
20 Kasım 1979.
Seccadelerin henüz toplanmadığı, duaların havada asılı kaldığı bir sabah…
Mescid-i Haram’da secdeden kalkan başlar, o gün ilk kez silah namlusuyla karşılaştı.
Yeryüzünün en güvenli mekânı, insan eliyle korkunun adresine çevrildi.
O an yalnızca Mekke değil, İslam dünyası nefesini tuttu.
Kâbe, asırlardır sığınılacak yerdi; kan dökülmeyen, silah çekilmeyen, kin taşınmayan…
Ama o sabah, kutsal olanın üstüne gölge düştü.
Kapılar kilitlendi.
Minareler ezan için değil, nişan almak için tutuldu.
Ve Harem-i Şerif, tarihte belki de ilk kez rehin alındı.
Devletin askerleriyle inananların vicdanı aynı soruda kilitlendi:
Kâbe’de silah çekilir mi?
Baskının ardındaki isim Cüheyman el-Uteybi idi.
Devletin içinden çıkmış, devlete düşman kesilmiş bir adam…
Onu asıl tehlikeli kılan ise silahı değil, ayet ve hadisi parça parça okumasıydı.
Grup, Muhammed bin Abdullah el-Kahtani’yi “Mehdi” ilan etti.
İsim uyuyordu, ama hakikat uymuyordu.
Ve o boşluk, silahla dolduruldu.
Oysa İslam tarihinde Mehdi,
kendini ilan eden değil;
silahla gelen değil;
Kâbe’yi kuşatan hiç değildi.
Yukarıda tavaf durmuştu.
Aşağıda ise karanlık büyüyordu.
Kâbe’nin altındaki dehlizler, mahzenler ve eski geçitler, birer direniş yuvasına çevrilmişti.
Silahlar oradaydı.
Erzak oradaydı.
Ve günlerce sürecek bir inat…
Su basıldı.
Elektrik kesildi.
Ama her adımda başka bir soru ağırlaştı:
Kutsalı korumak için ne kadar ileri gidilebilir?
Kuşatma uzadıkça çaresizlik büyüdü.
Ve tarihe not düşülecek bir karar alındı:
Fransa’dan teknik destek istendi.
Bu karar, sadece askerî değil, vicdanî bir eşikti.
Gayrimüslimlerin Harem’e girişi meselesi, İslam dünyasında uzun yıllar sürecek bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Bu noktada mesele artık sadece bir baskın değildi;
din, siyaset ve zaruret arasındaki çizgi bulanıklaşmıştı.
Kuşatma yaklaşık iki hafta sürdü.
Günler geçti, ölü sayıları konuşulmadı.
Ama Mekke, her gecenin sabahına daha eksik uyandı.
Minarelerden ezan yerine silah sesi yükseldiği o günler,
İslam tarihine kara bir sayfa olarak kazındı.
“Mehdi” ilan edilen Kahtani çatışmalarda öldürüldü.
Ve geriye, iddiasının enkazı kaldı.
Cüheyman el-Uteybi yakalandı.
Mahkeme kuruldu.
Hüküm ağırdı, çünkü suç ağırdı:
Harem’de isyan.
1980 yılında, Cüheyman ve 63 adamı idam edildi.
İnfazlar, farklı şehirlerde ama aynı gün yapıldı.
Bu baskın, Suudi Arabistan’ı değiştirdi.
İslam dünyasını ürküttü.
Ve Müslümanların hafızasına şu acı soruyu bıraktı:
Din, yanlış ellerde neye dönüşür?
Kur’an, Kâbe için “oraya giren emniyettedir” der.
1979’da bu emniyet, Müslüman eliyle bozuldu.
Kâbe, Allah’ın evidir.
Ve Allah’ın evi, hiçbir ideolojinin karargâhı değildir.
1979 Kâbe Baskını bize şunu hatırlattı:
Cehalet, silahlanırsa; kutsallar bile kana bulanır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”