
Bütün insanî sistemler ve toplumsal nizamlar sembolik aracılıklar üzerine kuruludur. İnsanların ilişkileri ve beklentileri, ancak anlamlı ve istikrarlı sinyaller aracılığıyla kavranabilir. Dil; sosyal münasebetleri sabitleyen ve eylemlerin bilincine varılmasını sağlayan temel araçtır. Berger ve Luckmann’ın bu konudaki tespitleri beş ana başlıkta özetlenebilir:[1]
Ezcümle; İnsanların uçucu eylemleri dil ve yazı sayesinde dondurularak, hafızaya kaydedilir ve kurumlara dönüştürülür. Toplum; dil aracılığıyla zihinlerde inşa edilen, korunan ve nesilden nesle aktarılan ortak bir mana dünyası ile hukuka bağlı sembolik bir tasavvurdur.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda dili yalnızca bir iletişim aracı olarak değil; yeni bir ulus, yeni bir insan tipi ve seküler bir devlet yapısı inşa etmenin en radikal manivelası olarak görmüştür. 1932 yılında bizzat kurdurduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) ve başlattığı Dil Devrimi, Berger ve Luckmann’ın işaret ettiği “dil aracılığıyla toplumsal gerçekliğin ve kurumların nesilden nesle aktarılması” işlevine doğrudan ve bilinçli bir müdahaledir.
Ezcümle; Atatürk’ün Dil Devrimi, masum bir dil sadeleştirmesinin çok ötesinde, tarihî, dinî ve hukukî sürekliliği kesintiye uğratmayı hedefleyen siyasî bir kültür mühendisliğidir. Bu politika, bir yandan seküler Türk ulus-devletinin inşasında ve Batılılaşma hedefinde Atatürk açısından başarıya ulaşmış; ancak diğer yandan Osmanlı-İslâm medeniyet birikiminin nesilden nesle tabiî akışını akamete uğratmış ve geçmişin tecrübesinden beslenen dinî devlet modellerinin dilsel zeminini ortadan kaldırmıştır.
Peki katı laiklik ilkeleri temelinde oluşturulan cumhuriyet rejimi, toplumsal barış açısından ne sağladı? Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki dil, kültür ve kurum reformlarının toplum yapısı, devlet meşruiyeti ve siyasî istikrar üzerindeki uzun vadeli etkileri, Türkiye’nin modernleşme tarihinin en temel ve en çok tartışılan konularından birini teşkil etmektedir. Söz konusu tarihî ve sosyolojik tablo, üç ana eksen üzerinden değerlendirilebilir:
– Referans Çatışması: Radikal dil ve kültür reformları, devletin resmî ideolojisi ile toplumun geniş kesimlerinin tarihî-dinî referans dünyası arasında belirgin bir mesafe oluşturmuştur. Bu durum, merkezin (devlet bürokrasisi) çevreyle (halk kitleleri) kurduğu iletişimi güçleştirmiş ve Cumhuriyet tarihi boyunca sürecek olan bir “merkez-çevre” gerilimine zemin hazırlamıştır.
– Organik Gelişimin Kesintiye Uğraması: Değişimin evrimsel ve organik bir süreç yerine yukarıdan aşağıya ve jakoben yöntemlerle yürütülmesi, toplumun kendi iç dinamikleriyle uzlaşarak dönüşmesini engellemiş; bu da siyasî sistemin konsensüs üretme kapasitesini zayıflatmıştır.
– Bürokratik, Kemalist ve Askerî Vesayet: Sistem, kendisini koruma kaygısıyla “devletin Kemalist rejimini” millet iradesinin üstünde gören vesayetçi bir zırh geliştirmiştir. 1960, 1971, 1980, 1997 (28 Şubat) 2016 (15 Temmuz) müdahaleleri; devletin kendi halkına ve sandıktan çıkan iradeye karşı duyduğu güvensizliğin ve meşruiyet krizinin somut tezahürleri olmuştur.
– Kurumsal Hafızasızlık: Sık sık yaşanan darbeler, muhtıralar ve anayasa değişiklikleri; devlet organlarının, kurumların ve siyasî partilerin kökleşmesini önlemiş, bürokratik ve hukukî istikrarın kurulmasını zorlaştırmıştır.
– Kavramsal Yoksullaşma: Hem muhafazakâr/İslâmî kesim hem de seküler/modernist kesim, geçmişin derinlikli siyaset ve hukuk felsefesiyle (örneğin Farabi, İbn Haldun, Ahmet Cevdet Paşa veya klâsik Doğu-Batı literatürü) canlı bir bağ kurmakta zorlanmıştır. Bu durum, ideolojik kamplaşmaların sığ sloganlar üzerinden yürütülmesine yol açmıştır.
Velhâsıl-ı Kelâm; günümüzde gelinen noktada Türkiye ne geçmişin tamamen reddine dayanan sert seküler/bürokratik modeli sürdürebilmekte, ne de geçmişi aynen ihya etme imkânına sahiptir. Temel mesele; sosyal barışı sağlayan, adalet odaklı, insan haklarına ve toplumsal hafızaya saygılı, demokratik ve kapsayıcı yeni bir devlet ve hukuk dili inşa edebilmektedir.
[1] Berger, P. ve Luckmann, T. (1969). Die gesellschaftliche Konstruktion der Wirklichkeit: Eine Theorie der Wissenssoziologie (Gerçekliğin Toplumsal İnşası: Bir Bilgi Sosyolojisi Teorisi). Fischer Verlag.
OKUYALIM VE ONLARIN ŞERRİNDEN O’NA SIĞINALIM Okuyalım O İki Sureyi Değerli Okuyucu, bu yazımızda…
Şamil Tayyar'dan Çarpıcı Seçim Analizi: "Toplum Artık Cumhurbaşkanımızın İsmi Üzerinden Yapılan İstismarı Yemiyor" Eski AK…
Erdoğan: Kimliksizleştirme Siyasetine 24 Yıldır İzin Vermedik! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Topkapı Sarayı'ndaki Darphane-i Amire…
Sevmeye Muhtacız ALLAH’I VE CENNETİ SEVEN, NEFSİ İÇİN SEVDİĞİNİ İNSANLAR İÇİN DE SEVSİN İnsan toplumsal…
GAFLET VE DALALET: BÜYÜK BİR BELİRSİZLİK İnsan için en büyük tehlike, yanlış yolda yürümek kadar,…
Belçika’da hükümet karşıtı gösteri, yaşanan gerginliğin ardından polis müdahalesiyle sona erdi. Gösterinin nasıl başladığına ve…