
Bismillah…
Bir dostumuzun “Bu adam ne diyor?” kaydını koyarak gönderdiği Mehmet Görmez Hocamıza ait konuşmayı dinledim.
Mehmet Görmez hocamızı severim. Hocalık vakarını koruyan bir ilim adamı olarak saygı duyarım. Geçmişte neler konuşmuş ve yazmış gerçekten incelemiş değilim. Hakkında olumsuz bir şey söyleyemem.
Ama bu konuşmasına gelince…
Tevil edebilir olduğu için, onun şahsı ile ilgili olumsuz bir yargıya varmadan söyleyeceklerim var.
Konuşması itikadî bakımından sakıncalıdır, ilmî de değildir. Açıkçası böyle bir konuşmayı güzel yüzlü hocamızın imanı, ilmi ve irfanına yakıştıramadım.
Hocamızın şahsiyetinden bağımsız olarak bu vesile ile yıllar içinde yüreğimde kökleşen bir hakikati ifade etmek isterim:
Bir daha anladım ki içinde yaşadığımız laikliğin meşru gördüğü bu gayr-ı şer’î düzen, İslam’ı şeriatı ile kabul ederek meşru ve meri gören anlayışa kapalıdır. İstihdam da etmez. Dilerim Mehmet Görmez hoca A.B. ile kıyaslanamayacak ölçüde müstesnadır.
“Şer’î olan her şey meşru mudur? Soru bu. Her şer’î olan meşru mudur? Benim acizane kanaatim, her şer’î olan meşru değildir. Ama her meşru olan şer’îdir”
Hocamızın bu ifadeleri hakikaten acz ve şekk içermektedir. Bir şey şer’î olur da nasıl meşru olmaz? Birilerinin meşru gördüğü her şey nasıl şer’î olur? Bilgisi ve kudreti sınırsız olan Allah’ı eksiklikle niteleyecek böylesi bir söylemi nereye sığdıralım?
Aslında temel hatalardan biri “meşru” kelimesinin “şer’î”nin karşıtı olarak kullanılması olmuştur. Çünkü sözlük anlamıyla meşru zaten şer’î demektir.
Şimdi sormak lazım, meşru olmanın ölçüsü İslam Şerîati değilse nedir?
Akıl ve bilim dışı bir hurafe olan laiklik mi, seküler akıl mı, İslamî Vahiy ile bağlantısız demokratik çoğunluk mu?
1. Kur’ân’ın ve onun Hikmeti anlamına gelen sahih sünnetin belirlediği açık seçik hakikatler şer’îdir.
Namaz (İkame-i salât) oruç, zekât ve zekâtın fakirlerin yanı sıra müellefe-i kulûba verilebilirliği, hac, ana babaya ihsan, adalet, merhamet şer’îdir.
Şirk, kibir, ifsad, riba ve zulüm yasakları şer’îdir.
Zina edene yüz celde vurulması, hırsızın elinin kesilmesi, kocası ölen kadının dört ay on gün vefat iddeti, ölen kişiye çocukları ve eşi ile birlikte ana babasının da varis oluşu, kısas ve savaş açanlarla silahlı savaş şer’îdir.
Bunlar, üzerinde ittifak edilmiş Kur’ân’a müstenid şer’î hükümlerdir.
2. Kur’ân ve Sünnet’te apaçık olmayan ama müçtehitlerin Kur’an ve Sünnet’tendir zannıyla çıkardıkları hükümler içtihadın meşruiyeti sebebiyle şer’i görülebilir.
Bunlar yukarıda açıklanan açık Kur’ân ve Sünnet naslarına dayanan hükümler gibi değildir. İçtihadî hükümlerin bir kısmı veya bütünü meşru kabul edilmeyebilir. Bu durum nasları inkâr olmaz.
Hocamız bu ayrımı yapmadığı için meseleyle ilgili olarak verdiği kölelik ve zinacı olmayan kadının dövülebilir olması isabetli örnekler değildir.
(“Cariyeler ve Sömürülen Cinsellikleri” isimi eserimizde Kur’ân çizgisinde açıkladığımız gibi İslam’da kölelik yok, savaş esirliği vardır.
Peygamberimizin bir hadisleri ışığında beyan ettiğimiz üzere Nisa 34’de verilen Darb/dövme ruhsatı da evlilik akdinin gereklerini yapan Kanitat ve Hafizat nitelikli erdemli Salihat kadınlara değil zinacı kadınlara yöneliktir.)
Bir de Hz. Ömer’den verilen örnekler vardır ki bunlar “her şer’î olan meşru değildir” tezine delil olamazlar.
Önce şunu ifade edelim, Allah ondan razı olsun, Hz. Ömer seçkin bir sahabidir ama dinimizde başvurulabilir kaynak değildir.
Hz. Ömer Kur’ân kaynaklı müellefe-i kulûba zekât verilebilir, hırsızın elinin kesilebilir ve ehl-i kitap kadınlarla evlenilebilir olma hükümlerini şer’i ve meşru bulmuş, asla terk etmemiştir. Aksi zaten düşünülemezdi; Allah’a cehalet isnad edilmiş olurdu.
Devlet başkanı olarak o, hukukî, sosyal ve ekonomik hayatın İslam’a göre henüz bütünüyle yapılandırılamadığı dönemde, özel şartlar içinde bazı şer’î ölçüleri ilga değil tehir etmiştir; ilgili şahıslara ilişkin kişisel ve toplumsal şartlar oluşmadığı için erteleme yoluna gitmiştir.
Onun erteleyici uygulamaları meşru görülebileceği gibi görülmeyebilir de. Mesela onun mehirin sınırlandırılması ve gayri müslim fakirlere zekât verilmesi şeklindeki görüşleri, sahabiller katında genel kabul görmemiştir. Müslüman kadınlara ilginin azalmasından endişe ettiği için Ehl-i kitap kadınlarla evlenilmemesi uyarısı da itrazlara maruz kalmıştır.
Özetlersek, öyle şer’î hükümleri tasnif etmeden açık Kur’ân ve Sünnet hükümlerini içine alacak şekilde “bazı şer’î hükümler meşru değildir” demek, Allah korusun, imanı tehdid, okuyucu ve dinleyicileri idlal ve ifsad eder. Ben Mehmet Hocamızın bu konuşmasında istemeden sınırları aştığı kanaatindeyim. Herkes gibi Mehmet Görmez hocamız da hata edebilir de hatada ısrar edilmemelidir.
Maksadımız cidal değil, hocamızla yardımlaşmak olduğu için bu kadarıyla yetiniyoruz.
“Bir şer’iyet var, bir meşru’iyet var. Şer’iyet nedir, meşru’iyet nedir? Şer’iyet, herhangi bir hükmün şeriattaki varlığını ifade eder. Bir hükmün şeriattaki varlığı ise dinin temel kaynaklarında, naslarda, Kur’an’da, sünnetteki varlığını ifade eder. Bir hükmün şeriatta var olması, o hükmün bir ayette, bir hadiste var olması, onun şer’îliğini ifade eder. Yasal olan şer’îdir. Adil olan meşrudur.
Şer’î olan her şey meşru mudur? Soru bu. Her şer’î olan meşru mudur? Benim acizane kanaatim, her şer’î olan meşru değildir. Ama her meşru olan şer’îdir.
Şer’î olan, tikel naslara dayanır. Meşru olan, külli istikra yöntemiyle vardığımız büyük ilkedir. Şer’î olan yasaldır. Meşru olan adildir. Yani meşruiyet, bütün kanunların varlık sebebi olan adalete, ahlaka, fazilete uygunluktur.
Ayetlerin satır aralarından köleliği çıkarırsanız kölelik şer’îdir. Ama meşru değildir. Daha basit bir örnek vereyim: Bir iki nasın satır aralarından erkeğin karısını dövmesini şer’î bulabilirsiniz. Ama asla meşru değildir. Bir hadisin satır aralarından babanın, annenin çocuğunu dövmesini, tokatlamasını bulabilirsiniz. Ama meşru değildir.
Müellefe-i kulubun zekât verilenler arasında yer alması şer’îdir. Ama Hz. Ömer’in bunu terk etmesi meşrudur. Hırsızın cezasının kolunun kesilmesi şer’îdir. Ama Hz. Ömer’in kıtlık senesinde bunu terk etmesi meşrudur. Ehl-i kitap hanımlarıyla evlenmek ayetin sarih ifadesine göre şer’îdir. Ama İslam aile nizamının geleceğini dikkate alarak Hz. Ömer’in bunu yasaklaması meşrudur.
Dolayısıyla şer’î olanı fıkıh verir, meşru olanı usul verir. Şer’iyet fıkhın alanıdır, meşruiyet usulün alanıdır. Şer’i bir hükmün meşruiyet kazanması için katedeceği mesafeler vardır. İçinden geçeceği aşamalar vardır. O aşamalar olmazsa şer’î olan meşruiyet kesbetmez. Şer’i bir hükmün meşruiyet kesbetmesi için sadece dil bakımından bile on aşamayı aşmanız lazım. Yani bir ayetin, bir hadisin nas, yani delaleti açık anlamda “nas” adını alması için dahi büyük aşamalar vardır. Nasın bir hükme dönüşmesi için aşamalar vardır. Hükmün uygulamaya konulması için aşamalar vardır ve meşruiyet kesbetmesi için.”
Trabzonspor Kulübü Başkanı Doğandan hakemlere hata eleştirisi hakkında son gelişmeler. Trabzonspor Kulübü Başkanı Doğan, hakemlerin…
UCM Başkanı Tomoko, ABD'nin yaptırımlarına rağmen görevine devam edeceğini açıkladı. Bu durum, uluslararası hukuk ve…
Gaziantep FK, Süper Ligde yarın Göztepe'ye konuk olacak. İki takımın karşılaşması futbolseverler için büyük önem…
İsrail askerleri, yeni eğitim yılının ilk gününde Batı Şeriada 2 okula baskın düzenledi. Olay, bölgede…
Gaziantep FK, Süper Ligde yarın Göztepe'ye konuk olacak. İki takımın karşılaşması futbolseverler için büyük önem…
Trabzonspor Kulübü Başkanı Doğandan hakemlere hata eleştirisi hakkında son gelişmeler. Trabzonspor Kulübü Başkanı Doğan, hakemlerin…
View Comments
Çok muhterem Hocam Kur'an da ki kadınları dövme ile ilgili ayetin geçmişteki harekeleme ve noktalamadan kaynaklandığını, hareketsiz metin üzerinde incelendiğinde sadece bir noktadan ibaret anlam farklılığıyla oradaki tavsiyenin dövme olmadığını arapça metne sadık kalarak izah eden Ramazan Demir isimli Kur'an mutefekirinin tespitleri var. Aslında Ramazan Demirin tespitleri doğrultusunda yapılacak meal ve anlam çalışmaları genel kabul görse Mehmet Görmez hocamızında kadın dövme ile hususta bu şekilde tevil etmesine gerek kalmazdı diye acizane düşünüyorum. Selam ve dua ile.