
50 ülkeden 150 İslam âlimi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ndaki konferansta İsrail’e uyarıda bulundu: “Gazze’de sivillerin katli devam ederse ümmetin sabrı taşacak.”
Dünya Müslüman Âlimler Birliği ile İslam Âlimleri Vakfı iş birliğinde düzenlenen “İslami ve İnsani Bir Sorumluluk: Gazze” konferansı, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda ikinci gününde devam etti. İki farklı grupta yapılan çalıştaylarda âlimler, düşünürler ve devlet temsilcileri Gazze’deki ablukanın kırılması ve İslam ülkelerinin sorumluluklarını tartıştı.
Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkan Yardımcısı Endonezyalı din âlimi Sâlim Sakkaf, uluslararası toplumun tepkisizliğini sert sözlerle eleştirdi.
“Gazze’de yaşananları insanın aklı almıyor. Farz edin ki orada 2 milyon 400 bin insan değil de hayvan olsaydı, dünya ayağa kalkardı. Ama söz konusu insanlar olunca dünya sessizliğe gömüldü” dedi.
Sakkaf, atılması gereken en somut adımın ablukanın kırılması olduğunu vurguladı:
“Yapılması gereken Gazze’ye insani yardım filoları göndermektir. Tek bir gemi değil, yüzlerce gemiyle yola çıkılırsa İsrail bunu durduramaz.”
Sakkaf, tüm dünyadaki vicdan sahibi insanları Gazze için harekete geçmeye çağırdı:
“Âlimler ve gençler bu çağrının öncüsü olmalı. Yaşı büyük olan âlimler gemilere binemese de gençleri harekete geçirebilir.”
Bosna Hersek Zenica Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Safvet Halilovic ise Gazze direnişini Bosna savaşıyla kıyasladı:
“1992’de Bosna’da da Müslümanları yok etmek istediler ama başaramadılar. Bosna kaldı, biz kaldık. Allah’ın izniyle Gazze de kalacak. Çünkü Gazze Rasulullah’ın mirasıdır, Filistin bizim ilk kıblemizdir ve Allah’ın koruması altındadır.”
Halilovic ayrıca, bu çağın “ittifaklar çağı” olduğunu vurguladı: “Osmanlı döneminde Bosna’dan Cezayir’e kadar birleşen coğrafya, gelecekte yeniden mümkün olabilir.”
HABER YORUM
Aslında, olayı Prof. Dr. Safvet Halilovic özetlemiş…
“Osmanlı döneminde Bosna’dan Cezayir’e kadar birleşen coğrafya, gelecekte yeniden mümkün olabilir.”
Yeniden hep birlikte, el ele gönül gönüle İslam ümmetinin birlik ve beraberlik içinde dünyaya barış ve huzuru tekrardan getirme arzusunu yansıtan bu cümlenin altına imza atmamak mümkün değil…
Aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi…
Viyana kapılarına dayanan, Akdeniz’i göle çeviren, İslami kriterleri ön planda tutarak adil bir düzen kuran, diline, dinine ve ırkına bakılmaksızın insanlara eşit davranan ve onları özgür bırakan Osmanlı’da olduğu gibi…
Bugün de mazlumların yanında duran, adaletin sesi olan, zulmün karşısında dimdik duran bir ümmetin yeniden inşası mümkündür.
Unutmayalım ki Gazze bunun sembolü, Kudüs bunun kalbidir. Tarih bize göstermiştir ki; birlik olduğumuzda hiçbir güç bizi durduramaz.
Osmanlı’nın gölgesinde barışla yaşayan coğrafyaların hatırası, bugün yeniden ümmetin ortak ideali olmalıdır. Yeter ki bizler, ihtilafları bir kenara bırakıp aynı hedefe yürüyelim: Zulmün olmadığı, adaletin hakim olduğu, kardeşliğin ve merhametin yeniden yeryüzüne yayıldığı bir gelecek…
“İslam Medeniyetinde buluşmak, hayal değil gerçek…”