Gündem

Mısır, Etiyopya ve Sudan Arasındaki Nil Nehri Anlaşmazlığı Derinleşiyor

Mısır, Etiyopya ve Sudan Arasındaki Nil Nehri Anlaşmazlığı Derinleşiyor

Nil Nehri üzerindeki su paylaşımı meselesi, 2026 başında yeniden bölgesel ve uluslararası gündemin önemli jeopolitik sorunlarından biri haline geldi. Sorunun merkezinde Mavi Nil üzerinde inşa edilen Grand Ethiopian Renaissance Dam (GERD / Hedasi Barajı) bulunuyor. Bu barajın açılması, taraflar arasındaki diplomatik çıkmazı çözülemez kılarken, gerilimi ciddi şekilde tırmandırdı.

Etiyopya, yaklaşık 14 yıl süren inşaatın ardından GERD’yi 2025 sonlarında tamamlayıp işletmeye açtı. Baraj, Afrika’nın en büyük hidroelektrik projesi olarak enerji üretimini artırmayı ve yoksullukla mücadelede dönüm noktası olmayı hedefliyor. Etiyopya hükümeti bunun hem kendi gelişimi hem de bölge refahı için fırsat olduğunu belirtiyor. Ancak barajın su akışını kontrol etme kapasitesi, Mısır ve Sudan için hayati riskler anlamına geliyor. Mısır, tarihsel olarak Nil’den yılda 55,5 milyar m³ su aldığını belirten eski anlaşmalara dayanarak, baraj nedeniyle bu payın düştüğünü savunuyor. Yeni talep tahminlerine göre su ihtiyacı 88,5 milyar m³’ü bulurken, mevcut paylaşımın artık sürdürülemez olduğu ileri sürülüyor. Bu durum, Kahire’nin “su güvenliği” kaygısını ulusal güvenlik meselesi statüsüne sokmuş durumda.

2026’da bir ilk olarak, Mısır resmen tazminat talebinde bulunduğunu açıkladı. Hükûmet yetkilileri, barajın su akışını azaltmasının ülkeye ekonomik zarar verdiğini belirterek, GERD’den kaynaklı kayıplar için telafi beklediklerini belirtti. Bu tür talepler, taraflar arasındaki diplomatik tonu sertleştirdi.

Kahire, Etiyopya’nın barajı tek taraflı bitirip işletmesini, “uluslararası hukuka aykırı bir hareket” olarak tanımladı ve daha önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikâyetini iletti. Etiyopya ise tersine, 1929 ve 1959 anlaşmalarını “kolonyal döneme ait” olarak reddediyor ve yeni bir paylaşım istediğini ifade ediyor. Bu anlaşmaların hukuki geçerliliği üzerindeki ihtilaf, müzakereleri daha da karmaşık hale getiriyor.

Sudan, başta Mısır ile benzer endişeleri paylaşıyor ve kontrolsüz su boşaltımlarının altyapı ve tarımı zorlayabileceğini öne sürüyor. Ancak Hartum, aynı zamanda barajdan su düzenleme ve tarım için yarar sağlama potansiyeli olduğunu da ifade ediyor. Bu ikili konum Sudan’ı sürecin hassas aktörlerinden biri yapıyor. Ayrıca Mısır ve Sudan, bu anlaşmazlığın yalnızca üç taraflı olması gerektiğini savunup diğer Nil havzası ülkelerinin sürece dahil edilmesine karşı çıkıyorlar.

Mısır’da kişi başına düşen su miktarı dünya ortalamalarının oldukça altında ve barajın etkileri bu durumu daha da baskı altına alıyor. Mısır’a bağlı su seviyesindeki değişimler, tarımsal üretim ve hidroelektrik santrallerin verimini etkileyebilir. Sudan’dan gelen veriler, kontrolsüz su boşaltımının sele yol açtığını gösteriyor. Sudan ve Mısır, anlaşmazlığın bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunurken, Etiyopya’nın hızlı ekonomik büyüme hedefleri bu kaygıları artırıyor.

Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump, Nil suyu krizinde diplomasi kanallarını yeniden açmak istediğini açıklayan mektubunu Kahire’ye gönderdi. Trump hem Mısır hem de Etiyopya liderleriyle konuştuğunu ve taraflar arasında bir ilerleme sağlayabileceğini düşündüğünü belirtti. Mısır ve Sudan, Trump’ın teklifini memnuniyetle karşıladığını açıklarken, bu girişimi “sürecin yeniden rayına oturması için bir fırsat” olarak değerlendirdiler. Etiyopya’dan ise kamuoyuna yansıyan resmi bir yanıt henüz gelmedi. Addis Ababa tarafı bu tür uluslararası arabuluculuk tekliflerini dikkatle değerlendirmeye devam ediyor.

Sonuç olarak, Nil suyu paylaşım krizi, artık yalnızca bir hidroelektrik projesi tartışması olmaktan çıkmış durumda. Su güvenliği, ekonomik çıkarlar ve uluslararası hukuk boyutlarıyla karmaşıklaşan bu kriz, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Mısır ve Sudan, bağlayıcı bir anlaşma talep ederken, Etiyopya, barajı kendi egemenlik ve kalkınma hakkı olarak görüyor. Uluslararası aktörler ise arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Her üç tarafın da tutumu, krizin insani, ekonomik ve stratejik boyutlarının çözümünü zorlaştırıyor. Ancak diplomasi kanallarının yeniden açılması bir umut ışığı yaratırken, sürecin ilerlemesi için yalnızca siyasi irade değil, aynı zamanda hukuki ve teknik mutabakatın sağlanması gerekiyor.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Rusya Dışişleri: Savaş Petrol için Çıkartıldı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Körfez’deki savaş, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün kontrolü için çıkarıldı. Rusya…

2 saat ago
  • Gündem

Tahran’da: Cuma Namazında Yaşasın Türkiye Sesleri

Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri   TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…

4 saat ago
  • Gündem

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…

4 saat ago
  • Gündem

Papa XIV. Leo’dan, Trump’a Sert Mesaj

Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…

5 saat ago
  • Gündem

YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ

‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…

6 saat ago
  • Makale

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!”

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…

7 saat ago