
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimler yaklaşırken, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki Likud Partisi’nin Tel Aviv sokaklarında kullandığı seçim afişi büyük tepki çekebilecek bir propaganda hamlesine dönüştü. Partinin hazırladığı billboardda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra İran Dini Lideri Ali Hamaney, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani de hedef gösterildi.
Ayalon Otoyolu üzerindeki kulelerin önünde yer alan dev billboardda Erdoğan, Hamaney, Naim Kasım ve Zohran Mamdani’nin fotoğrafları yan yana kullanıldı. Siyah zemin üzerine hazırlanan propaganda görselinin alt kısmında ise Likud Partisi’nin logosuna yer verildi.
Farklı ülkelerden siyasi ve bölgesel aktörlerin aynı görselde bir araya getirilmesi dikkat çekerken, afişin temel mesajının İsrail kamuoyunda Netanyahu karşıtlığını “dış tehdit” algısıyla ilişkilendirmek olduğu görüldü.
Likud’un billboardunda İsrail seçmenlerine, “Netanyahu’nun kaybetmesini istiyorlar, kazanmalarına izin vermeyin” mesajı verildi.
Bu ifadeyle Netanyahu’nun seçimde kaybetmesini isteyen kesimlerin, afişte fotoğrafları kullanılan isimlerle aynı safta olduğu algısının oluşturulması hedeflendi. Böylece seçim kampanyası, iç siyasi rekabetin yanı sıra güvenlik ve dış tehdit söylemi üzerinden şekillendirildi.
İsrail’de seçimler yaklaşırken Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik siyasi açıklamaların yeniden gündeme gelmesi de dikkat çekiyor.
Likud’un hazırladığı bu afiş, Netanyahu yönetiminin seçim dönemlerinde güvenlik, dış tehdit ve bölgesel gerilimleri siyasi propaganda unsuru olarak kullanma yaklaşımının yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Özellikle Erdoğan’ın İran ve Hizbullah gibi aktörlerle aynı görsel içerisinde gösterilmesi, Türkiye’ye yönelik siyasi mesajın yalnızca Netanyahu’nun iç politikadaki rakiplerine değil, İsrail kamuoyuna da verilmek istendiğini ortaya koyuyor.
Netanyahu’nun liderliğindeki Likud’un bu propaganda hamlesi, İsrail siyasetinde güvenlik eksenli söylemin seçim kampanyasındaki ağırlığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Farklı ülkelerden isimlerin tek bir afişte “Netanyahu’nun kaybetmesini isteyenler” şeklinde sunulması, seçmeni siyasi tercih üzerinden değil, tehdit ve güvenlik algısı üzerinden konsolide etmeye yönelik bir propaganda yöntemi olarak öne çıkıyor.
Bu tablo, İsrail’de seçim atmosferinin yalnızca ekonomik ve sosyal meseleler üzerinden değil, Türkiye başta olmak üzere bölgesel aktörlere yönelik sert siyasi söylemler üzerinden de şekillendiğini gösteriyor.
HABER YORUM
Hiç şaşırmadık…
On binlerce insanın katili Netanyahu, kendisine yakışanı yapmış ve seçim propagandasını Erdoğan karşıtlığı üzerinden şekillendirmiş.
Tam bir rezalet! Ama bizim için hiç de şaşırtıcı değil.
Netanyahu denilen cani, Erdoğan karşıtlığı üzerinden seçim kampanyası düzenliyorsa, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Filistin konusunda doğru yerde duruyoruz demektir.
Elhamdülillah!
Elbette Filistin konusunda yaptıklarımız da yapamadıklarımız da vardır. Yapamadıklarımızı söyler, eksiklerimizi açıkça dile getirir, gerektiğinde öz eleştirimizi yaparız.
Ama yaptıklarımızın arkasında da dimdik dururuz. Filistin davasında doğru adımlar atıldığına inanıyorsak, Sayın Erdoğan’ın yanında yürümekten geri durmayız.
Çünkü bizim bu dik duruşumuz Erdoğan’a güç verecek, Filistin konusunda bugün yapılamayanların yarın yapılabilmesinin de önünü açacaktır.
Hani, hatırlatmakta fayda var…
Aynı 15 Temmuz gecesi olduğu gibi…
**
Netanyahu’nun kimi hedef aldığına bakmak bile bazen kimin doğru yerde durduğunu anlamaya yeter.
Bizim safımız belli: Filistin’in, mazlumun ve hakkın safı.
Gerisi Netanyahu’nun seçim propagandasından ibaret…
Elhamdülillah, biz doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.
Bütün yorumlarımızda dile getirdiğimiz gibi, biz dün nerede isek bugün de aynı noktada duruyoruz ve biliyoruz ki İsrail, ancak ve ancak güçten anlar… İşte o güç, başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerinde fazlasıyla mevcut… Geriye İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket edebilmesi kalıyor…
Rabbimiz açıkça buyuruyor:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân, 103)
Müslümanlar bu ilahî emre kulak verip “ve’tasımû bihablillâhi cemî’an ve lâ teferrakû” düsturuyla hareket ettikleri gün, yalnızca Filistin’de değil, yeryüzünün tamamında yeniden adaletin tesis edilmesinin önü açılacaktır.
Çünkü mesele sadece İsrail’in ne yaptığı değildir.
Asıl mesele, Müslümanların sahip oldukları gücü ne zaman birlik içerisinde kullanacaklarıdır.
İşte o gün geldiğinde, zulmün karşısında sadece sözümüz değil, gücümüz de olacaktır.
Ve o gün, adalet yeniden yeryüzünün umudu olacaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
“Banka Düzeni Fakirden Alıp Zengine Veren Bir Pompa Olmasın!” Necmettin Erbakan’ın 1991 seçimleri öncesinde TRT’deki…
NATO Komutanı Grynkewich'ten Rusya’ya Sert Uyarı: "Saldırıyı Destekleyen Her Unsuru Yok Ederiz" NATO Avrupa Müttefik…
YÖNETİM KRİZİNİN PERDE ARKASI: BÜROKRASİ Mİ YOZLAŞTI, TOPLUM MU? Siyaset bilimciler ve sosyologlar, günümüz toplumlarında…
ALMANYA’NIN GAZZE SESSİZLİĞİNE FRANKFURT’TAN TOKAT GİBİ CEVAP: PHILIPPE SANDS İSRAİL’İN ZULMÜNÜ YÜZLERİNE VURDU Uluslararası hukuk…
Azerbaycan Devlet Televizyonu: Başörtüsüne Arap ve Fars Âdeti Diyor Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması tartışılırken,…
MODERN SİYASETİN AHLAK KRİZİ: KUTSALDAN KOPAN İKTİDAR İNSANLIĞI DEĞERLER BUNALIMINA SÜRÜKLÜYOR Modern düşüncenin hayatı kompartımanlara…