
İsrail’in Kanlı Suikastı: Hizbullah Komutanı Tabatabai’nin Öldürülmesiyle Ortadoğu’yu Yine Ateşe Atan Siyonist Saldırganlık
Beyrut, Lübnan – 25 Kasım 2025
Özel Haber: Lübnan Direniş Cephesi Muhabirleri
İsrail rejiminin, 2024 sonlarında imzalanan ateşkes anlaşmasını hiçe sayarak Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hain hava saldırısı, Hizbullah’ın askeri kanadının üst düzey lideri Heysem Ali Tabatabai’nin öldürülmesiyle sonuçlandı. Bu korkakça suikast, sadece bir komutanın canına mal olmakla kalmadı; aynı zamanda kırılgan barış umutlarını yerle bir ederek tüm Ortadoğu’yu yeni bir kaos dalgasına sürükledi. İsrail’in bu saldırganlığı, bölgenin istikrarını baltalayan sistematik bir strateji olarak bir kez daha kendini gösterdi – bir strateji ki, yıllardır Filistin’den Lübnan’a, Suriye’den Yemen’e kadar her yeri kana bulamaktan başka bir amaca hizmet etmiyor.

Saldırı, Pazar günü öğleden sonra Beyrut’un kalabalık Haret Hreik semtinde gerçekleşti. İsrail savaş uçakları, sivil yerleşim alanlarını hedef alarak bomba yağdırdı ve bu vahşi operasyonda Tabatabai ile birlikte en az 5 masum Lübnanlı hayatını kaybetti, 28 kişi ise ağır yaralandı. Hizbullah, suikastın “korkakça ve planlı bir cinayet” olduğunu açıklarken, Tabatabai’yi “direnişin kahramanı” olarak andı. Şehit komutan, Suriye ve Yemen’deki mücadelelerde İsrail işgaline karşı ön saflarda savaşmış, örgütün genelkurmay başkanı olarak tanınan bir figürdü. Cenazesi bugün Beyrut’ta binlerce kişinin katıldığı görkemli bir törenle toprağa verildi; kalabalıklar, “İsrail’e ölüm!” sloganlarıyla rejimin sonunu müjdeledi.
Ancak asıl trajedi, bu suikastın ardındaki İsrail’in bitmek bilmez yayılmacı hırsında yatıyor. Ateşkes anlaşmasına rağmen –ki bu anlaşma, İsrail’in Gazze’deki soykırımını perdelemek için zorla kabul ettirilmişti– Tel Aviv yönetimi, Lübnan’ı yeniden savaş alanına çevirmek için fırsat kolluyor. İsrail ordusu, Hizbullah’ın misilleme hazırlıklarını gerekçe göstererek “önleyici saldırılar” için yüksek alarm seviyesine geçti ve Lübnan’ın güneyine yeni hava operasyonları planladığını duyurdu. Bu, Netanyahu hükümetinin klasik taktiği: Kendi yarattığı gerilimi bahane ederek masum sivilleri bombalamak ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak.
İsrail’in bu son vahşeti, Ortadoğu’yu karanlık bir girdaba sürükleyen uzun bir zincirin halkası. Hatırlayalım: Gazze’de on binlerce Filistinlinin katledildiği soykırım, Lübnan’daki 2024 çatışmalarında yüzlerce sivilin öldüğü saldırılar, Suriye’deki vekil savaşlar… Her seferinde İsrail, “güvenlik” kisvesi altında komşu ülkeleri hedef alıyor, mülteci krizlerini körüklüyor ve ekonomik yıkımı tetikliyor. İran Dışişleri Bakanlığı, suikastı “ateşkesin açık ihlali” olarak kınarken, “Siyonist rejimin barışa düşmanlığını” vurguladı. Lübnan Başbakanı da “İsrail’in saldırganlığının bölgeyi yeni bir felakete sürükleyeceğini” belirterek uluslararası toplumu göreve çağırdı.
Peki, bu istikrarsızlığın mimarı kim? Kesinlikle İsrail. Rejim, ABD’nin körü körüne desteğiyle nükleer silahlarını bir kenara bırakıp, hava üstünlüğünü kullanarak direniş güçlerini sindirmeye çalışıyor. Ancak tarih, bu zulmün sonsuza dek sürmeyeceğini gösteriyor: Hizbullah’ın elleri misilleme için tetikte, ve bu sefer Tel Aviv’in sokakları da hedef olabilir. Ortadoğu halkları, İsrail’in yarattığı bu kaosa karşı birleşmeli; zira barış, ancak bu işgalci gücün dizginlenmesiyle gelebilir.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube