Gündem

Kaçınılması Öğütlenen Davranışlar “Korunma Tedbirlerine Başvurmak”

Kaçınılması Öğütlenen Davranışlar 3

Korunma Tedbirlerine Başvurmak

“Onlar bir yaratıcıları olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerini mi yaratıyorlar?” (Tûr 35)

Cinsel nitelikli haramlardan korunmak ve yalnızlığı giderecek bir hayat arkadaşı edinmek gibi amaçlarla evlenilebilirse de, evliliğin ana amaçlarından biri de hiç şüphesiz çocuk sahibi olmaktır.

İnsanlığın devamının üreme kanununa bağlanması, insanın her an ilişkide bulunabilen, dölleyebilen ve döllenebilen bir kıvamda yaratılmış olması da bu ana amaca dönüktür.

Kur’ân‐ı Kerîm’de Rabbimiz, evlenecek erkekler ve kadınların zinâdan uzak olmaları şartını belirlerken onları “Ğayru müsafihin ve Ğayru müsafihat/akıtmayan erkekler ve akıtmayan kadınlar” olarak niteler; onların zinâcılar gibi çocuk oluşumunu engellemek için spermleri ve yumurtalarını boşa akıtıp tüketmeyenler olarak över.

(Nisâ 24‐25, Mâide 5)

Rabbimiz aktif eşcinsel erkekleri de hayat maddesini israf edenler olarak şiddetle yerer. (Zariyat 34) Evlilikte başlıca amaç çocuk olduğu için Yüce Mevlâmız Bakara Sûresi’nin 223. âyetinde kadın eşlerimizi tarla olarak vasıflandırarak şöyle buyurmuştur:

Kadınlarınız sizin tarlanız; ürün alabileceğiniz eşlerinizdir. O hade ürün verici ön organlarından dilediğiniz gibi ilişkiye girebilirsiniz…[1]

Tarlanın sürülme amacının ekin olması ne derece tabîi ise, eşle ilişki amacının çocuk olması da o derece doğaldır. Ramazan gecelerinde cinsel ilişkinin helâl kılındığını açıklayan Bakara Sûresi’nin 187. âyetinde “Şimdi kadınlarınıza yaklaşın. Allah’ın sizin için yazıp takdir ettiği (çocukları) taleb edin…” buyrulması da ana amacın çocuk edinilmesi olduğuna işarettir.

Bu sebeble İslâm Dîni, döllemeyi engelleyici kısırlaştırmaktan menetmiş ve korunma yöntemlerinden kaçınılmasını emir formunda öğütlemiştir.

Gerek dışa boşalma yoluyla ve gerekse diğer yollarla korunmak, hiç şüphesiz kısa veya uzun vadede cinsel mutluluğu da olumsuz yönde etkileyecek cinsel davranışlardandır.

Ekonomik sıkıntıdan uzak rahat bir hayat yaşamak, sıhhati/sağlığı ve güzelliği uzun süre korumak ve dengeli toplum kalkınmasına hizmet etmek vs. gibi amaçlarla koruyucu tedbirlere başvurmak, İslâm ülkelerinde de giderek yaygınlaşan bir manevî hastalık olmuştur.

Başta rahim (vagina) dışına boşalma olmak üzere, rahim yolu lavajı, kapsüller, merhemler, rahim yolu peserleri, spiral ve prezervatif kullanımı gibi çok değişik uygulamalarla yapılan korunma, insan cinselliği üzerinde oluşturulmuş cinsel mutluluğu kısıtlayıcı ve giderici bir zulümdür ve ana konumuz olan cinsellikle çok yakından ilgilidir.

Ne var ki insanlar kendi aleylerine işledikleri bu zulmun farkında bile değillerdir. Bu sebeble “korunma” meselesini İslâmî ölçülere göre geniş olarak incelemeye çalışacağız.

Korunma, hadîs ve fıkıh kitaplarımızda “azil” olarak geçmektedir.

Azil; çocuk olmaması için rahmin dışına boşalmaktır.

Yukarıda açıkladığımız korunma yollarının her birinde amaç çocuk yapmamak olduğu için, azille ilgili dînî hükmü diğer bütün korunma şekillerine ‐ancak şartlı olarak‐ teşmil edebiliriz. Çünkü kısmen doyumsuzluk sebebi olan azilden farklı olarak kadın hastalıkları yanı sıra kısırlık ve rahim kanseri gibi rahatsılıklara sebep olabilen yöntemler, yaratılışa müdahaledir ve verdikleri tıbbî zararlar ölçüsünde yasaklayıcı hükümlere konu edilebilirler.

Bu arada korunma tedbirlerinde hiçbir sakınca olmadığını ileri süren görüşlerin ilmî olmaktan çok, politik olduğuna işaret etmek isteriz.

Azille ilgili hadîsleri sunup onlara açıklık getirmeden önce, Kur’ân‐ı Kerîm’deki insanın yaratılmasıyla alâkalı bazı âyetleri sunmakta yarar görüyoruz.2

Kur’ân‐ı Kerîm’de Yüce Allah, insanın yaratılmasını tamamen kendi zâtına bağlamakta, aracı kılınmasının dışında insana yer verilmemektedir.

Aşağıda sunacağımız âyetlerde şanı Yüce Allah, doğurganlığın ve kısırlığın kendi takdiriyle vücûda geldiğini şöylece açıklamaktadır.

Şûrâ Sûresi 49‐50:

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklarını verir, dilediğine de erkek çocukları verir. Yahut onlara erkekli dişili çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir.

Şanı Yüce olan Allah, doğurganlığı ve kısırlığı kendisinin takdir buyurduğunu açıkladığı gibi, rahme (vagina) atılan meniden insanı yaratanın, sûretlendirilip şekillendirilerek kız veya erkek olarak vücûda getirenin de kendisi olduğunu pek çok âyetle dile getirmektedir. Vâkıa Sûresi 58‐59:

Söyleyin bakalım! Rahimlere döktüğünüz meniyi; onu siz mi yaratıp insan haline getiriyorsunuz. Yoksa yaratan Biz miyiz?

Tûr Sûresi Âyet 35:

Onlar bir yaratıcıları olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerini mi yaratıyorlar?

Âl‐i İmrân Sûresi Âyet 5:

Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, karşı konulamayaca güc sahibidir, her işi gereğince yerli yerinde yapandır.

Kıyame Sûresi Âyet 36‐40:

İnsanın yaratılışı ancak Allah’ın takdiriyledir

Kur’ân‐ı Kerîm’de Yüce Allah, insanın yaratılmasını tamamen kendi zâtına bağlamakta, aracı kılınmasının dışında insana yer verilmemektedir.

Aşağıda sunacağımız âyetlerde şanı Yüce Allah, doğurganlığın ve kısırlığın kendi takdiriyle vücûda geldiğini şöylece açıklamaktadır.

Şûrâ Sûresi 49‐50:

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklarını verir, dilediğine de erkek çocukları verir. Yahut onlara erkekli dişili çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir.

Şanı Yüce olan Allah, doğurganlığı ve kısırlığı kendisinin takdir buyurduğunu açıkladığı gibi, rahme (vagina) atılan meniden insanı yaratanın, sûretlendirilip şekillendirilerek kız veya erkek olarak vücûda getirenin de kendisi olduğunu pek çok âyetle dile getirmektedir. Vâkıa Sûresi 58‐59:

Söyleyin bakalım! Rahimlere döktüğünüz meniyi; onu siz mi yaratıp insan haline getiriyorsunuz. Yoksa yaratan Biz miyiz?

Tûr Sûresi Âyet 35:

Onlar bir yaratıcıları olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerini mi yaratıyorlar?

Âl‐i İmrân Sûresi Âyet 5:

Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, karşı konulamayaca güc sahibidir, her işi gereğince yerli yerinde yapandır.

Kıyame Sûresi Âyet 36‐40:

İnsan başı boş bırakılacağını mı sanıyor? O, rahme dökülen meniden bir damlacık değil miydi? Sonra o damla bir kan pıhtısı olmuş, derken Allah onu yaratıp güzel bir şekle koymuş, ondan erkek ve dişi iki cins yaratmıştır.

Bütün bunları yapan Allah, ölüleri diriltmeye güçlü değil midir?

Yüce Allah yukarıda sunulan gerçekleri ve benzerlerini bildirmenin yanısıra kendi bilgisi: takdîri, amacı, rahmeti ve yaratması olmaksızın hiçbir dişinin gebe kalamayacağını, kalsa da doğuramayacağını açık bir şekilde şöylece duyurmaktadır.

Fâtır Sûresi Âyet 11:

Allah, sizi topraktan, sonra da bir meniden yarattı. Sonra da sizi çift çift yaptı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalabilir, ne doğurabilir. Bir canlının ömrünün uzatılması da, ömrünün kısaltılması da mutlaka Kitâb’da(programlı)dır. Şüphesiz ki, bunlar, Allah’ın kolayca yapacaklarıdır.

Yüce Allah insanları kendi takdîriyle yarattığını açıkladığı gibi, onların hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan rızıkları da kendisinin üstlendiğini şöylece bildirmektedir:

Hûd Sûresi Âyet 6:

Yeryüzünde hiçbir canlı varlık yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, her canlının hayattayken yerleştiği, ölümden sonra konulduğu yeri bilir.

Her şey apaçık bir Kitâb’da kayıtlıdır.

İsra Sûresi Âyet 31:

Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de, onları da Biz rızıklandırıyoruz. Onları öldürmek pek büyük günahtır.

Fâtır Sûresi Âyet 3:

Ey insanlar! Allah’ın üzerinize olan nimetlerini hatırlayın. Sizi gökden ve yerden rızıklandıracak Allah’dan başka bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde nasıl olup da O’na güvenden saptırılıyorsunuz?

Âyetlerle yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, insanların yaratılışı ve muhtaç oldukları maddelerin halkedilmesi, Allah’ın tekelindedir ve birbiriyle uyumlu bir program içindedir.

İnsanların, insanların sayısını diledikleri şekilde belirlemeye, belirledikleri sayıya ulaştırmaya veya muayyen sayıda tutmaya güçleri yoktur. Nüfûs kontrol altına alınmazsa, yaratılan maddelerin ihtiyacı karşılamayacağı şeklindeki görüş de geçersizdir. Şimdi bir soru açalım.

İnsanlar aldıkları korunma önlemleriyle Allah’ın kaderini değiştirebilir, hayatı istedikleri şekilde yönlendirebilirler mi? Bu suâlin cevabı aşağıda sunulacak bilgilerin ışığında ortaya çıkacaktır.

Korunmayı doğrudan onaylayan bir tek âyet ve hadîs yoktur

Rahimin dışına boşalma olan ve bütün korunma tedbirlerinin de amaçta esası olarak değerlendirilebilecek olan “azil”i doğrudan veya dolaylı olarak onaylayan bir tek âyet ve hadîs mevcût değildir. Eğer, böyle bir âyet ve hadîs mevcut olsaydı, Kur’ân ve Sünnet kendi içinde çelişkili olur veya yaratılış düzeniyle çatışırdı.

Kur’ân ve Sünnet böyle bir çelişki ve çatışmadan beridir.

Şanı Yüce olan Allah, bir tarafdan erkeği dölleme gücüyle yaratacak ve kadını her ay çocuk için hazırlayacak, diğer taraftan Kur’ân‐ı Kerîm’le veya Peygamberi aracılığıyla korunmayı onaylayıp, kendi düzeni ile çelişkiye düşürecek. Bu mümkün müdür?

Yüce Allah bir taraftan nefislerimizden kendilerinde sükûnet bulacağımız eşler yarattığını duyuracak, kendi kader programına bağlayarak çocuk edinmeyi emredecek, O’nun Resûlü cinsel mutluluğu amaç gösterecek, diğer taraftan cinsel mutluluğu giderecek veya olumsuz yönde etkileyecek uygulama Kur’ân ve Sünnet’le tasvip olunacak. Bu tasavvur olunabilir mi? Kurân ve Sünnet’te korunmayı doğrudan onaylayan bir tek âyet ve hadîs yok ama onu dolaylı da olsa yasaklayan açıklamalar ve buyruklar vardır.

Kur’ân ve Sünnet korunmayı dolaylı olarak yasaklar

İncelememizin başında yer alan âyetler, azili dolaylı olarak yasaklayıcı Kur’ânî düstûrlara örnek olarak alınabilir.

Bu sebeble burada azili dolaylı olarak yasaklayıcı hadîsleri sunacağız. Ancak bizim ihtiyatlı bir dil kullanmak için “dolaylı olarak yasaklayıcı” şeklinde sunacağımız hadîsleri”doğrudan yasaklayıcı” hadîsler olarak değerlendirmemiz mümkündür.[3] Nitekim bazı sahâbîler böyle değerlendirmişler ve Allah’ın Resûlü’nün yapmadığı gibi, onlar da azil yapmamışlardır. Bazı İslâm bilginleri de bu hadîslere dayanarak azilin (korunmanın) haram olduğu içtihadında bulunmuşlardır.[4]

Korunmayı dolaylı şekilde yasaklayan hadîsler

Ebû Saîd el Hudrî (r.a) anlatıyor.

Beni Mustalık gazvesinde Allah’ın Resûlü ile beraberdik. Allah’a ortak koşucu Arabların güzel kızlarını esir aldık.

Bu askerî gazve sebebiyle bekârlığımız uzadı. (Pek tabîi ki arzularımız da arttı.) Ancak (biz esir statüsü içinde bize verilen bu kızlarıkadınları verip ailelerinden) fidye almak istedik.

Bu sebeple, azil yaparak onların cinselliğinden yararlanmak istedik. Aramızda şöyle konuştuk:

‐ Allah’ın Resûlü aramızda iken O’na sormaksızın mı azil yapacağız?[5]

Sonra da Allah’ın Resûlü’ne sorduk. Şöyle buyurdu:

Azili (korunmayı) bırakmanız sebebiyle bir zarara uğramazsınız. Zira Allah’ın Kıyamet Günü’ne kadar yaratmayı takdir ettiği her insan, mutlaka ve mutlaka vücûda gelecektir.[6]

Ebû Said el‐Hudrî (r.a) anlatıyor.

Ele geçirdiğimiz esir kadınlarla cinsî münâsebette bulunurken azil yapıyor, (çocuk olmaması için rahmin dışına boşalıyor) duk.[7] Sonra Allah’ın Resûlü’ne azilin yapılıp yapılamayacağını sorduk. Bize cevap olarak şöylece serzenişde bulundu:

Siz azil yapıyor musunuz? Siz hakikaten azil yapıyor musunuz? Siz gerçekten azil yapıyor musunuz? Kıyamet Günü’ne kadar yaratılması takdir olunmuş her insan, mutlaka yaratılacaktır.8

Ebû Said el‐Hudri (r.a) anlatıyor.

Allah’ın Resûlü’ne soruldu:

‐ Azil ile ilgili olarak (ne buyurursunuz Ya Resûlallah!) Şöyle buyurdu:

Her meniden çocuk olmaz. Kaldı ki Allah bir varlığı yaratmak isterse, onu hiçbir güç önleyemez.

Allah’ın Resûlü azil ile ilgili diğer bir soruyu da şöylece cevaplandırdı:

‐ Hayır, (azili onaylayamam.) Siz azil yapmamaya çalışın. Zira cinsel ilişkiden çocuk olması, ancak ilâhî kaderledir.[8]

Ebu Saîd el‐Hudrî (r.a) anlatıyor.

Allah’ın Resûlü’nün huzûrunda azilden söz açılınca şöyle buyurdu:

Sizden biriniz niçin azil yapar ki?

Yaratılan her bir insanın Hâlikı şüphesiz Allah’dır.[9]

Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor.

Bir adam geldi de Allah’ın Resûlü’ne şöyle deyiverdi:

Ya Resûlallah! Beraber yaşadığım bir câriyem var. Ona azil yapıyorum. Ne buyurursunuz?[10]

Azil yapman Allah’ın yaratılmasını dilediği canın vücûda gelmesini hiç şüphesiz engellemez.

Bu cevabı alan adam gitti ve bir süre sonra gelerek şöyle dedi:

‐ Ya Resûlallah! Size azil yaptığımı söylediğim câriye gebe kaldı.

Allah’ın Resûlü (daima gerçeği dile getirdiğini açıklamak için) şöyle buyurdu:

Ben Allah’ın kuluyum ve O’nun elçisiyim.[11]

Cüzame Binti Vehb (r.a) anlatıyor.

Sahâbîler arasında bulunuyorken Allah’ın Resûlü’ne azil’den sordular. Şöyle buyurdu:

“(Tekvir Sûresi’nin sekizinci âyetinde açıklanan türden) çocuğu gizlice toprağa gömmedir.”[12]

Azilin haramlığına delil olarak gösterilen son hadîs müstesna, yukarıda sunulan hadîsler incelendiğinde açıkça anlaşılacağı üzere, azil husûsunda doğrudan, açık ve kesin bir yasaklama yoktur. Ama azilden kaçınılmasını öğütleyici ve buna kafayı ve kalbi yatırıcı bir yönlendirme vardır. Hem azile ve diğer koruyucu önlemlere başvurularak yaratılması engellenmek istenen çocuk, Allah’ın

Resûlü’nün açıkladıkları üzere bir kader mevzûudur. Çünkü cinsî münâsebet çocuk için yegâne sebeb ise de, yeter sebeb değildir. Zira her ilişki çocuk sonucuna götürmez. Götürebilmesi için ilâhî kaderin tecellisi lâzımdır. Bu sebeple azil (korunma) tedbiri, sonucu etkilemeyecek bir işlem olarak değerlendirilebilir.

Allah’ın Resûlü korunmamıştır

Her İslâmî emir‐yasak, Allah’ın Resûlü’nün hayatıyla örneklendiği gibi, azilsizlik de, her meninin çocuğa dönüşmeyeceği hakikati de, O’nun hayatıyla örneklenmiştir. Bir diğer anlatımla Allah’ın Resûlü hiçbir eşine azil yapmamıştır. O, sözleriyle azil yapılmaması gereğini dile getirirken, bilfiil kendisi de yapmamıştır. Azil yapmamasına rağmen, çocuk doğurabilecek genç yaşta olan eşlerinden Hz. Âişe, Hz. Hafsa, Hz. Zeyneb, Hz. Cüveyriye, Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Safiye’den çocuğu olmamıştır. Çünkü çocuk, ancak Allah’ın kaderiyle olur.

‐ Salat ve selâm üzerine olsun‐ O, 28 yıl süren tek kadınlı ve çok çocuklu aile hayatından sonra çok kadınlılığı yaşadığı Medîne döneminde yalnızca Mâriye annemizden İbrahim isimli bir çocuğu olmuştur.

Korunma, neden açık olarak yasaklanmamıştır?

Sahâbi Hz.Cabir’in “Biz Kurân indiriliyorken azil yapıyorduk, bunu bilen Peygamberimiz de bizi yasaklamadı.”[13] şeklindeki rivayetini de dikkate alarak soralım:

Kur’ân ve Sünnet doğrudan açık bir onay vermediği azili neden bağlayıcı bir şekilde yasaklamamıştır. Oysa içki ve faiz gibi ilâhî haramlar, önce dolaylı olarak yasaklanmış, ama sonuçta kesin yasaklar konulmuştur.

Azilde ise durum böyle olmamıştır. Olmaması da doğaldır. Zira eşlere azil, içki ve faiz gibi kişisel ve toplumsal zararları bilinen yaygın bir uygulama değildi. Böyle olmakla birlikte, bu suâlin doğru cevabını hiç şüphesiz Allah bilir. O’nun bildirmesiyle ancak O’nun Resûlü bilebilir. Ancak ilâhî işaretler üzerinde yürüyerek bizler de yorum yapabiliriz.

Bize göre bunun iki ana sebebi vardır.

  1. Kişinin ve eşinin ‐bedenî, ve ruhî zarûretler sebebiyle‐ korunmalarının gerekli olabileceği gerçeğidir.
  2. 2-Çocuğun oluşumuyla ilgili sebep‐netice kanûnu ile ilk bakışta çelişkili gibi görülen genel Kur’ân ve Sünnet doğrularına tam teslimiyet gösterilip gösterilemeyeceğine dair ince ve ileri bir kulluk denemesinin Allah’ın muradı oluşudur. Diğer bir ifadeyle çocuk meselesinin, inanmakla yükümlü olduğumuz Allah’ın dilemesi olan kaderle olan bağlantısıdır.

Şimdi bu ikinci sebebi açıklamaya çalışarak konumuza ışık tutalım…

Yüce Allah insanı sebep ve netice (sonuç) prensiplerine göre düşünen bir varlık olarak yaratmıştır.

İnsan için gerekli olan hayat gerçeği, sebep‐netice kanûnudur.

Her netice bir sebebe bağlıdır. Her sebep kendi doğrultusunda bir netice ile sonuçlanır.

Yaratılışdan sâhip oldukları yeteneklerle maddeci insan da, mü’min de böyle düşünür. Ne var ki insanların pek çoğu neticeyi sebebe bağlarken, sebebin yalnızca insan iradesiyle oluşup oluşamayacağını düşünmezler. Bir de sebebin tek başına netice alabilecek güçte olup olmadığını araştırmazlar.

En doğrusunu Allah bilir‐ nsanların çoğunda görülen bu durum sebebiyle olacak ki haram kılınması halinde uygulamada “îman”a gölge düşürebilecek azil/korunma, kesin bir şekilde yasaklanmamıştır.

Burada meseleyi biraz daha açalım.

Çocuğun vücûda gelmesinin sebebi, erkek menisinin; spermlerinin rahime/kadın üreme organına ulaştırılmasıdır… Acaba meniyi rahime ulaştırıp ulaştıramamakda, bu yolda iradeyi kullanıp kullanamamak da insan gerçekten tam anlamda hür müdür?

Daha değişik bir ifâdeyle şöyle de sorabiliriz:

Kader programı gerekli kıldığı için mi korunmakta veya korunmamaktayız?

Burada, İnsana irâde hürriyeti verilmemiş midir? şeklinde bir itiraz yapılabilir. Yapılabilir ama; oluşum zamanını, cinsiyetini, fiziğini, karakterini ve zekâsını tesbitte iradesiyle yol almadığı çocuğunun yaratılışında, kişinin irade payına sâhip olduğu kesin olarak ileri sürülemez. Pek tabîidir ki red de edilemez.

Burada İlâhi Vahy’in bildirisine teslim olmak zorunluluğu vardır. “Vahiy bildirileri” ise insanın oluşumunu insan iradesine değil, ilâhi kaderin yaptırımcı gücüne bağlamaktadır.

İnsanın oluşumunda ilâhî kadere teslim olmak, aslında ilmî bir mecbûriyettir.

Biz çocuğun oluşumuna cinsî münâsebeti, yani meninin rahime ulaştırılmasını sebep görüyoruz. Bu doğrudur. Ama bu sebep yeterli midir? Yani bu sebepde sonuca gitmek gücü var mıdır?

Müsbet bilim bize, rahime boşaltılan meninin dölleme yapma ihtimalinin matematik ifadeyle yaklaşık olarak sıfır olduğunu açıklamaktadır.

O halde döllenmeyi zarûrî bir olay olarak göremeyiz. Görsek bile, döllenmiş bir hücreyi yalnız beyninde milyarlarca hücre olan insan neticesine yaratıcı sebep göremeyiz.

Görebilmek için döllenmeyi ve gelişmeyi Allah’ın ilmi, kudreti ve dileği ile yorumlamamız yani kaderle açıklamamız lâzımdır.

Fâtır Sûresi Âyet 11:

Allah sizi topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra da sizi çift çift yaptı. Onun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalabilir, ne de doğurabilir. Bir canlının ömrünün uzatılması da, ömrünün kısaltılması da mutlaka Kitab’da (programlı)dır. Şüphesiz ki bu Allah’a kolaydır.

Allah’ın haberi olmaksızın cinsî münâsebet çocuğa götürmeyeceğine göre azil; korunma niye?

Yukarıda yaptığımız açıklamanın ilmî kısmı, ancak asrımızda kavranabilmiştir.

Böylesine ağır ve ilmî bir açıklama her dönemde yapılamayacağı ve herkes tarafından hazmedilemeyeceği içindir ki, Kur’ân âyetleri ve sûreleri indirilirken, Allah ve O’nun Peygamberi korunmayı yasaklayıcı kesin hüküm koymamıştır. Kaldı ki Kur’ân âyetleri ve sûreleri indirilirken azil hür eşlere değil, toplumsal varlıkları geçici olan İslâm öncesi cahiliyetinden intikal eden esir/köle kadınlara yapılmaktaydı.

En doğrusunu Allah bilir.

Önemi dolayısıyla azili; geniş anlamda korunma tedbirlerini aile planlaması; nüfûs planlaması yönünden incelemiş olduk.

Korunma tedbirlerini alıp almamakta tam bir irade hürriyetine sâhip kılınmadığımızı, Allah takdir etmedikçe cinsel ilişkinin çocuk sonucuna götürmeyeceğini ve her canlının rızkının yaratan ve yaratmakta olan Allah tarafından üstlenildiğini açıklamış olmakla bu meselede ileri sürülebilecek tüm iddialar da temelden çürütülmüş oldu.

Zira bu meselede ileri sürülen bütün olumsuz iddialar, insanların yaratılmasının Allah’ın takdirine değil de, insanların girişimine bağlı olduğu ve insanlarla ihtiyaç duyacakları maddeler arasında bir bağlantı olmadığı, ileride hiç mi hiç olamayacağı varsayımına dayanmaktadır.

Varsayımların temelsizliği ortaya konulunca, iddialar da kendiliğinden geçerliliğini yitirmiş olmaktadır.

Korunma ve cinsellik

Şimdi meselemize bir de cinsel mutluluk zâviyesinden bakmaya çalışalım.

Cinsel hayatta asıl olanın doyuma ermek olduğunu ayrıntılı bir şekilde açıklamış, dîni delillerini sunmuştuk. Cinsel doyuma erebilmek için çocuğun Allah’ın kaderiyle vücûda gelebileceğine îmanla, korunma tedbirlerinin bütününe karşı çıkmak gerekir. Çünkü insan korunma gereğini kendisine inandırdıkça, rûhî ve bedenî bakımından rahat olarak ilişkiye giremez. Bunun sebebi hiçbir korunma tedbirinin kesinkes koruyucu olmamasıdır. Korunmanın ayrıca göğüs ve rahim kanserlerine, muhtelif kadın hastalıklarına, sinirsel rahatsızlıklara vs. sebebiyet vermesidir.

Korunma tedbirlerinin uzun vadedeki bu sakıncaları yanısıra cinsel ilişkideki yakın tesirleri de cinsel mutluluğu tehdid edici boyuttadır. Çünkü alınan bu tedbirlerin büyük çoğunluğunda erkek, dişilik organının tabiî ortamı ve câzibesi içinde sükûnet bulamamaktadır. Bu da kişinin kendi nefsine yaptığı bir cinsel zulümdür. Bu durum şüphesiz kadın için de vâriddir.

Tabîi ortamın canlılığını gideren korunma tedbirleri, özellikle azil, kadın cinselliği üzerinde daha büyük bir zulümdür. Zira kadın genellikle erkeğin kendisinde sükûnet bulduğunu/boşaldığını hissetmesi sırasında veya bir süre sonra tatmîne ermektedir. Erkeğin hemen çekilmemesi ile ilgili Peygamberî uyarıyı bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır.

Kadının dişiliğine yönelik bir haksızlığa dönüşebileceği içindir ki İslâm, genelde onaylamadığı azili; dışa boşalmayı özelde de tasvib etmemektedir:

Allah’ın Resûlü izni olmaksızın hür kadına azil yapılmasını yasakladı.[1]

Bu hadîse dayanarak bazı İslâm bilginleri, hanımın izni/onayı olmaksızın korunmanın haram olduğu ictihadında bulunmuşlardır.

Kur’ân‐ı Kerîm’de “Zulmetmek de uğranılan zulme boyun eğip baş kaldırmamak da[2] yasaklandığından, kadının kendi cinselliği aleyhine zulüm oluşturan azile rıza göstermesi ve onay vermesi de câiz olmasa gerektir.

Sonuç

Allah’ın Resûlü’nün uyarıları doğrultusunda korunma tedbirlerine baş vurmaksızın cinsel hayat yaşanmamasının sonuçları neler olmaktadır?

Bu sonuçları dört madde halinde şöylece özetleyebiliriz:

a Korunma araçlarının yapılması için gereksiz endüstriler kurulmakta,

ham madde ve iş gücü israfı yapılmaktadır.

b Cinsel bunalımlara, göğüs ve rahim kanserlerine, muhtelif kadın hastalıklarına ve rahatsızlıklara dûçar olunmaktadır.

c Korunmadan ötürü oluşan hastalıkların tedâvisi için nice doktorlar

yetiştirilmekte, ardarda klinikler ve hastaneler açılmaktadır.

d Korunma tedbirlerinin yaygınlaşması, diğer sebeblerle birlikte nice

nice kadınların fuhuşa atılmalarına ortam hazırlamaktadır. Nice aile yuvaları da sönmektedir.

Bu kadar ağır sonuçlara katlanmanın, üstelik neticeleri de alınamamaktadır. Alınamayacaktır da. Çünkü “Rahimler Allah’ın takdir ettiğini doğuracaktır.[16] Tecrübeler de buna şahidlik etmektedir.

Korunma tedbirlerinin en erken başladığı ve en yaygın şekilde uygulandığı Amerika’da korunma tedbirleri yasadışı doğumların sayısını bile azaltamamaktadır.[17]

Bu bahsi bitirirken söyleyeceğimiz son söz şu olacaktır:

Helâl mi yoksa haram mı olduğu şüpheli olan hususlarda mü’minin şüphelilerden kaçınması, Allah’ın Resûlü’nün kesin emridir.[18]

ALİ RIZA DEMİRCAN

MİRATYOUTUBE

MİRATHABER.COM

 

[1] Kadınların tarla olarak nitelenmesi, evlililiğin ve ilişkinin amacına dikkatlerimizi çekmek içindir. Müfessir Mevdûdî bu âyetin açıklamasında şöyle der:

Kadınla erkek arasındaki ilişki tarla ile çiftçi arasındaki ilişki kadar ciddidir. Çiftçi tarlasına sadece hoşlandığı için değil, onu ekmek ve ürün almak için de gider. Aynı şekilde bir erkek de karısına çocuk üretmek amacıyla yaklaşmalıdır. Allah’ın Kanunu tarlanın ekim metoduyla ilgilenmez, fakat çiftçiden ekmek için başka yere değil, kendi tarlasına ve üretim için gitmesini ister. (Bak. Tefhimu’l‐Kur’ân, Bakara 123)

(2) Hayvanlar, Böcekler ve Bitkiler Dünyasında Korunma Yoktur.

Böyle iken doğal dengeyi bozan bir çoğalma da görülmemekte, kader programı hükmünü icra etmektedir.

Yüzölçümleri Türkiye’den az olup, nüfusları daha çok olan İngiltere, Almanya ve Japonya örneklerinde açıkça görüleceği üzere kalkınma ancak nüfus artışıyla sağlanabilmektedir. Nüfus artışını sağlamadan kalkınmış bir tek ülke yoktur. Devrimizde bu ülkelerde nüfus artış hızında görülebilen düşüklük, kalkınma ve ekonomi ile ilgili olmayıp, aile hayatını çökerten modern yaşantı ile alâkalıdır.

Yeryüzünü insanlar için hayat alanı ve ilahî deneme sahası olarak takdir buyuran Yüce Allah, insanların ihtiyaç duyabilecekleri bütün maddeleri yaratmış ve de yaratmaktadır. Yararlanılamayan bölgeler, bilinmeyen kaynaklar ve çok yönlü olarak faydalanılamayan nimetler ise pek çoktur.

Ekilebilir alanların hâlâ daha yüzde yirmilik bir bölümü ekilebilmektedir.

Bazı ülkelerde görülen sosyal sefalet nüfus yoğunluğundan değil, uluslararası emperyalizmin doymak bilmeyen ihtiraslarından, yerli ve kukla yöneticilerin beceriksizliğinden ve İslâm’ın öngördüğü sosyal adaletten yoksunluktan kaynaklanmaktadır.

[3] Bak. İ. Mâce Hn. 1927, et‐Tac 2/310

[4] Azili Haram Gören Sahâbîler

Azilin haramlığını kabul eden bu sahâbîlerin başında dört büyük halife, Abdullah b. Ömer ve Ebû Umame gelmektedir. Caiz görenler ise Sa’d b. Vakkas, Zeyd b. Sabit ve İbn‐i Abbas gibi bazı sahâbîlerdir. Azili ne kabul ve ne de red eden sahâbîler de vardır. Bak. Metâlibü’l‐Âliyet Hn. 1551‐2

[5] Bu hadîs azilin esir kadınlar vesîlesiyle sahâbîlerin gündemine girdiğini, bunun için de Allah’ın Resûlü’ne daha önce hükmünü sormak gereğini duymadıkları azille ilgili sualler yönelttiklerini açıklamaktadır. Azil yapmak istemelerindeki sebeble birlikte değerlendirildiğinde bu hadîsten sahâbîlerin eşlerine azil yapmadıkları sonucunu çıkarabiliriz. Hiç şüphesiz istisnaların olması mümkündür.

[6] Müsned 3/82, et‐Tac 2/309, Müslim Nikâh Hükmi’l‐Azlî.

[7] Bu olay, Hicretin 5. yılında Ben‐i Mustalık gazvesinde veya onun öncesinde olmuştur. Hicretin 7. yılında yapılan Hüneyn savaşından sonra Nisâ suresinin 24. ve 25. âyetlerinin indirlişiyle birlikte İslâm Savaş Esirliği Sistemi oluşmuş, esir edilen kadınların odalık olarak kullanılması dönemi kapatılmıştır. Bu sebeple savaş bitip de alınan esir kadınlar İslâmî yönetim tarafından esir statüsü içinde gazilere dağıtılmadıkça ve belirlenen şartları içinde nikâh yapılmadıkça hiçbir İslâm savaşçısı, hiçbir gerekçe ile esir kadınlarla ilişkiye giremez. Kur’ân’da Rabbimizin hükmü budur. Geniş bilgi için “Kurân ve Sünnet Işığında Câriyeler ve Sömürülen Cinsellikleri” isimli eserimize bakılabilir 8 Müslim Nikâh Bab‐u Hukmi’l‐Azili

[8] Müslim Nikâh Bab‐u Hükmi’l‐Azili, (Hn. 13).”Lâ, Aleyküm en lâ tef’alü” cümlesinde (lâ) bağımsız olarak tercüme edilmiştir.

[9] age., Hn. 132.

[10] Bu hadîs de azilin hür eşlere değil, her an fidye karşılığı devredilebilecek köleleştirilmiş câriyelere yapıldığını göstermektedir. Allah’ın Resûlü doğurgan kadınlarla evliliği tavsiye buyurur, kendisine inananların çokluğu ile iftihar edeceğini duyururken, O’na kayıtsız

şartsız bağlı olan sahâbîler, eşlerine azil yapmayı zaten düşünemezlerdi.

[11] Müslim Nikâh Bab‐u Hükmi’l‐Azili, et‐Tac 2/310

Hür Eşe Âzil Yapılabilir Hadîsi?

Peygamgamberimiz “Hür eşe ancak izni ile azil yapılabilir.” buyurur. Yukarıda sunlan hadisler ışığında bu hadîsi, izin vermesi halinde kadına sürekli olarak azil yapılabileceğini değil de onayı alınmaksızın cinsel hazlarının sınırlandırılamayacağı ve rızası hilafına çocuktan yoksun bırakılamayacağı şeklinde anlayabiliriz. (İbn MâceNikâh 30)

[12] Zâdü’l‐Meâd Nikâh Faslün fi Hukmihi (sav) fil‐Azili 4/16.

[13] Müslim, Nikâh Bab‐u Hükmi’l‐Azili, et‐Tac 2/310,İbn Mâce Hnç 1927

[14] İ. Mâce Nikâh 30 (Hn. 1928).

[15] Bakara 193, Hûd 113, Mâide 8, Şûra 41‐42

[16] M. K. Ummal 6/417.

[17] Erdal Atabek Çocuk Düşürme s. 76.

Doğum kontrolü ve kürtaj konusunda geniş ve mukayeseli bilgi almak isteyenlere aşağıdaki eserler tavsiye olunur: Mevdudî İslâm Nazarında Doğum Kontrolü, Sebil Yayınları, İstanbul 1972. Prof. Abdürrahim Umran İslâm Kültüründe Aile Planlaması Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını.

[18] M. Mesâbih Hn. 2762.

 

 

Recent Posts

  • Dünya

Johnson & Johnsondan talk davalarında 5,5 milyar dolarlık uzlaşma önerisi

Johnson & Johnson talk davaları uzlaşma hakkında son gelişmeler. Johnson & Johnson, talk pudrası ile…

2 dakika ago
  • Ekonomi

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Balcı: Türk Şirketleri Afrika’da Yatırımlara Yönelmeli

Türk şirketleri Afrika’da yatırımlar hakkında son gelişmeler. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Balcı, Türk şirketlerinin Afrika'daki…

2 dakika ago
  • Ekonomi

SGK ile Türkiye Sigorta arasında emeklilere yönelik işbirliği protokolü imzalandı

SGK ile Türkiye Sigorta arasında emeklilere yönelik işbirliği protokolü imzalandı hakkında son gelişmeler. SGK ile…

3 dakika ago
  • Dünya

Trump’ın Zelenskiye Yönelik Tutumunun Son Haftalarda Olumlu Yönde Değiştiği İddiası

Trump'ın Zelenskiye yönelik tutumunun son haftalarda olumlu yönde değiştiği iddiası, uluslararası ilişkilerde önemli bir gelişme…

20 dakika ago
  • Dünya

Fransanın Gironde vilayetinde devam eden yangın nedeniyle 4 bin kişi daha tahliye edildi

Fransanın Gironde vilayetinde devam eden yangın nedeniyle 4 bin kişi daha tahliye edildi. Yangın bölgede…

21 dakika ago
  • Spor

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan transfer ve kamp sürecini değerlendirdi

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan transfer ve kamp sürecini değerlendirdi hakkında son gelişmeler. Kocaelispor Teknik…

38 dakika ago