
KİMSESİZ ÇOCUKLAR MI, KİMSESİZLEŞEN TOPLUM MU?
Türkiye’de binlerce çocuk, kendi ailesinin kuramadığı bir hayatı devletin kurduğu kurumlarda yaşamaya çalışıyor.
Peki bu çocuklar kim? Gerçekten “kimsesiz” mi, yoksa bizlerin görmezden geldiği bir toplumsal kırılmanın sessiz tanıkları mı?
Bugün kamuoyunda “çocuk esirgeme” olarak bilinen yapı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde yürütülen koruma sistemiyle çocuklara barınma, eğitim ve temel ihtiyaçlar sunuyor. Ancak meselenin görünen yüzü kadar, görünmeyen tarafı da var.
📊 BU ÇOCUKLAR NEREDEN GELİYOR?
Koruma altına alınan çocukların büyük bölümü sanıldığı gibi anne-babasını tamamen kaybetmiş değil. Aksine çoğu, hayatta olan ancak çeşitli nedenlerle bakım veremeyen ailelerden geliyor.
Başlıca nedenler şöyle sıralanıyor:
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Mesele sadece “çocuğu korumak” değil, aslında aileyi koruyamamak meselesidir.
📈 SAYILAR NE SÖYLÜYOR?
Son yıllara yakın verilere göre Türkiye’de:
Bu rakamlar, meselenin bireysel değil toplumsal ölçekte olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Devlet barınma sağlar, eğitim verir. Ancak hiçbir kurum, bir annenin şefkatini tam anlamıyla sunamaz.
Bu yüzden bu çocuklar çoğu zaman fiziksel olarak büyürken, duygusal olarak eksik kalır.
“Ben kime aitim?” sorusu, bu çocukların en ağır yüklerinden biridir.
Aile bağlarının zayıflığı, ilerleyen yaşlarda kimlik bunalımı ve uyum sorunlarını beraberinde getirir.
Kurumlardaki bakım görevlileri çoğu zaman özveriyle çalışsa da,
sistemi insani bağdan uzaklaştırıp, idari bir düzene dönüştürebiliyor.
Asıl kırılma, çocuklar 18 yaşına geldiğinde başlıyor.
Kurumdan ayrılan gençler:
Bu da sorunun kurum içinde değil, hayatın tamamında devam ettiğini gösteriyor.
Bu soruya tek bir cevap vermek kolay değil.
Bir yönüyle bakıldığında:
bu çocukları ahlaki erozyonun kurbanı hâline getiriyor.
Ancak daha derin bir yerden bakıldığında gerçek daha ağır:
Bu çocuklar bir tercihin değil,
👉 toplumsal ihmalkârlığın mağdurlarıdır.
Bir çocuk devlet korumasına muhtaç hâle geliyorsa,
orada sadece bir aile değil,
👉 bir toplum da görevini yerine getirememiştir.
Bu mesele “kimsesiz çocuklar” meselesi değildir.
Asıl mesele,
👉 kimsesizleşen bir toplum gerçeğidir.
Sonuç olarak bu mesele sadece sosyal bir yara değil, aynı zamanda derin bir emanet ve sorumluluk imtihanıdır. Kur’an-ı Kerim’de, “Yetimi sakın ezme” (Duha Suresi, 9. ayet) buyurularak en zayıfın korunması doğrudan bir iman meselesi hâline getirilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, “Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz” diyerek iki parmağını yan yana getirmiştir. Bu açık çağrı şunu gösterir: Bu çocuklar bir kurumun değil, ümmetin ve insanlığın emanetidir. Onları sadece barındırmak değil; korumak, sevmek ve hayata hazırlamak, aslında kendi insanlığımızı korumaktır. Çünkü yetime sahip çıkamayan bir toplum, eninde sonunda kendi geleceğini de sahipsiz bırakır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
İstanbul'da Muayene Sayıları Artıyor: "Yoldan Geçerken Acile Uğruyoruz" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah…
KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…
DÜNYA NEREYE GİDİYOR? İsrail Dünyayı Nereye Sürüklüyor? Uluslararası hukuk çökerken, tepkiler neden sonuç üretmiyor? Uluslararası…
Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri… Giriş: Adaletin Çok Boyutlu Doğası……
Osman Erkan: “Sosyal Aile Olun, Yalnızlık Sanal Bağımlılığı Tetikler” Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Okul…
KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN İMAM ŞAFİİ Gazze’de doğan İmam Şafii (h. 204/m. 820), daha çocukken babasının…