sert adım, diğer tarafı daha sert bir karşılık vermeye zorlayabilir. Diplomasinin yerini güç gösterisi aldığında ise küçük bir kıvılcımın büyük bir yangına dönüşmesi hiç de uzak ihtimal değildir.
Hürmüz’de gerilimin tırmanmasının ilk etkisi enerji piyasalarında hissediliyor. Petrol fiyatları üzerindeki baskı artarken, taşıma maliyetleri ve sigorta riskleri de yükseliyor. Türkiye’de de akaryakıt fiyatlarındaki son artışlarda İran yaptırımları ve Hürmüz geriliminin etkisi tartışılıyor.
Fakat mesele yalnızca petrol fiyatı değildir.
Petrol pahalanırsa ulaşım maliyetleri yükselir. Ulaşım pahalanırsa üretim maliyetleri artar. Üretim maliyetleri arttığında gıda ve temel tüketim ürünleri bundan etkilenir. Böylece Ortadoğu’daki bir güvenlik krizi, binlerce kilometre uzaktaki sıradan insanın mutfak bütçesine kadar ulaşabilir.
Savaşların gerçek bedelini çoğu zaman savaşı başlatanlar değil, sofralarındaki ekmeğin fiyatını hesaplayan insanlar öder.
Bugünkü tabloyu yalnızca “ABD-İran gerilimi” şeklinde okumak eksik olur. Körfez ülkeleri, İsrail, Irak, Suriye, Lübnan ve bölgedeki diğer aktörler de gelişmelerden doğrudan veya dolaylı biçimde etkileniyor.
Hürmüz çevresinde tankerlerin güvenliği konusunda yaşanan riskler, deniz taşımacılığının zaten kırılgan olduğunu gösteriyor. Son haftalarda bölgedeki gemilere yönelik saldırılar ve güvenlik endişeleri, Hürmüz’ün dünyanın en riskli deniz geçişlerinden biri haline geldiğini ortaya koydu.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru sadece “Hürmüz kapanacak mı?” değildir.
Daha önemli soru şudur: Taraflar savaşı büyütmeden geri adım atabilecek mi?
Türkiye, coğrafyası nedeniyle Ortadoğu’daki her büyük çatışmadan doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor.
Enerji fiyatları, dış ticaret, ulaştırma maliyetleri, enflasyon ve bölgesel güvenlik riskleri Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Üstelik Türkiye’nin hem Batı ile hem de İran ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri bulunuyor.
Bu nedenle Ankara açısından en doğru yaklaşım, yalnızca gelişmeleri izlemek değil; gerilimin düşürülmesi için diplomatik kanalların açık tutulmasına katkı sağlamak olmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir savaş değil; bölgesinde istikrar, ekonomik güvenlik ve bağımsız hareket kabiliyetidir.
Hürmüz Boğazı bugün dünyanın en hassas stratejik noktalarından biri. Burada yaşanacak yeni bir çatışma, birkaç ülkenin sınırları içinde kalmayabilir. Enerji piyasalarından küresel ticarete, gıda fiyatlarından Türkiye’nin ekonomisine kadar geniş bir zinciri etkileyebilir.
İnsanlık son yıllarda savaşların nasıl hızla büyüyebildiğini defalarca gördü. Şimdi yapılması gereken, yeni bir savaşın sonuçlarını tartışmak değil, savaşa dönüşmeden önce gerilimi durduracak yolları bulmaktır.
Çünkü Hürmüz’ün ateşe atılması, yalnızca Ortadoğu’yu değil, bütün dünyayı yakabilecek bir kıvılcım anlamına gelebilir.
Bugün dünya yeni bir savaşa değil, yeni bir barış iradesine muhtaçtır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
BAŞÖRTÜSÜNDEN KORKAN ÖZGÜRLÜK, GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜ? İsrail, Gazze'deki ateşkese rağmen saldırılarını sürdürüyor… Batı Şeria'da yerleşimci…
İSLAMİ SOHBET "Tesettür ve Ahlak" İSLAMİ HABER "MİRAT" MİRATYOUTUBE
İstanbul 2 No’lu Barosu’nda Rıza Saka’nın Seçim Başarısı Tekbirlerle Kutlandı İslami çevrelerin çoğunlukta olduğu hukukçuların…
SERVET BİRİKİMİ VE FAİZ DÜZENİ KARŞISINDA EBÛ ZER’İN MİRASI Prof. Ali Seyyar, Necmettin Şahinler’in Mirat…
MODİ HÜKÜMETİNE KARŞI "HAMAM BÖCEKLERİ" İSYANI Yeni Delhi – Hindistan’da Başbakan Narendra Modi iktidarının seçim…
İstanbul’daki bir yuvaya bir haftada 14 bebeğin bırakıldığı haberi, aileyi yeniden gündeme taşıdı. 7 Günde…