Gündem

LGBT Gemisi İptal Edildi… Peki Asıl Tartışmamız Gereken Bir Gemi mi, Yoksa Ahlâkın Geleceği mi?

LGBT Gemisi İptal Edildi… Peki Asıl Tartışmamız Gereken Bir Gemi mi, Yoksa Ahlâkın Geleceği mi?

Son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran LGBT gemisinin Türkiye programının iptal edilmesi, birçok kişi tarafından farklı şekillerde yorumlandı. Kimileri bunu sıradan bir turizm organizasyonu olarak gördü, kimileri ise toplumsal hassasiyetlerin bir sonucu olarak değerlendirdi.

Fakat meselenin özü ne gemidir ne de birkaç günlük bir etkinliktir.

Asıl mesele, bütün dünyada sistematik biçimde yürütülen ahlâkı yeniden tanımlama projesidir.

Bugün hiç kimsenin özel hayatı bizim meselemiz değildir. İnsanların evlerinde nasıl yaşadığı, hangi günahı işlediği veya hangi tercihte bulunduğu, öncelikle Allah ile kul arasındaki bir hesaptır. İslam da insanların evlerini gözetlemeyi, gizliliklerini araştırmayı ve özel hayatlarını ifşa etmeyi yasaklamıştır.

Ancak bir günahın bireysel olarak işlenmesiyle, onun toplumun gözü önünde özgürlük, hak, kimlik ve hatta erdem gibi kavramlarla pazarlanması aynı şey değildir.

İtiraz edilen nokta tam da burasıdır.

Bugün LGBT yalnızca bireysel bir yaşam tarzı olarak sunulmamakta; dizilerden reklamlara, dijital platformlardan uluslararası organizasyonlara kadar her alanda görünür kılınmaya çalışılmaktadır. Çocuklara yönelik yayınlardan eğitim politikalarına kadar uzanan bu süreç, yalnızca bireysel hak tartışması olmaktan çıkmış; kültürel bir dönüşüm projesine dönüşmüştür.

İslam ise iyiliğin yaygınlaştırılmasını, kötülüğün ise sıradanlaştırılmamasını emreder. Kur’an-ı Kerim’de fahşanın (hayâsızlığın) toplum içinde yayılmasını isteyenler ağır şekilde uyarılmıştır. Çünkü bir toplum, yalnızca ekonomik krizlerle değil; ahlâkî çözülmeyle de çökebilir.

Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Büyük medeniyetler çoğu zaman dış saldırılarla değil, içeriden başlayan ahlâkî çözülmeyle güçlerini kaybetmiştir. Aile bağlarının zayıfladığı, iffetin değersizleştiği ve nefsin arzularının hayatın merkezine yerleştiği toplumlarda sosyal dayanışma da zamanla çökmüştür.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde evlilik oranlarının azalması, doğum oranlarının tarihî seviyelere gerilemesi, yalnız yaşayan birey sayısının artması ve aile kurumunun zayıflaması ciddi bir sosyolojik sorun olarak tartışılmaktadır.

Bir Müslümanın itirazı insanların özel hayatına değil; Allah’ın haram kıldığı fiillerin medya, sanat, eğitim ve uluslararası organizasyonlar aracılığıyla normalleştirilmesine ve yeni nesillere örnek bir yaşam biçimi olarak sunulmasınadır.

Çünkü İslam’da özgürlük, nefsin her arzusunu sınırsızca yaşamak değildir. Gerçek özgürlük, insanın arzularının kölesi olmadan yaşayabilmesidir. Nefsin her istediğini meşrulaştıran bir anlayış ise özgürlük değil; arzuların esaretidir.

Bugün tartışmamız gereken soru şudur:

Toplumlarımızı geleceğe taşıyacak olan; aileyi, iffeti ve neslin korunmasını esas alan bir medeniyet anlayışı mı olacaktır, yoksa her türlü ahlâkî sınırı bireysel tercih adına ortadan kaldıran sınırsız özgürlük anlayışı mı?

İşte LGBT gemisinin iptal edilmesi vesilesiyle yeniden düşünmemiz gereken asıl mesele budur.

Özgürlük Tek Taraflı Bir Hak Değildir

Bir Müslüman olarak, hiç kimsenin özel hayatını denetlemek gibi bir iddiamız yoktur. İnsanların kendi tercihleriyle Allah arasında kalacak fiiller üzerinden bir yargılama peşinde de değiliz. Ancak aynı şekilde, bizlerin de çocuklarımızın ve torunlarımızın İslam’ın, Hristiyanlığın, Yahudiliğin ve birçok inanç sisteminin ahlaken yanlış gördüğü davranışların reklamına ve propagandasına maruz bırakılmamasını isteme hakkımız vardır.

Bugün “özgürlük” kavramı çoğu zaman yalnızca belirli kesimlerin talepleri üzerinden tanımlanmaktadır. Oysa özgürlük, sadece bir yaşam tarzını görünür kılma hakkı değil; aynı zamanda ailelerin kendi değerleri doğrultusunda çocuklarını yetiştirebilme hakkını da kapsar. Çocuklarımızın okulda, medyada, dijital platformlarda ve kamusal alanda belirli ideolojik yaklaşımların sürekli teşvik edilmesine itiraz etmek de en az diğer talepler kadar meşru bir özgürlüktür.

Hiç kimse, ahlaki değerlerini korumak isteyen milyonlarca insanın bu hassasiyetini “nefret” ya da “ayrımcılık” olarak yaftalayamaz. Bir Müslümanın, kendi inancı doğrultusunda iffetli bir toplum, güçlü bir aile yapısı ve sağlıklı nesiller istemesi en tabiî hakkıdır. Çocuklarımızı ve torunlarımızı, inancımıza aykırı olduğunu düşündüğümüz fikirlerin sistematik propagandasından korumaya çalışmak, başkalarının haklarını ortadan kaldırma çabası değil; kendi inanç ve eğitim özgürlüğümüzün doğal bir gereğidir.

Bu nedenle tartışılması gereken soru şudur: Eğer bir kesimin kendi yaşam tarzını görünür kılma talebi “özgürlük” olarak kabul ediliyorsa, ailelerin çocuklarını kendi ahlaki ve dinî değerleri doğrultusunda yetiştirmek istemesi neden aynı özgürlüğün bir parçası olarak görülmesin?

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Recent Posts

  • Genel

Şiilere Ait Merkez Boşaltılıyor

İslam Emirliği Yönetimi Şiilere Ait Merkezin Boşaltılmasını İstedi Afganistan İslam Emirliği yönetimi, Şii topluluğuna ait…

6 saat ago
  • Ekonomi

Mahfi Eğilmez’den OVP yorumu: Kur hedefi ile deflatör neden zorlanıyor?

Mahfi Eğilmez, OVP tahminlerini önceki yıllara göre daha gerçekçi bulduğunu söyledi; ancak kur hedefi ile…

7 saat ago
  • Genel

Milanı Konuk Eden Juventus Puanı 90+2’de Kaptı!

Milanı konuk eden Juventus puanı 90+2de kaptı hakkında son gelişmeler. Milanı konuk eden Juventus, maçı…

7 saat ago
  • Genel

Trump’ın Elçileri Moskova Temaslarının Ardından İlk Kez Kiev’de

Trump'ın elçileri Moskova temaslarının ardından ilk kez Kiev'de hakkında son gelişmeler. Trump'ın elçileri, Moskova temaslarının…

8 saat ago
  • Genel

Her gün 30 gram fazla tüketenler dikkat: Kanser riski artıyor

Her gün 30 gram fazla tüketenler dikkat hakkında son gelişmeler. Besin tüketiminde aşırılık, sağlık açısından…

8 saat ago
  • Genel

Amedspor, 2-0 geriye düştüğü maçtan puanla ayrıldı

Amedspor, 2-0 geriye düştüğü maçtan puanla ayrıldı hakkında son gelişmeler. Amedspor, 2-0 geriye düştüğü bir…

8 saat ago