Genel

ORTADOĞU NEREYE GİDİYOR?

ORTADOĞU NEREYE GİDİYOR?

Gazze’den bölgesel savaşa: Yeni düzen mi kuruluyor?

7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğündeki saldırıyla başlayan ve ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik geniş çaplı askerî harekâtına dönüşen savaş üçüncü yılını doldururken, Ortadoğu artık 2023 öncesindeki Ortadoğu değildir. Gazze’de başlayan çatışma zaman içerisinde Lübnan’a, Suriye’ye, İran’a, Yemen’e, Kızıldeniz’e ve Basra Körfezi’ne yayıldı. Bugün yaşananları yalnızca “Gazze savaşı” olarak okumak bu nedenle yetersiz kalıyor. Karşımızda Filistin meselesinin, İsrail’in güvenlik stratejisinin, İran’ın bölgesel nüfuzunun, Amerikan askerî varlığının, Körfez ülkelerinin güvenlik arayışlarının ve dünya enerji yollarının birbirine bağlandığı çok daha geniş bir mücadele bulunuyor.

GAZZE’DE SAVAŞ BİTMEDİ, ŞEKİL DEĞİŞTİ

10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ABD destekli planın ilk aşaması, büyük çaplı çatışmaların durmasını, İsrailli rehinelerin ve yüzlerce Filistinli tutuklu ve mahkûmun serbest bırakılmasını ve insani yardımların artmasını sağladı. Ancak anlaşmanın esas siyasi ve askerî meseleleri çözülemedi. Reuters’ın 6 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesine göre İsrail bugün Gazze’nin yaklaşık üçte ikisini fiilen kontrol ediyor. Ateşkesten bu yana Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1.400’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. İsrail saldırılarını Hamas’ın yeniden silahlanmasını ve saldırı hazırlıklarını engellemek amacıyla yaptığını savunurken Hamas bu suçlamaları reddediyor.

Asıl düğüm ise Gazze’nin geleceğinin kimin tarafından ve hangi şartlarla yönetileceği konusunda ortaya çıkıyor. ABD planında Hamas’ın silahlarını bırakması, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi, uluslararası bir istikrar gücünün Gazze’ye konuşlandırılması ve Filistinli teknokratlardan oluşan yeni bir yönetimin idareyi devralması öngörülüyor. Yaklaşık 20 bin kişilik olması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü henüz kurulabilmiş değil. Hamas silahların ABD destekli Filistinli teknokrat yönetime devredilmesi yönünde bir formüle yaklaşmış görünürken İsrail bunun yeterli olmadığını ve tam silahsızlanma gerçekleşmeden çekilmeyeceğini söylüyor.

Dolayısıyla Gazze’deki esas mücadele artık yalnızca “kim savaşacak?” sorusu değildir. Doğru soru şudur:

Gazze’yi savaş sonrasında kim yönetecek, güvenliği kim sağlayacak, İsrail nereden çekilecek ve Filistinlilerin siyasi geleceğini kim belirleyecek?

GAZZE’NİN COĞRAFYASI DA DEĞİŞİYOR

Sahadaki en önemli gelişmelerden biri İsrail’in kontrol ettiği alanın genişlemesidir. İlk ateşkes düzenlemesindeki “sarı hat”, Gazze’nin yaklaşık yüzde 53’ünü İsrail kontrolünde bırakıyordu. Reuters’a göre İsrail’in fiilî kontrol alanı daha sonra yaklaşık üçte ikiye yükseldi. Yaklaşık iki milyon Filistinli giderek daralan bir kıyı bölgesine sıkışmış durumda.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnız askerî saldırıları değil, haritanın nasıl şekillendiğini izlemek gerekiyor.

Çünkü geçici güvenlik bölgelerinin zaman içerisinde kalıcı bir coğrafi düzene dönüşmesi ihtimali, Filistin meselesinin geleceğini doğrudan etkileyebilir.

Gazze’nin yeniden inşası da başka bir mücadele alanıdır. Eylül ayında açıklanan ilk yeniden imar programı 2,45 milyar dolar düzeyindeyken, AB ve BM değerlendirmesine göre Gazze’nin önümüzdeki on yıldaki toparlanma ve yeniden yapılanma ihtiyacı yaklaşık 71,4 milyar dolar. Yani bugün açıklanan finansman, ihtiyaç duyulan miktarın çok küçük bir bölümüdür.

BM’nin son raporu da durumun ağırlığını ortaya koyuyor. Gazze’de yüz binlerce insan sel riski taşıyan kamplarda veya güvenli olmayan yapılarda yaşıyor; sağlık sistemi ağır durumda ve finansman eksikliği nedeniyle ekim ayından itibaren gıda yardımlarının azaltılması riski bulunuyor.

İSRAİL’İN STRATEJİSİNDEKİ DEĞİŞİM

Burada Gazze’den daha geniş bir gelişme dikkat çekiyor.

İsrail 7 Ekim sonrasında sınırlarının hemen ötesinde kendisine tehdit oluşturabilecek silahlı yapıların bulunmasına artık eskisi gibi tahammül etmeyeceğini ilan eden bir güvenlik anlayışına yöneldi. Bunun sonucu Gazze ile sınırlı kalmadı.

Güney Lübnan’da yaklaşık 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturuldu. Reuters’ın aktardığına göre İsrail yönetimi bunu Gazze ve Suriye’de oluşturulan güvenlik kuşaklarıyla aynı stratejik değişimin parçası olarak görüyor. İsrail bunu sınır güvenliği açısından savunurken Lübnan açısından mesele egemenlik ve işgal sorunu olarak görülüyor. İsrail içindeki bazı eski askerler dahi bunun 1980’ler ve 1990’lardaki Güney Lübnan deneyiminin tekrarlanması tehlikesine dikkat çekiyor.

Böylece yeni İsrail güvenlik doktrininin ana çizgisi daha belirgin hale geliyor:

Tehdidi sınırda karşılamak yerine sınırın ötesinde güvenlik alanları oluşturmak.

Gazze, Lübnan ve Suriye birlikte okunduğunda bu eğilim önem kazanıyor.

SAVAŞIN MERKEZİ ARTIK İRAN

2026’nın en büyük kırılması ise ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaş oldu. Yaklaşık yedi aydır devam eden çatışma artık yalnız İsrail-İran hesaplaşması değildir. ABD doğrudan savaşın tarafıdır ve İran da Amerikan üsleri, bölgesel enerji altyapısı ve deniz ulaşım yolları üzerinden karşılık verme kapasitesini kullanmaktadır.

İran’ın stratejisi burada dikkat çekicidir. Tahran Amerikan askerî gücüyle doğrudan ve simetrik bir savaş kazanamayacağını bildiğinden, çatışmanın maliyetini coğrafi olarak genişletmeye çalışıyor. Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz, enerji tesisleri, tanker trafiği ve bölgedeki Amerikan üsleri bu stratejinin parçaları haline geldi. Reuters’ın görüştüğü uzman ve Körfez kaynakları bunu, İran’ın Washington’u taviz vermeye zorlamak için çatışmanın ekonomik maliyetini artırmaya çalıştığı “kontrollü tırmandırma” stratejisi olarak değerlendiriyor.

Sonuç artık dünya ekonomisine ulaşıyor.

Savaş öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Savaş ve saldırılar petrol sevkiyatını bozdu; İran petrol ihracatı durdu ve tankerler saldırılara maruz kaldı. Körfez ülkeleri alternatif yollar geliştirerek ihracatı toparlamaya çalışıyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresi, savaşın etkileri nedeniyle 2026 son çeyreği için Brent petrol tahminini yaklaşık 105 dolar seviyesine yükseltti.

Bu nedenle Ortadoğu savaşı artık yalnız bölgesel bir güvenlik meselesi değildir. Enerji, ticaret, deniz ulaşımı ve küresel ekonomi savaşın parçalarıdır.

YEMEN CEPHESİ NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?

Son günlerin en tehlikeli gelişmelerinden biri Yemen’de yaşanıyor.

Suudi Arabistan destekli ve uluslararası alanda tanınan Yemen yönetimi, 4 Ekim’de Husilerin kontrol ettiği bölgeleri geri almak amacıyla büyük bir askerî operasyon başlattığını açıkladı. Çatışmalar stratejik Babülmendep hattına kadar ulaştı. Buna karşılık Husiler 5 Ekim’de Suudi Arabistan’ın Cizan ve Necran havalimanlarını hedef aldı.

Babülmendep sıradan bir boğaz değildir. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu geçiş, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa-Asya ticaretinin ana damarlarından biridir.

Dolayısıyla Hürmüz ile Babülmendep aynı anda istikrarsızlaşırsa dünyanın en önemli iki enerji ve ticaret geçişi aynı bölgesel savaşın etkisine girmiş olur.

Bu, önümüzdeki dönemin en büyük risklerinden biridir.

PEKİ ASIL PLAN NE?

Burada “tek bir gizli plan var” demek doğru olmaz. Bölgede birbiriyle çatışan birkaç farklı strateji bulunmaktadır.

İsrail açısından temel hedef, 7 Ekim öncesindeki güvenlik düzenine dönmemek; Gazze’de Hamas’ın, Lübnan’da Hizbullah’ın ve daha geniş bölgede İran’ın İsrail sınırlarına yakın askerî kapasitesini mümkün olduğunca geriletmek ve sınırlarının ötesinde güvenlik kuşakları oluşturmaktır.

ABD açısından Gazze’de Hamas’ın silahlı yönetiminin sona erdirildiği, uluslararası destekli Filistinli teknokratların yönetime geldiği ve İsrail’in güvenlik kaygılarının yeni bir bölgesel düzen içerisinde kontrol altına alındığı bir model öne çıkıyor. Bunun için “Board of Peace”, Filistinli teknokrat yönetimi ve uluslararası istikrar gücü öngörülüyor. Fakat bu yapının sahaya tam olarak yerleşmesi henüz mümkün olmadı.

İran açısından mesele kendi stratejik kuşatılmasını engellemek ve ABD-İsrail baskısının maliyetini bölge ve dünya ekonomisi açısından yükseltmektir. Hürmüz ve diğer stratejik geçişler bu nedenle Tahran’ın pazarlık gücünün parçaları haline geliyor.

Körfez ülkeleri açısından ise yeni bir soru doğuyor: Amerika gerçekten bölgenin güvenliğini garanti edebiliyor mu? Reuters’ın son analizine göre Körfez başkentlerinde Amerikan güvenlik şemsiyesine ilişkin ciddi sorgulamalar ortaya çıkmış durumda. Katar, İran’ı da kapsayabilecek bölgesel bir güvenlik sistemi önerirken Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında yeni güvenlik düzenlemeleri tartışılıyor. Bunların henüz tam kurulmuş yeni bir düzen olduğunu söylemek mümkün değil; fakat bölgenin Amerikan merkezli eski güvenlik mimarisini sorgulamaya başladığı açıktır.

BATI ŞERİA’YI UNUTMAMAK GEREKİYOR

Gazze ve İran savaşı gündemi kaplarken Batı Şeria’da başka bir süreç ilerliyor.

BM, yerleşim genişlemesi, Filistinlilerin yerlerinden edilmesi, hareket kısıtlamaları ve yerleşimci şiddetinin Filistin devletinin yaşayabilirliğini giderek aşındırdığı uyarısında bulunuyor. Aynı zamanda Filistin Yönetimi ciddi mali ve kurumsal kriz içerisinde.

Bu nedenle Filistin meselesinin geleceği yalnız Gazze üzerinden okunamaz.

Gazze’nin askerî ve siyasi kontrolü ile Batı Şeria’nın coğrafi dönüşümü birlikte değerlendirilmelidir.

BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?

Mevcut veriler kesin bir gelecek tahminine izin vermiyor; fakat birkaç ana ihtimal belirginleşiyor.

Birinci ihtimal, uzun süreli kontrollü savaş modelidir. Hiçbir taraf kesin zafer kazanamaz; fakat hiçbir taraf tamamen geri çekilmez. Gazze’de düşük yoğunluklu saldırılar, Lübnan’da tampon bölge, İran-Amerika arasında dönemsel saldırılar ve Yemen-Kızıldeniz hattında çatışmalar devam eder. Bugünkü tablo en fazla bu modele benzemektedir.

İkinci ihtimal, Gazze’de uluslararası gücün ve Filistinli teknokrat yönetimin sahaya girmesiyle kademeli İsrail çekilmesidir. Ancak bunun gerçekleşmesi Hamas’ın silahları, İsrail’in çekilme şartları ve uluslararası gücün yetkileri konusunda anlaşma gerektiriyor. Bugün bu başlıkların hiçbiri tam çözülmüş değildir.

Üçüncü ve daha tehlikeli ihtimal, İran savaşının yeniden genişlemesidir. İran, ABD veya İsrail’in karşılıklı olarak büyük ölçekli saldırılara dönmesi; Hürmüz, Körfez ülkeleri, Amerikan üsleri ve enerji altyapısını yeniden büyük savaşın merkezine çekebilir.

Dördüncü ihtimal ise bölgenin yeni ittifaklar üretmesidir. Körfez ülkelerinin yalnız Washington’a dayanmayan; Türkiye, Pakistan, Avrupa ülkeleri ve belki ilerleyen aşamada Çin’i de hesaba katan daha çok kutuplu güvenlik arayışlarına yönelmesi Ortadoğu’daki güç dengesini uzun vadede değiştirebilir. Fakat bunun henüz tamamlanmış bir düzen değil, arayış olduğunu vurgulamak gerekir.

GAZZE SAVAŞIN BAŞLANGICIYDI, MESELE ARTIK BÖLGENİN GELECEĞİ

7 Ekim 2023’ten üç yıl sonra geldiğimiz yerde Gazze hâlâ meselenin ahlaki ve siyasi merkezidir; fakat savaşın coğrafyası Gazze’nin çok ötesine geçmiştir.

Gazze’de kimin yöneteceği tartışılıyor.

Batı Şeria’da Filistin coğrafyasının geleceği tartışılıyor.

Lübnan ve Suriye’de İsrail’in güvenlik kuşakları oluşuyor.

İran ile ABD-İsrail arasında doğrudan savaş yaşanıyor.

Yemen yeniden büyük bir cepheye dönüşüyor.

Hürmüz ve Babülmendep dünya ekonomisinin kırılgan noktaları haline geliyor.

Körfez ülkeleri ise eski Amerikan güvenlik sisteminin yerine ne konulabileceğini sorgulamaya başlıyor.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan en önemli sonuç şudur:

Ortadoğu’da yalnız bir savaş yürütülmüyor; savaşın ardından kurulacak düzen için de mücadele ediliyor.

Asıl soru, bu yeni düzenin kimin iradesiyle kurulacağıdır.

Filistinlilerin kendi toprakları ve gelecekleri üzerindeki iradesinin esas alındığı adil bir düzen mi kurulacak; yoksa Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar sınırların, güvenlik alanlarının ve güç dengelerinin güçlü devletlerin askerî kapasitesine göre yeniden belirlendiği yeni bir Ortadoğu mu ortaya çıkacak?

Önümüzdeki dönemde yalnız bombaların nereye düştüğüne değil, askerlerin nerede kalıcılaştığına, hangi güvenlik anlaşmalarının imzalandığına, Gazze’nin yönetiminin kime bırakıldığına, Filistinlilerin hangi topraklara dönebildiğine ve bölge ülkelerinin hangi yeni ittifakları kurduğuna bakmak gerekecek.

Çünkü savaşların gerçek sonucu yalnız cephede değil, savaş bittikten sonra kurulan düzende ortaya çıkar.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Genel

Angelina Jolie’den Gazze İçin Vicdan Çağrısı

Angelina Jolie’den Gazze İçin Vicdan Çağrısı: "Yıkım Ortada, Önemli Olan İhtiyaçların Karşılanması" Dünyaca ünlü sinema…

49 dakika ago
  • Genel

Ödemelerde Öncelik Küçük Yatırımcılara Verilecek

Cevdet Yılmaz'dan Fon Sürecinde Yol Haritası: Ödemelerde Öncelik Küçük Yatırımcılara ve PPF'lere Verilecek Cumhurbaşkanı Yardımcısı…

3 saat ago
  • Gündem

TÜRKMEN DAĞI UNUTULACAK BİR COĞRAFYA DEĞİLDİR!

TÜRKMEN DAĞI UNUTULACAK BİR COĞRAFYA DEĞİLDİR! Bazen insanın söyleyecek çok sözü olur… Ama gördükleri karşısında…

4 saat ago
  • Gündem

Ayşe Kaddafi, Libya Liderliği Anketinde Birinci Oldu

Kaddafi’nin Kızı Ayşe Kaddafi, Libya Liderliği Anketinde Birinci Oldu Ayşe Kaddafi, Libya’yı yönetmek için “en…

5 saat ago
  • Genel

BATININ SOYKIRIMLARI

BATININ SOYKIRIMLARI Bakara Suresi 190. ayette, Müslümanlara savaşta asla aşırıya gidilmemesi gerektiği, savaşları izleyen vahşeti,…

5 saat ago
  • Genel

Öcalan’a Villa İddiasına Yanıt

Bakırhan’dan “Öcalan’a villa” iddiasına yanıt: Cezaevi içerisinde iyileştirmeler yapıldı DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer…

5 saat ago