
Bir siyasi lideri, bir devlet adamını veya tarihe mal olmuş bir şahsiyeti tanımanın en sağlıklı yollarından biri, onu başkalarının anlattıklarından değil, kendi sözlerinden dinlemektir.
Peki Mustafa Kemal’i ne kadar kendi sözlerinden tanıyoruz?
Son dönemde gündeme gelen bir video, işte bu soruyu oldukça sert biçimde ortaya koyuyor. Videoda, Mustafa Kemal’in neden daha uzun süreli ses ve görüntü kayıtlarının bulunmadığı, varsa bunların neden bütün halinde kamuoyuna sunulmadığı ve bazı kayıtların neden yıllar sonra “yeni ortaya çıkmış” gibi gündeme geldiği sorgulanıyor.
Ortada gerçekten cevaplanması gereken bir mesele vardır:
Mustafa Kemal’in hayatının ve siyasi faaliyetlerinin tamamını kendi sesinden ve görüntüsünden takip edebiliyor muyuz?
Mustafa Kemal, Milli Mücadele’den Cumhuriyet’in kuruluşuna, devlet yönetiminden dış politikaya kadar son derece yoğun bir siyasi hayat yaşamıştır. Meclis konuşmaları, gazetecilerle temasları, yabancı devlet adamları ve diplomatlarla görüşmeleri, yurt içi gezileri, törenler ve çeşitli toplantılar düşünüldüğünde, bugün kamuoyunun erişebildiği ses ve görüntü kayıtlarının bu hayatın tamamını ne ölçüde yansıttığı sorusu önemlidir.
Burada mesele yalnızca “video var mı, yok mu?” değildir.
Mesele aynı zamanda arşivlerin ne kadarının kamuoyuna açık olduğu meselesidir.
Diyelim ki bir konuşma yıllardır bir arşivde bulunuyor. Eğer bu kayıt kamuoyuna ancak onlarca yıl sonra sunuluyorsa insanın aklına şu soru gelir:
Neden daha önce yayınlanmadı?
Kayıtların saklanmasının hukuki, teknik veya arşivcilikle ilgili bir sebebi olabilir. Kayıtların bulunması, tasnif edilmesi, doğrulanması veya dijital ortama aktarılması zaman almış da olabilir.
Fakat bütün bunların kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde anlatılması gerekir.
Çünkü tarih, yalnızca belirli kişilerin veya kurumların anlattığı şekliyle öğrenilecek bir alan değildir.
Hele konu siyasi tarih olduğunda, birincil kaynakların önemi çok daha büyüktür.
Bugün Stalin’in, Lenin’in, Churchill’in, Mussolini’nin ve daha birçok tarihî şahsiyetin farklı dönemlere ait konuşmalarına ulaşabiliyoruz. Elbette bu liderlerin dönemleri, ülkeleri ve teknik imkânları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla doğrudan bir karşılaştırma yapmak her zaman doğru olmayabilir.
Ancak şu soru yine de sorulabilir:
Mustafa Kemal’in de mümkün olan bütün ses, görüntü, röportaj ve konuşma kayıtları neden tek bir kapsamlı arşiv içerisinde toplumun erişimine sunulmuyor?
Bu sorunun cevabı, tartışmanın önünü açabilir.
Çünkü bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız, yalnızca onun hakkında yazılmış kitapları okumak yetmez. Kendi cümlelerini, kendi sesini, olaylara verdiği tepkileri ve farklı dönemlerde yaptığı açıklamaları da görmek istersiniz.
Üstelik bu durum Mustafa Kemal için olduğu kadar, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki bütün önemli şahsiyetler için geçerlidir.
Burada bir başka önemli nokta daha var.
Bir kaydın internette bulunmaması, o kaydın hiç var olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir kaydın “arşivlerden çıktı” denilerek kamuoyuna sunulması da onun otomatik olarak tartışmasız doğru olduğu anlamına gelmez.
Yapılması gereken bellidir:
Kayıtların tamamı ortaya konulmalı, kaynakları açıklanmalı, tarihleri belirlenmeli ve uzmanlar tarafından incelenmelidir.
Eksik veya kesilmiş kayıtlar varsa, mümkünse orijinal ve bütün kayıtlar da araştırmacıların erişimine açılmalıdır.
Böylece insanlar Mustafa Kemal hakkında yalnızca kendilerine sunulan seçilmiş konuşmaları değil, ulaşılabilen bütün birincil kaynakları görme imkânına sahip olabilir.
Asıl mesele de zaten burada düğümleniyor.
Mustafa Kemal’i eleştirmek veya savunmak başka bir meseledir.
Mustafa Kemal’i kendi sözlerinden tanımak ise bambaşka bir meseledir.
Bir toplum, tarihî şahsiyetlerini putlaştırarak da şeytanlaştırarak da sağlıklı biçimde anlayamaz.
Onları belgeleriyle tanımalıdır.
Söyledikleriyle, yazdıklarıyla, yaptıklarıyla ve dönemlerinin şartları içerisindeki kararlarıyla…
Eğer gerçekten elimizde kamuoyuna açık olmayan daha fazla ses ve görüntü kaydı varsa, bunların ortaya çıkarılması tarihimize zarar vermez.
Tam tersine, tarihimize olan güveni artırır.
Çünkü gerçeklerden korkmayan bir toplumun arşivlerinden de korkmaması gerekir.
Bu nedenle videoda dile getirilen eleştirinin en önemli tarafı belki de “kayıt yok” iddiası değil, şu sorudur:
Mustafa Kemal’i gerçekten kendi sesinden, kendi sözlerinden ve mümkün olduğunca bütünlüklü biçimde tanıyabiliyor muyuz?
Eğer cevap “evet” ise, o zaman mevcut bütün kayıtların kapsamlı biçimde ortaya konulması bu tartışmayı büyük ölçüde bitirecektir.
Eğer cevap “hayır” ise, yapılması gereken bellidir:
Arşivler daha fazla açılmalı, kayıtlar gün yüzüne çıkarılmalı ve tarih, tartışılmaz kabuller üzerinden değil, belgeler üzerinden konuşulmalıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
ALİYEV REJİMİ: OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜNE YASAK GETİRDİ “Gardaşlık” maskesi arkasına saklanan İlham Aliyev yönetimi, İslam’a ve…
Borsa Vurgunu İddialarına Sert Tepki: Hesabı Mutlaka Sorulmalı Gazeteci-yazar Ersin Çelik, borsa ve yatırım fonlarındaki…
GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer Vefat Etti. Ömrünü Helal Gıda Davasına Adadı Türkiye’de helal gıda…
Tunus’ta Gazze dayanışmasına polis baskını: 15 kişi gözaltında Tunus’ta Gazze’ye yardım götürmeyi amaçlayan Sumud Filosu’nun…
Okullara Turnike Koyduk, Peki Güvenimizi Nereye Koyduk? Okullarda yaşanan son olaylar, hepimizin yüreğini burktu. Ardından…
USS Abraham Lincoln Görev Grubunda Sekiz İntihar Girişimi ABD Donanması, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin…