
“Kahvaltı günün en önemli öğünüdür.”
Çocukluğumuzdan beri bu cümleyi duyarız. Kahvaltı yapmadan evden çıkmanın sağlıksız olduğu, sabah mutlaka bir şeyler yenilmesi gerektiği söylenir. Hatta kahvaltı yapmayan insanın güne eksik başladığı düşünülür.
Peki gerçekten öyle mi?
Kahvaltı herkes için mutlaka yapılması gereken bir öğün mü? Yoksa yıllardır tekrarladığımız bu cümleyi biraz daha sorgulamamız mı gerekiyor?
Aslında konu, “Kahvaltı yapmalı mıyız, yapmamalı mıyız?” sorusundan biraz daha büyük.
Çünkü sağlıklı beslenme, yalnızca bir öğüne bakılarak değerlendirilemez.
Ne yediğimiz, ne kadar yediğimiz, günün tamamında nasıl beslendiğimiz ve ne kadar hareket ettiğimiz de önemlidir.
Sabah kahvaltısı birçok insan için güne başlamanın güzel bir yoludur. Özellikle sabah erken saatlerde çalışan, okuluna giden, fiziksel veya zihinsel olarak yoğun bir gün geçiren kişiler için dengeli bir kahvaltı faydalı olabilir.
Fakat buradan “Her insan mutlaka kahvaltı yapmak zorundadır” sonucu çıkmaz.
Bilimsel araştırmalar da kahvaltının herkes için tartışmasız biçimde “günün en önemli öğünü” olduğunu göstermiyor. Kahvaltı yapan insanların genel olarak daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarına sahip olması, kahvaltının tek başına bütün bu sağlığın sebebi olduğu anlamına gelmeyebilir.
Dolayısıyla mesele kahvaltıyı kutsamak veya tamamen gereksiz görmek değil.
Mesele dengeli beslenmektir.
Sabah sofraya oturup büyük bir tabak yemek, otomatik olarak sağlıklı kahvaltı yaptığımız anlamına gelmez.
Beyaz ekmek, reçel, şekerli çay, poğaça, börek, işlenmiş et ürünleri ve çeşitli tatlılarla donatılmış bir sofrayı düşünelim.
Miktar çok olabilir ama beslenme dengesi aynı ölçüde iyi olmayabilir.
Buna karşılık yumurta, peynir, zeytin, domates, salatalık, yeşillikler, yoğurt, meyve ve kişinin ihtiyacına uygun miktarda tam tahıllı ürünlerden oluşan bir kahvaltı daha dengeli bir seçenek olabilir.
Burada önemli olan sofranın kalabalıklığı değil, içeriğidir.
Türk kahvaltısının en güzel taraflarından biri de aslında çeşitlilik imkânıdır. Ancak çeşitlilik, sınırsız tüketim anlamına gelmez.
Sucuk, kaymak, bal, reçel, tereyağı, ekmek ve hamur işlerinin hepsini aynı anda ve bol miktarda tüketmek, sırf adına “kahvaltı” denildiği için sağlıklı hale gelmez.
Çok yemek sağlık değildir.
Son yıllarda bu kez başka bir anlayış ortaya çıktı:
“Kahvaltı yapmıyorum, çünkü daha sağlıklıyım.”
Bu da doğru bir genelleme değil.
Bazı insanlar sabah erken saatlerde yemek yemeden kendilerini iyi hissedebilir. Bazıları ise kahvaltı yaptığında gününü daha rahat geçirir.
İnsanların yaşları, çalışma düzenleri, fiziksel aktiviteleri, uyku düzenleri ve sağlık durumları birbirinden farklıdır.
Dolayısıyla bir başkasına iyi gelen beslenme düzenini kendimize aynen uygulamak doğru değildir.
Özellikle diyabet, mide-bağırsak hastalıkları, gebelik, düzenli ilaç kullanımı veya başka özel sağlık durumları bulunan kişilerin öğün düzenlerini doktor veya diyetisyen önerisiyle belirlemesi gerekir.
İşte burada konu yalnızca modern beslenme biliminin konusu olmaktan çıkıyor.
Çünkü İslam bize sadece ibadetleri değil, hayatı nasıl yaşayacağımızı da öğretir.
Sofra da bu hayatın bir parçasıdır.
Allah Teâlâ A’râf Suresi’nin 31. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
Dikkat edelim:
“Yemeyin” demiyor.
“İçmeyin” demiyor.
Fakat “İsraf etmeyin” buyuruyor.
Demek ki İslam’ın beslenme anlayışı, nimetten uzaklaşmak değil; nimetin içinde ölçüyü korumaktır.
Bugün sofralarımızda karşılaştığımız en büyük problemlerden biri de belki tam olarak budur.
Aç olduğumuz için değil, önümüzde olduğu için yiyoruz.
İhtiyacımız olduğu için değil, canımız istediği için yiyoruz.
Bedenimizin ihtiyacından çok nefsimizin arzusunu dinliyoruz.
Sonra da ortaya çıkan kilolardan, halsizlikten, çeşitli sağlık problemlerinden şikâyet ediyoruz.
Resûlullah’ın (sav) yemek konusunda verdiği önemli ölçülerden biri de aşırıya kaçmamaktır.
Tirmizî’de yer alan hadiste Peygamberimiz (sav), insanın doldurduğu kapların en kötüsünün midesi olduğunu bildiriyor ve ihtiyaç halinde midenin üçte birinin yemek, üçte birinin içecek, üçte birinin de nefes için ayrılmasını tavsiye ediyor.
Bu söz bize aslında çok önemli bir ölçü veriyor:
Mesele sadece ne yediğimiz değil, ne kadar yediğimizdir.
Dolayısıyla kahvaltıyı “günün en önemli öğünü” diyerek adeta bir ziyafete dönüştürmek de doğru değildir.
Sabah sofraya oturduğumuzda amacımız karnımızı sonuna kadar doldurmak değil, bedenimizin ihtiyacını karşılamaktır.
Belki de bütün bu tartışmanın sonunda asıl düşünmemiz gereken nokta burasıdır.
Bedenimizin sahibi olduğumuzu düşünüyoruz.
Oysa Müslüman açısından beden de bir emanettir.
Gözümüz, kulağımız, kalbimiz, midemiz, aklımız… Hepsi bize verilmiş nimetlerdir.
Öyleyse sağlıklı beslenmek yalnızca daha uzun yaşamak için yapılmış bir tercih değildir.
Aynı zamanda Allah’ın bize verdiği emanete karşı sorumluluğumuzdur.
Kendimizi sürekli aşırı yemeye, ölçüsüz şeker tüketimine, düzensiz beslenmeye ve hareketsizliğe mahkûm edip sonra sağlığımız bozulduğunda sadece kaderi suçlamak da doğru değildir.
Tedbir bizim görevimizdir.
Şifa ise Allah’tandır.
Cevap şu:
Herkes için mutlaka günün en önemli öğünü olduğunu söylemek doğru değildir.
Ama dengeli ve yeterli bir kahvaltı, birçok insan için güne güzel bir başlangıç olabilir.
Asıl önemli olan tek bir öğünü öne çıkarmak değil, bütün beslenme düzenimize bakmaktır.
Ne yiyoruz?
Ne kadar yiyoruz?
Ne kadar hareket ediyoruz?
Yeterince uyuyor muyuz?
Ve soframızdaki nimeti israf ediyor muyuz?
İşte İslam’ın bize öğrettiği ölçü burada yeniden karşımıza çıkıyor:
Nimet var, fakat israf yok.
Yemek var, fakat ölçüsüzlük yok.
Sofra var, fakat nimetin sahibini unutmamak var.
Belki de “Kahvaltı gerçekten günün en önemli öğünü mü?” sorusundan önce kendimize başka bir soru sormalıyız:
Çünkü sağlık yalnızca hastalanmamak değildir.
Sağlık; bize emanet edilen bedeni korumak, nimetin kıymetini bilmek ve hayatı Allah’ın koyduğu ölçüler içerisinde yaşamaktır.
Kahvaltının günün en önemli öğünü olup olmadığı tartışılabilir.
Ama ölçülü beslenmenin önemi tartışılmaz.
Öyleyse yarın sabah sofraya oturduğumuzda tabağımıza bakarken bir de şu ayeti hatırlayalım:
“Yiyin, için, fakat israf etmeyin.”
Belki sağlıklı bir hayatın en güzel sofra ölçüsü budur:
Nimeti bilmek, ölçüyü korumak ve şükretmek.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 kulübün başkanlarını ve yöneticilerini kabul etti hakkında son gelişmeler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4…
İLGİNÇ ŞEYLER OLUYOR! Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, bu nimetlerini kimi zaman artırarak…
Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığına Ahmet Algan getirildi. Algan, yeni görevinde kurulu daha etkin ve verimli…
MXGP'de zorlu Afyonkarahisar etabı şampiyonluk yarışı hakkında son gelişmeler. MXGP'de zorlu Afyonkarahisar etabı, şampiyonluk yarışını…
Milli motosikletçi Can Öncü, Fransa'daki ilk yarışını kazanarak büyük bir başarı elde etti. Bu zafer,…
Başkentin 8 aydaki ihracatı, geçen yıla göre yüzde 20,7 artışla 12,2 milyar dolara ulaştı. Bu…