
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a yönelik saldırgan politikaların nükleer silahlanmayı engellemek yerine tam tersine teşvik edebileceğini belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Lavrov’un sözleri, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri eylemleri bağlamında büyük yankı uyandırdı.
Lavrov, 3 Mart 2026 tarihinde Brunei Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“İran’a saldırarak nükleer silahı engelleyeceğini sananlar hayal görüyor. ABD, nükleer silahı olana dokunamıyor. Kaddafi vazgeçti, sonunu hepimiz gördük!”
Bu tespit, uluslararası ilişkilerde nükleer caydırıcılığın rolünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Lavrov, Libya eski lideri Muammer Kaddafi‘nin nükleer programından gönüllü olarak vazgeçmesinin ardından rejim değişikliği ve trajik sonuyla karşılaştığını hatırlatarak, nükleer silahsızlanmanın bazı durumlarda devletleri daha kırılgan hale getirdiğini vurguladı.
Lavrov’un tespiti, birçok devlet için anlaşılabilir bir güvenlik mantığına işaret ediyor. Nükleer silah sahibi ülkeler, büyük güçlerin doğrudan askeri müdahalesinden büyük ölçüde korunuyor. Örneğin:

Lavrov, İran’ın nükleer silah geliştirdiğine dair somut kanıt olmadığını da belirterek (IAEA ve ABD istihbarat kaynaklarına atıfla), mevcut saldırganlığın ters tepebileceğini ve bölgede nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceğini uyararak ekledi. Bu yaklaşım, nükleer silah edinmenin bazı devletler açısından “anlaşılabilir bir istek” haline geldiğini dolaylı olarak doğruluyor.
Bu açıklamalar, Orta Doğu’daki gerilimin nükleer yayılma riskini artırdığı bir dönemde, küresel güvenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Lavrov’un sözleri, nükleer caydırıcılığın uluslararası ilişkilerde ne kadar belirleyici bir faktör olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.