
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, İslam dünyasında uzun yıllardır özlemi çekilen ortak güvenlik fikrini yeniden gündeme taşıdı.
Resmî açıklamalara göre anlaşma; herhangi bir ülkeyi hedef almıyor, savunma niteliği taşıyor ve “üç ülkeden birine yapılan silahlı saldırının üçüne yapılmış sayılacağı” ilkesine dayanıyor. Ayrıca savunma sanayii iş birliği, ortak caydırıcılık ve askerî koordinasyonun geliştirilmesi hedefleniyor.
Peki mesele gerçekten bu kadar basit mi?
İşte tam burada cevap bekleyen bazı sorular ortaya çıkıyor.
Anlaşmanın imzalandığı döneme bakıldığında bölge son derece kritik bir süreçten geçiyor.
ABD ile İran arasındaki gerilim devam ediyor.
İsrail-İran çatışmasının etkileri hâlâ sürüyor.
Suudi Arabistan‘ın enerji altyapısı ve kritik tesisleri son yıllarda defalarca saldırı tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Tam da böyle bir dönemde “birimize saldırı hepimize saldırıdır” ilkesinin kabul edilmesi ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Bu anlaşma gelecekte oluşabilecek bölgesel krizlerde nasıl uygulanacak?
Şu ana kadar kamuoyuna yalnızca anlaşmanın genel ilkeleri açıklandı.
Ancak tam metin yayımlanmış değil.
Dolayısıyla henüz bilinmeyen bazı kritik hususlar var:
Bu soruların cevapları bilinmeden anlaşmanın gerçek kapsamını tam olarak değerlendirmek mümkün görünmüyor.
Bugün bu anlaşmayı okumanın en az iki yolu bulunuyor.
Bu, yıllardır parçalanmış olan İslam dünyasının kendi güvenlik mekanizmasını kurma girişimidir.
ABD’ye bağımlılığı azaltmayı,
savunma sanayiini geliştirmeyi,
bölgesel caydırıcılığı artırmayı amaçlamaktadır.
Resmî açıklamalar da bu yorumu destekliyor ve anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı oluşturulmuş askerî blok olmadığını vurguluyor.
Diğer ihtimal ise tamamen farklıdır.
Anlaşma, bölgedeki mevcut krizlerin ortasında imzalandığı için, ileride yaşanabilecek bir saldırının üç ülkeyi aynı güvenlik denklemine çekme potansiyeli taşıyor olabilir.
Bu yorumun doğru olduğunu gösteren bir kanıt bulunmuyor. Ancak tam metnin açıklanmamış olması, kamuoyunda doğal olarak çeşitli soruların sorulmasına ve çeşitli yorumların yapılmasına neden oluyor.
Üç Müslüman ülkenin savunma alanında yakınlaşması, ilke olarak birçok kişi tarafından olumlu karşılanabilir.
Fakat böylesine önemli bir anlaşmada kamuoyunun bilmesi gereken temel hususlar da vardır.
Hangi şartlarda ortak savunma mekanizması devreye girecek?
Karar nasıl alınacak?
Sınırlar nerede başlayıp nerede bitecek?
Bu soruların açık şekilde cevaplandırılması, anlaşmaya duyulan güveni de artıracaktır.
Belki de tartışılması gereken asıl konu, anlaşmanın varlığı değil; uygulama esaslarının kamuoyuyla ne ölçüde paylaşıldığıdır.
Mekke Anlaşması gerçekten İslam dünyasının ortak güvenliğine yönelik tarihî bir adım olabilir.
Ancak aynı zamanda, böylesine kapsamlı bir düzenlemenin nasıl işleyeceği konusunda şeffaflığın sağlanması da en az anlaşmanın kendisi kadar önemlidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
ABD Başkanı Trump, İranın anlaşma yapmak istediğini savundu hakkında son gelişmeler. ABD Başkanı Trump, İran'ın…
İngilterenin üçte ikisi için resmen kuraklık ilan edildi. Ülke genelinde su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimi…
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kilisteki afet konutlarının görüntülerini paylaştı. Detaylar haberimizde.
Batı Akdenizden 7 ayda 1 milyar 763 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bu dönemde öne çıkan…
Gazze hükümeti: Netanyahunun açıklamaları müzakere sürecine açık bir darbedir hakkında son gelişmeler. Gazze hükümeti, Netanyahu'nun…
Intel, 15 milyar dolarlık hisse senedi arzı planlıyor. Bu adım, şirketin finansal stratejilerini güçlendirmeyi hedefliyor.
View Comments
İslâm Dünyasına ahri, zamanda zuhur edecek olan Mehd Alyhisselâm'ın geleceğine inanmayanlar belli ki, kendilerine tutunulacak dal aroyrpolar ! Ancak, kendi ülkelerinde bile adaleti ve doğrudürüst yönetimi beceremeyen bu ki,şilerin ABD hayranlığı ile biriiriyle ittifakından ümmet için olumlu bir sonuç çıkabileceğini beklemek, Mehdi Alyhisselâm'ın zuhur etemsine inanmamaktan çok daha büyük bir ayamzlıktrı diyroum.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması, dinî söylemlerle süslenmiş bir ‘koruyuculuk’ hikâyesi değil; Türkiye’nin sınır güvenliği ve uzak coğrafyalara verdiği taahhütler üzerinden ağır bir stratejik yük anlamına geliyor.
İran’ın çevrelenmesi, enerji koridorlarının korunması ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı gibi başlıklar, Ankara’yı mezhepsel çatışmaların ve küresel gerilimlerin doğrudan cephesi haline getirebilir. Bu yüzden mesele, ‘Kâbe’nin koruyuculuğu’ romantizmi değil, Türkiye’nin bağımsızlık stratejilerini zora sokabilecek jeopolitik bir denklemdir