
Mehmed Âkif Ersoy’un damadı, gazeteci ve yazar Ömer Rıza Doğrul tarafından 1947-1949 yılları arasında neşredilen ve toplamda 105 sayı yayımlanan Selamet Dergisi, dönemin en kritik jeopolitik ve siyasi meselelerine ışık tutmaya devam ediyor. Derginin 79. sayısında, Suriye’nin o dönemki en önemli devlet adamlarından biri olan Emir Adil Arslan ile gerçekleştirilen son derece çarpıcı ve kapsamlı bir röportaj yayımlanmıştır. Günümüzde yeniden alevlenen ve küresel bir krize dönüşen Filistin meselesinin 75 yıl önceki arka planını, o günün şartlarında verilen mücadeleleri ve yapılan stratejik hataları gözler önüne seren bu tarihî söyleşi, dönemin ruhunu anlamak adına adeta bir rehber niteliği taşıyor.
Röportajın en çarpıcı iddialarından biri, Arapların Filistin harp meydanlarında askeri açıdan hiçbir zaman yenilgiye uğramamış olduğu gerçeğidir. Emir Adil Arslan, sahadaki askeri gücün ve ilk safhada elde edilen büyük başarıların, bir takım karanlık siyasi entrikalar ve çok güçlü uluslararası propagandalar yüzünden mağlup edilmiş gibi gösterildiğini vurguluyor. Arapların tamamen muzaffer olduklarını iddia etmenin imkânsız olduğunu belirten Arslan, buna karşın bu durumun karşı tarafın muvaffakiyetlerini ve başarılarını abartmaya sebep olmaması gerektiğinin altını çiziyor.
Savaşın kaybedilmesindeki en birinci ve en temel sebebin ise Arap dünyası içinde tam manasıyla bir birlik kurulamamış olması olduğu ifade ediliyor. Kâğıt üzerinde bir kumanda birliği oluşturulmuş olmasına rağmen, bu birliğin hiçbir zaman fiiliyata dökülemediği, sadece gösterişten ibaret kaldığı ve bunun neticesinde Arap kuvvetlerinin ortak, senkronize hareketlerde bulunamayarak mukadder bir neticeye ulaşamadığı belirtiliyor.
Arslan’a göre dönemin en büyük stratejik kırılma noktası ve askerî felaketi “mütareke gafleti” oldu. Filistin harbinin ilk safhasında Arap kuvvetlerinin son derece muvaffakiyetli hareket ettiği, her cephede üstünlük sağladığı ve İsrail oğullarına karşı en son darbeyi indirmek üzere olduğu sırada ilk mütarekenin kabul edildiği aktarılıyor. O dönem ele geçirilen bazı gizli vesikaların da gösterdiği üzere, bu ilk mütareke İsrail için tarihte eşi görülmemiş kurtarıcı bir hamleydi. Çünkü siyonist cephe son derece müşkül, zor ve çıkmaz bir vaziyete düşmüştü, Arap kuvvetleri ise işi bitirecek kudretteydi.
Fakat tam bu kritik eşikte bir aylık mütarekenin kabul olunması bütün durumu altüst etti. Arapların mütarekeyi kabul etme gerekçesi ise içlerindeki bazı çevrelerin yaydığı boş tehditler ve siyonistleri himaye eden büyük devletlerin silahlanma hususunda hudut tanımaz bir tutum alarak Arapları kesin bir mağlubiyete uğratma ihtimalinden duydukları endişeydi. Ne yazık ki bu propagandanın Arap liderlerini ürküttüğü, onları ateşkesi kabul etmeye mecbur bıraktığı ifade ediliyor. Bir aylık mütareke süresi, İsrail oğullarının durumlarını düzeltmelerine, bütün mevkilerini sağlamlaştırmalarına ve dışarıdan istedikleri her yerden silah temin ederek yeniden kuvvetlenmelerine fazlasıyla yetmişti.
Mütareke sonrasında Arapların el birliğiyle yeniden taarruza geçmesi durumunda tablonun değişmeyeceğini belirten Arslan, ancak bu bir aylık süre zarfında türlü türlü entrikaların çevrildiğini ve Arap birliğinin fena halde zedelendiğini dile getiriyor. Bu süreçteki en büyük oyunbozanlıklardan birinin Ürdün Kralı Abdullah tarafından yapıldığına dikkat çekiliyor.
Kral Abdullah’ın ordusunu harekete geçirmek istemediği, bir aralık cephanesiz kaldığını iddia ettiği, Mısırlıların kendisine kâfi derecede cephane temin etmesine rağmen bu kez de İngiltere’den ordusu hesabına aldığı iki milyon sterlinlik yardımı kaybetmek istemediğini ileri sürdüğü belirtiliyor. Siyonist taarruza uğrayan Mısırlılara ilk yardım etmesi gereken kuvvetlerin Ürdün kuvvetleri olması gerektiği, ancak onların faaliyete geçmemesi yüzünden Irak, Suriye ve Lübnan elleri kolları bağlı bir halde kalmak mecburiyetinde bırakıldığı ifade ediliyor. Benzer şekilde Mısır cephesinde de Negeb muharebeleri sırasında Mısır kuvvetlerinin İsrail’i hırpalamasına rağmen, istila korkusu ve asılsız propagandalar yüzünden takip emri almadığı ve önemli bir zaferin boşa harcandığı vurgulanıyor.
Yaşanan tüm bu acı tecrübelere, liderlerin zafiyetlerine ve siyasi idare eksikliklerine rağmen Emir Adil Arslan, bugünkü tablonun asla nihai bir netice olarak kabul edilemeyeceğinin altını çiziyor. Arap milletlerinin birinci yenilgiyi hazırlayan içsel amillerden hesap soracağını, bu tesirlerden kurtulmayı vazife sayarak ikinci bir hamle için mutlaka hazırlanacağını ifade ediyor. Arslan’a göre Arap âleminin Filistin’i kaybetmek gibi acı bir hakikati kabullenmesine imkân yoktur.
Söyleşinin en vurucu ve nesiller boyu akıllarda kalan kısmı ise geleceğe yönelik şu kararlı mesajla nihayete eriyor:
“İsrail’in Filistin’de yeri yoktur ve mutlaka Filistin’e veda etmek zorunda kalacaktır. Bu, bugün için hayal olabilir. Fakat bu hayal yarının hakikatidir. İsrail oğulları, bugün için propaganda kuvveti ve kendilerini destekleyen tarafların yardımıyla yarı hayal yarı hakikat bir muvaffakiyet kazanmış olabilirler. Fakat yarın iş tamamıyla değişecek, hazırlanan ve silahlanan Arap milletleri onları Filistin’den söküp atmayı mukaddes bir vazife tanıyacaklar ve mutlaka bu vazifeyi başaracaklardır.”
Ömer Rıza Doğrul’un Selamet Dergisi aracılığıyla 75 yıl önce kamuoyuna aktardığı bu tahliller; Orta Doğu coğrafyasındaki krizlerin tarihi köklerini, iç çekişmelerin doğurduğu askeri ve siyasi sonuçları okumak bakımından mühim bir çerçeve sunuyor. Aynı zamanda bu metin, bölge halklarının hafızasında dünden bugüne taşınan sarsılmaz inancın mahiyetini kavramak adına bugün de canlılığını koruyan kıymetli bir tarihi vesika olarak dikkat çekiyor.
BAŞÖRTÜSÜNDEN KORKAN ÖZGÜRLÜK, GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜ? İsrail, Gazze'deki ateşkese rağmen saldırılarını sürdürüyor… Batı Şeria'da yerleşimci…
İSLAMİ SOHBET "Tesettür ve Ahlak" İSLAMİ HABER "MİRAT" MİRATYOUTUBE
İstanbul 2 No’lu Barosu’nda Rıza Saka’nın Seçim Başarısı Tekbirlerle Kutlandı İslami çevrelerin çoğunlukta olduğu hukukçuların…
SERVET BİRİKİMİ VE FAİZ DÜZENİ KARŞISINDA EBÛ ZER’İN MİRASI Prof. Ali Seyyar, Necmettin Şahinler’in Mirat…
MODİ HÜKÜMETİNE KARŞI "HAMAM BÖCEKLERİ" İSYANI Yeni Delhi – Hindistan’da Başbakan Narendra Modi iktidarının seçim…
İstanbul’daki bir yuvaya bir haftada 14 bebeğin bırakıldığı haberi, aileyi yeniden gündeme taşıdı. 7 Günde…