
Bazı mekânlar yalnızca coğrafya değildir; hafızadır, ibrettir, ilahi uyarının yeryüzündeki suskun şahididir. Lut Gölü denilen yer de Müslüman bilinç için sıradan bir turizm alanı değildir. Kur’an’ın defalarca anlattığı Lut kavminin kıssası, insanlığın sadece geçmişte yaşanmış bir felaketi hatırlaması için değil, her çağda ahlakın, fıtratın, neslin ve toplum düzeninin nasıl bozulabileceğini görmesi için anlatılmıştır. Bugün İsrail’in bu bölgede LGBT temalı büyük bir festival düzenleme hazırlığı, yalnızca bir eğlence organizasyonu olarak okunamaz. Bu, sembolik bir tercihtir; ilahi uyarının mekânını modern haz kültürünün vitrini hâline getirme teşebbüsüdür.
Kur’an, Lut kavmini anlatırken meseleyi yalnızca bireysel bir günah olarak değil, toplumsal bir sapma, ahlaki düzenin ters yüz edilmesi ve fıtratın bozulması olarak ele alır. “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz?” buyurulur. “Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz haddi aşan bir topluluksunuz.” (A‘râf 7/80-81). Bu ayetler, meselenin sadece özel hayat tercihi olarak sunulamayacağını; toplumun değerlerini, neslin devamını, aile kurumunu ve insanın yaratılış düzenini ilgilendiren büyük bir ahlaki kırılma olduğunu gösterir.
Lut kavminin helak oluşu Kur’an’da tekrar tekrar zikredilir. Hûd 11/77-83, Hicr 15/57-77, Şuarâ 26/160-175, Neml 27/54-58, Ankebût 29/28-35 ve Kamer 54/33-39 ayetleri, bu kıssanın Müslüman zihinde geçici bir tarih bilgisi değil, diri bir uyarı olması gerektiğini ortaya koyar. Allah Teâlâ, “Andolsun, biz aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret bıraktık.” buyurur (Ankebût 29/35). İşte bugün tartışılması gereken tam da budur: İnsanlığın ibret alması için bırakılmış bir mekân, nasıl olur da ibretin tersine çevrildiği bir gösteri alanına dönüştürülür?
Bu festival, modern dünyanın ahlakı özgürlük adı altında yeniden tanımlama çabasının bir parçasıdır. Bugün “özgürlük” kavramı, çoğu zaman insanın nefsine sınır koymaması, arzusunu kutsaması ve fıtratı değiştirmesi şeklinde sunuluyor. Oysa Kur’an’a göre özgürlük, insanın hevasına köle olması değil, Allah’ın çizdiği sınırlar içinde onurlu bir hayat kurmasıdır. “Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmez.” (Rûm 30/30). Fıtrat, insanın keyfine göre eğip bükeceği bir şey değildir; Allah’ın insana yerleştirdiği asli düzendir.
İsrail’in LGBT söylemini sahiplenmesi sadece ahlaki değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir araçtır. İsrail, uzun yıllardır kendisini bölgede “modern”, “özgürlükçü”, “Batılı değerlere yakın” bir ülke olarak pazarlamaktadır. LGBT temalı organizasyonlar da bu imajın parçası hâline getirilmektedir. Böylece Filistin’de işgal, Gazze’de yıkım, çocukların ölümü, toprak gasbı, apartheid tartışmaları ve insan hakları ihlalleri; renkli festivaller, turizm kampanyaları ve “özgürlük” diliyle perdelenmeye çalışılmaktadır. Ahlaki mesele burada iki katmanlıdır: Bir yanda fıtrata aykırı olanın normalleştirilmesi, diğer yanda zulmün üzerinin “özgürlük vitrini” ile örtülmesi.
Kur’an bize yalnızca Lut kavminin fiilini değil, onların toplumsal psikolojisini de anlatır. Lut Peygamber onları uyardığında verdikleri cevap şuydu: “Lut ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!” (Neml 27/56). Bu ayet, her çağın ahlaki çöküşünde tekrar eden bir hakikati gösterir: Toplum bozulduğunda suçlu günahı işleyenler değil, temiz kalmak isteyenler ilan edilir. Bugün de benzer bir psikoloji çalışıyor. Fıtratı savunan, aileyi savunan, nesli korumayı isteyen insanlar “gerici”, “nefretçi”, “çağ dışı” diye yaftalanıyor. Böylece hakikat susturulmak, günah ise normalleştirilmek isteniyor.
Ancak Müslümanın dili de hikmetli olmak zorundadır. Biz günaha itiraz ederiz; fakat insanı aşağılamayız. Biz fıtrata aykırı ideolojilere karşı çıkarız; fakat hiçbir insanın canına, onuruna, güvenliğine saldırıyı meşru görmeyiz. İslam’ın ahlak mücadelesi linç, nefret ve şiddet diliyle değil; hakikati açık söyleyen, insanı ıslaha çağıran, toplumu bilinçlendiren bir davet diliyle yapılır. Peygamber Efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Yine “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” hadis-i şerifi, itiraz ederken bile adalet ve edep sınırını korumamız gerektiğini öğretir.
Bugün Müslüman toplumların en büyük imtihanlarından biri aile kurumunun korunmasıdır. Kur’an, insanın erkek ve kadın olarak yaratılmasını, evliliği, sükûneti, sevgiyi ve merhameti ilahi ayetlerden biri olarak sunar: “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.” (Rûm 30/21). Aile, sadece iki kişinin birlikteliği değildir; neslin, ahlakın, merhametin, sorumluluğun ve toplumsal sürekliliğin merkezidir. Bu merkez dağıtıldığında yalnız birey değil, toplum da çözülür.
LGBT ideolojisinin küresel ölçekte desteklenmesi, sadece bireysel tercih meselesi olarak okunamaz. Bu söylem; eğitim politikalarına, medya içeriklerine, çocuk kitaplarına, dizilere, dijital platformlara ve hukuk düzenlemelerine taşınarak yeni bir insan tasavvuru üretmektedir. Bu tasavvurda insan, yaratılış gayesiyle değil, arzularıyla tanımlanır. Beden emanet değil, sınırsız müdahale alanı hâline getirilir. Aile fıtri kurum olmaktan çıkarılıp değişken bir sözleşmeye indirgenir. Nesil, mahremiyet ve iffet kavramları ise eski dünyanın yükleri gibi gösterilir. Müslüman bilincin buna itirazı, nefret değil; insanı, aileyi ve toplumu koruma sorumluluğudur.
Lut Gölü’nde böyle bir festival düzenleme fikri bu yüzden semboliktir. Çünkü Kur’an’ın “ibret” dediği yere modern dünyanın “kutlama” demesi, sadece bir mekân tercihi değildir; anlamların ters yüz edilmesidir. İbretin eğlenceye, helakin turizme, uyarının gösteriye çevrilmesidir. Müslümanlar bu sembolizmi görmeli, fakat tepkiyi sadece öfkeye indirgememelidir. Öfke bilinç üretmezse dağılır gider. Bize düşen; aileyi güçlendirmek, gençlere fıtrat bilinci vermek, çocuklarımızı dijital ideolojilere karşı korumak, Kur’an kıssalarını bugünün diliyle anlatmak ve ahlaki çözülmeye karşı sağlam bir toplumsal bilinç inşa etmektir.
Kur’an kıssaları masal değildir; bugüne bakan aynalardır. Lut kıssası da bize şunu söyler: Bir toplum, Allah’ın sınırlarını hafife aldığında, hayasızlığı görünür ve örgütlü hâle getirdiğinde, temizliği suç, sapmayı özgürlük diye pazarladığında çöküş başlamıştır. Bugün Lut Gölü çevresinde yapılmak istenen şey, Müslüman bilinç açısından yalnızca bir festival değil; fıtrata karşı açılmış sembolik bir cephedir. Buna karşı verilecek cevap, kuru slogan değil; Kur’an’a dönüş, aileye sahip çıkış, nesli koruma iradesi, ahlaki cesaret ve hikmetli davettir.
Lut kavminin kıssası geçmişte kalmış bir kavmin hikâyesi değil, her çağın insanına yöneltilmiş ilahi bir sorudur. İnsan hevasını mı ilah edinecek, yoksa Rabbini mi dinleyecek? Toplum fıtratı mı koruyacak, yoksa arzuyu mu kutsayacak? Mekânlar bile ibret taşırken insan nasıl ibretsiz yaşayacak? Bugün bize düşen, Kur’an’ın uyarısını yeniden duymak ve duyurmaktır: “Rabbin zulmedici değildir.” Helak, önce taşla değil; hakikatin kalpten, hayânın toplumdan, fıtratın hayattan çekilmesiyle başlar.
DAĞILAN ÖNCELİKLERİN YENİDEN İNŞÂSI Bir Öncelik Muhasebesi: Bağ, İman ve Rızâ Ekseninde Hayatı Yeniden Kurmak…
Murat Bardakçı’dan Orhan Pamuk Hakkında Ağır İtham: "İki Romanı İntihaldir" Tarihçi ve yazar Murat Bardakçı,…
Dürzilerin Siyasal ve Toplumsal Dönüşümü (Filistin Sapanından İsrail Tüfeğine Nasıl Gelindi?) STRATEJİK DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ…
Türkiye’ye Tehdit! Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Doğu Akdeniz ve Ege’deki gerilime ilişkin dikkat çekici açıklamalarda…
BAHARIN GETİRDİKLERİ Geçen hafta gündemi belirleyen felaket haberleriyle bir hayli üzülüp endişelenmiştik. Olayın ardından 15…
YÜKSEK TANSİYON (HİPERTANSİYON): SESSİZ AMA ETKİLİ BİR TEHDİT Yüksek tansiyon, tıptaki adıyla Hipertansiyon, çoğu zaman…