
Giriş
Bugün Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da masum öğrencilerin katledilmesi, Tunceli Valisinin oğlunun işlediği cinayette ortaya çıkan örtbas teşebbüslerinin doğurduğu infial; sıradan bir asayiş hadisesi değildir. Bu fecaatler; aile müessesesinin sarsılması, körpe dimağların canavara dönüşmesi ve merhamet duygusunun körelmesinin dışa vurumudur.
Bir asrı aşkın süredir devam eden medeniyet değiştirme teşebbüsünün, kökünden koparılmış bir cemiyetin ruhî ve ahlakî buhranının acı meyvesidir.
Tâhâ Suresi 124. âyette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir hayat vardır.” [1]
Bu ilahî hüküm, bugün cemiyet planında bir cinnet hâli olarak tecelli etmektedir.
Osmanlı Cihan Devletini Yıkıma Sürükleyen Batı Hayranlığının Başlangıcı ve Seyri
Osmanlı’nın son asırlarında harp meydanlarındaki mağlubiyetler, teknik yetersizlik olarak değerlendirilmiş; fakat bu eksiklik zamanla bir aşağılık duygusuna inkılap etmiştir.
Lale Devri ile filizlenip Tanzimat ile resmîleşen süreçte, Batı’dan fen ve teknik almakla yetinilmemiş; onun hayat tarzı ve dünya görüşü de taklit edilmeye başlanmıştır. Müslüman kimliğinin zaafa uğraması, cemiyeti ayakta tutan manevî rabıtaları gevşetmiş; bekayı “Batılılaşmak”ta arayan bir zümre ortaya çıkmıştır. [2]
Böylece iktibas sınırı aşılmış, taklit hâkim olmuş; fıtrattan kopuş başlamıştır.
Sultan II. Abdülhamid’in 1909’da Düşürülmesi ile Batı Hayranlarının İktidarı
Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han, İslam birliğini ve devlet izzetini muhafaza eden son büyük set idi. 1909’da İttihat ve Terakki eliyle gerçekleştirilen darbe; yalnızca bir hükümdarın tahttan indirilmesi değil, İslam merkezli siyasetin tasfiyesi ve Batı güdümlü kadroların iktidarı ele geçirmesidir.
Bu kadrolar, cemiyeti ayakta tutan İslam ahlakı yerine seküler ve milliyetçi telakkileri ikame etmeye yönelmiştir.
Kur’ân’ın şu hükmü bu hakikati beyan eder:
“Bir kavim kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların halini değiştirmez.” (Ra’d, 13/11) [3]
İçteki zaaf, dış tesirle birleşmiş ve büyük kırılmanın zemini hazırlanmıştır.
1909–1920: Çöküş Süreci
Ardı ardına gelen savaşlar ve toprak kayıpları, devletin cismanî varlığını sona erdirirken; asıl çöküş manevî planda yaşanmıştır.
İslam merkezli siyaset anlayışının zayıflamasıyla birlikte Batı hayranlığı güç kazanmış; cemiyetin ruhî dokusu aşınmıştır.
1920–1923: Yeni Yapılanmaya Zemin
Kurtuluş mücadelesinde dinî söylem önemli bir yer tutmuş; ancak zaferin ardından bu söylem kademeli olarak terk edilerek dinden arındırılmış bir kamusal anlayışa yönelinmiştir.
Bu dönem, yeni rejimin fikrî temellerinin atıldığı bir geçiş safhası olmuştur.
1924–1938: Açık Saldırı ve Baskı Düzeni
Hilafetin kaldırılması (1924), Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve medreselerin kapatılması; bin yıllık ilim ve irfan mirasıyla bağın kopmasına yol açmıştır.
Kur’ân taliminin yasaklanması, ezanın tahrif edilmesi gibi uygulamalar; dinî hayatı vicdanlara hapsetmiş, “Batılılaşma” adı altında yürütülen icraatlar halkın inancı ile çatışan bir baskı düzeni doğurmuştur. [4]
Bu süreçte İslam’a karşı tavır aleniyet kazanmış, dikta kökleşmiştir.
1938–1950: Bürokraside Kökleşme
Bu dönemde rejim kendi kadrolarını yetiştirmiş; halkın değerlerinden uzak, tepeden bakan bir bürokrasi yerleşmiştir.
İbadethanelerin gayesi dışında kullanılması ve dindarlara yönelen tahkir edici muameleler, cemiyetin ahlakî harcını zayıflatmıştır. Devlet ile millet arasındaki uyumsuzluk derinleşmiştir.
1950–2026: Melezleşme ve Ahlakî Erozyon
Çok partili hayata geçişle görünürde bir yumuşama yaşansa da sistemin özü varlığını sürdürmüştür.
Teknik ve ilmî sahada beklenen sıçrama gerçekleşmezken; İslam ahlakından uzaklaşma hız kazanmıştır. Batı’nın yoz kültür unsurları medya ve eğitim yoluyla aileye nüfuz etmiş; materyalist ve bencil telakki nesillere sirayet etmiştir.
Bugün yaşanan toplu cinnet hadiseleri, bu sürecin acı neticesidir.
İslam’dan Uzaklaşmanın Faturası ve Cemiyetin Şaşkınlığı
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
“Bir toplumda fuhuş yayılırsa, daha önce görülmemiş belalar ortaya çıkar.” [5]
Çocukların katil, babaların cellat olduğu; kadın cinayetlerinin ve masum katliamlarının gündelik hâle geldiği bir vasat, Kur’ân ve Sünnet terbiyesinden mahrumiyetin tabiî neticesidir.
Batı hayranlığı, bizi beklenen seviyeye taşımamış; aksine insanî erdemlerin aşındığı bir uçuruma sürüklemiştir.
Nesillerin İhyası mı, İfsadı mı?
Batı’nın şekil ve yaşantısını kutsayan anlayış, en ağır darbeyi aileye ve terbiye düzenine indirmiştir.
Kur’ân ve Sünnet’in “emanet” olarak gördüğü evlatlar; kimliksiz ve gayesiz bir sürüklenişin içine itilmiştir. Hazcı ve benmerkezci telakki, merhameti kurutmuş; manevî boşluk şiddetle dolmuştur.
Kadim beldelerde dahi yaşanan hadiseler, bu çözülmenin hudut tanımadığını göstermektedir.
Mukaddesattan Kopuşun Neticesi
İslam’da kadın izzet timsali, çocuk cennet kokusu iken; bugün kadın cinayetleri ve çocuk katliamları sıradanlaşmıştır.
Bu mesele, artık yalnız zabıta tedbirleriyle çözülecek bir asayiş meselesi olmaktan çıkmış; itikat ve ahlak davasına dönüşmüştür.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu ikazı ibret vericidir:
“Sizden öncekilerin yoluna karış karış uyacaksınız…” [5]
Bu sapma bugün bütün açıklığıyla yaşanmaktadır.
Sonuç: Öz’e Dönüşten Başka Çare Var mı?
Türkiye’nin yaşadığı sarsıntılar, derin bir bünye değişikliğinin sancılarıdır. Taklit edilen Batı’nın kendi buhranını dahi çözemediği ortadadır.
Yaşananlar, Tâhâ Suresi’ndeki “dar hayat” ikazının cemiyet planındaki tezahürüdür.
Kurtuluş; köksüzleşen, melezleşen ve mukaddesatına yabancılaşan bu anlayıştan arınmaktır.
Çare:
Aksi hâlde bu çözülme dalgası yalnız bugünü değil, yarını da yutacaktır.
Osmanlı’yı ayakta tutan ruhu aşındıran Batı hayranlığı; bugün “İslam ahlakından uzaklaşma” neticesini doğurmuştur. Bu neticenin bedeli ise evlatlarımız ve istikbalimizdir.
Bu faturayı durdurmanın yegâne yolu, yönümüzü yeniden kıblemize çevirmektir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Dipnotlar ve Kaynaklar
[1] Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ Suresi, 124. âyet
[2] Cevdet Paşa, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Mukaddimesi
[3] Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d Suresi, 11. âyet
[4] Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları
[5] İbn Mâce, Fiten, 22
23 Nisan: Gerçekten Çocuklara mı Armağan Edildi? Türkiye’de bazı kabuller vardır; sorgulanmaz, tartışılmaz, doğrudan doğru…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: “Ortadoğu’daki kaosu destekleyenler, İslam dünyasında bir bölünme yaşanmasını arzuluyor” Rusya…
Alman Basınından Hükümete Sert Eleştiri: “Antalya’da Dünya Konuşulurken Almanya Neden Orada Yoktu?” Almanya’nın önde gelen…
ABD VE İRAN MASAYA MI DÖNÜYOR? TAHRAN’DAN ÇELİŞKİLİ MESAJ ABD ile İran arasında yeniden müzakere…
AİLEYİ, NESLİ, DİNİ KORUMAK İÇİN DEVLETİN DİNİ İSLAM OLSUN Türkiye Büyük Aile Meclisi ve Adalet…
Gençler Neden Dinden Uzaklaşıyor? Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan Dikkat Çeken Açıklamalar Lise ve üniversite çağındaki…