Öğrenci Andı Meselesinde Hükumet de Yanlışta, Danıştay da…

Şöyle merak edip şu Öğrenci Andı’nın tarihçesine bir baktım. Hani hep yönümüzü döndüğümüz Batı toplumlarında emsali var mı diye küçük bir tahkikat yaptım. Sizlerle de paylaşayım.

Henüz Atatürk hayatta iken göreve gelen Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Reşit Galip’in, ant metnini bizzat hazırladığı belirtiliyor kaynaklarda. (Bu bakanın ezanın Türkçe okunmasını sağlayan ekibin de başı olduğunu öğreniyoruz araştırmamız sırasında.) 1933’ten 2013 senesine kadar metne ilaveler yapılmışsa da, her sabah ilkokullarda okutuldu bu ant. Kimisi çok şoven-militarist buluyor bu metni, kimisi de “ne var canım bunda” nazarıyla bakıyor. Bahis üzerindeki siyasi polemikleri bir kenara bırakıp, mantık, pedagoji, hukuk ve tarih perspektifinden meseleyi ele alalım.

İnsan karakterinin, ahlak ve maneviyat hassasiyetlerinin, algıların ve motivasyonların daha ana karnında oluşmaya başladığı artık ilmi bir hakikat. O sebeple ilkokul öğrencilerine tüm canlıları, çevreyi, insanı, toplumu, milleti, ülkeyi, devleti sevdiren ve bunlar uğruna ahlak ve dürüstlük dairesinde çalışmaya motive eden bir yemin ettirilmesinde bir beis görmüyorum. Bugün çok uzun zamandan beri Amerika’da, Japonya’da, Fransa’da ve daha birçok ülkede bir motivasyon sembolü olarak buna benzer antlar çocuklara okutulmakta. Hatta Japonya’da ilkokul talebelerine atom bombasının atıldığı yerler gezdirilerek kalıntıları gösterilmekte. Bizim ülkemizde de muhtevası elden geçirilerek pekala ant okutulmaya devam edilebilir. Nasıl ki geçmişte bu andın içeriğinde zaman zaman değişiklikler yapılmışsa, ilmi bir heyet toplanıp günümüz insan hakları anlayışına, çevre hassasiyetine, vatan-millet algısına uygun yeni bir metin oluşturabilir. Nasıl ki trafik kazaları oluyor diye ülkede otomobili yasaklamıyoruz, aksine trafik kazalarının olmaması için düzenlemeler yapıyoruz, bunun gibi taze dimağlara insan, çevre, vatan, millet, devlet sevgisi aşılar mahiyette bir ant hazırlanıp okutulabilir. Mantık, pedagoji, hukuk ve tarih bunu gerektirdiği gibi, üzerinde fırtınalar kopartılan bu hususta toplumsal konsensüs de bu şekilde sağlanmış olur.

Bu gibi semboller basit detaylar gibi görünse de küçük dimağlarda mühim yer eder. Bizler çocuklarımızın asker gibi yetişmesinden değil, bilakis vatan, millet, insan, toplum, ahlak ve maneviyat gibi bizi biz eden kavramlara kayıtsız kalmasından korkmalıyız. Bu kavramları hatırlatan ne kadar sembol varsa bunlara sıkı sıkıya sarılmalıyız. O sebeple ant metninin günümüz şartlarına uyarlanarak okutulmaya devam etmesi yerine kökten kaldırılmasını doğru bulmuyorum.

Öte yandan Danıştay’ın kararına gelecek olursak… Bilindiği üzere Danıştay da tıpkı Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Sayıştay gibi üst mahkemelerden biridir. Kanunla çizilmiş sınırlar dahilinde yürütme organının eylem ve işlemleri kendi önüne dava olarak geldiğinde, bu davaları karara bağlar. Eğer yürütme organının eylem ve işlemleri hukuka uygunsa davayı reddeder, yürütme organı o eylem ve işlemi icra etmeye devam eder. Fakat yürütmenin davalık olan eylem ve işlemleri Anayasaya, kanuna, tüzüğe, yönetmeliğe, kısacası hukuka aykırı ise yürütmenin işlemini iptal eder. Artık yürütme organı (hükumet-idare) o işlemi devam ettiremez.

Fakat gerek Anayasamızın 125/4. maddesinde ve gerekse 2577 sayılı İdari yargılama Usul Kanunu’nun 2. maddesinde, Danıştay ve alt mahkemelerin yetkileri sadece hukuka uygunluk denetimi yapmakla sınırlandırılmıştır. Yani yargı, adeta yürütmenin (hükumetin-idarenin) yerine geçmiş gibi karar veremez. Bu ant meselesinde Danıştay maalesef bu ilkeyi ihlal edercesine, adeta hükumetin yerine geçer gibi karar vermiştir. Zira bir ülkenin ilkokullarında ant okutulup okutulmayacağı, okutulacak ise içeriğinin ne olacağı hususu, hükumet etme işine münhasır tamamen politik bir tercihtir. Bu hususu münhasıran yürütmeyi elinde bulunduran hükumet düzenlemelidir. O sebeple Danıştay önüne gelen bu hususta, aynı bu gerekçe ile, yani bu husus münhasıran hükumet etme işinin bir gereği olduğundan, Devletin eğitim politikasına dair bir takdir ve tercih olduğundan, dava şartı yokluğundan, ilk incelemede davayı reddetmeliydi.

Yargısal süreç henüz tamamlanmış değil. Zira Danıştay’ın ilgili dairesi tarafından verilen bu karar, bir de temyizen bir üst kurulda incelenecek. Umarız işin yargıya bakan yönünde özel dairenin yapmış olduğu bu hukuki yanlıştan temyiz aşamasında dönülür, yargının bu hususu inceleme yetkisi yoktur diye bir karar çıkar da hükumet kanadı bu meseleyi dediğimiz hassasiyetlere uygun olarak yeniden ele alır.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Recent Posts

  • Genel

Şiilere Ait Merkez Boşaltılıyor

İslam Emirliği Yönetimi Şiilere Ait Merkezin Boşaltılmasını İstedi Afganistan İslam Emirliği yönetimi, Şii topluluğuna ait…

1 saat ago
  • TEKNOLOJİ

Mahfi Eğilmez’den OVP yorumu: Kur hedefi ile deflatör neden zorlanıyor?

Mahfi Eğilmez, OVP tahminlerini önceki yıllara göre daha gerçekçi bulduğunu söyledi; ancak kur hedefi ile…

1 saat ago
  • Genel

Milanı Konuk Eden Juventus Puanı 90+2’de Kaptı!

Milanı konuk eden Juventus puanı 90+2de kaptı hakkında son gelişmeler. Milanı konuk eden Juventus, maçı…

2 saat ago
  • Genel

Trump’ın Elçileri Moskova Temaslarının Ardından İlk Kez Kiev’de

Trump'ın elçileri Moskova temaslarının ardından ilk kez Kiev'de hakkında son gelişmeler. Trump'ın elçileri, Moskova temaslarının…

2 saat ago
  • Genel

Her gün 30 gram fazla tüketenler dikkat: Kanser riski artıyor

Her gün 30 gram fazla tüketenler dikkat hakkında son gelişmeler. Besin tüketiminde aşırılık, sağlık açısından…

2 saat ago
  • Genel

Amedspor, 2-0 geriye düştüğü maçtan puanla ayrıldı

Amedspor, 2-0 geriye düştüğü maçtan puanla ayrıldı hakkında son gelişmeler. Amedspor, 2-0 geriye düştüğü bir…

3 saat ago