Makale

PEYGAMBERİMİZ’İN HAYATI CANLI KUR’ÂN’DI (IV)

VII.  O’nun İnsan Onuruna Saygısı

O’nun yukarıda sayılan özelliklerini insana saygısı olarak değerlendirebiliriz. Ama daha özel bir pencereden de bakabiliriz.

O’nun için insanlık onuru (ırzı) korunması, uğrunca can verilmesi gereken bir yücelikti, şehitliğe erdirecek bir erdemdi. (Tirmizî Diyat 21) İnsan insandı. O’nun için zengin fakir, engelli engelsiz ayırımı yoktu. Peygamberliği dönemi öncesinden İslam toplumuna intikal etmiş biçare köleleri ve cariyeleri etkili hürlerden ayırmazdı. O’nun nazarında erdemli siyahlar, beyazlardan da üstündü. Çocuklara selam vermesi ve beslediği kuşu ölen Umeyr örneğinde olduğu gibi onlara teselli ziyaretinde bulunması, insana saygısı sebebiyleydi. Abdullah İbn Ümmü Mektum gibi engellileri Medine yönetiminde kendi vekili olarak görevlendirmesi, Muza bin Cebel ve Üsame bin Zeyd gibi yirmi yaş gençlerini vali ve ordu komutanı tayin etmesi hep insana saygısının gereğiydi.

Sevgili Peygamberimiz, yalnızca kendisine inananların değil, bir peygamber olarak yaptığı çağrılara karşı direnen ve kendi inanç dünyasında ısrar gösteren, vahye inanmayan müşrikleri ve hak çizgiden sapmış Ehl-i Kitap olanları dahil bütün insanların insanlık onurlarına saygılıydı. İnsana insan olduğu için değer veriyordu. Yaratılanı yaratandan ötürü baş tacı ediniyordu. Mesela, huzuruna getirilen pîri-fâni müşrik için biz onun ayağına giderdik, diyordu. Ayağa kalktığı cenaze için “Yahudi’ydi” denilince “o da bir insan değil miydi” açıklamasını yapıyordu.( Buharî Cenaiz 50) Yapılan meşru temelli savaşlarda çocuk ve kadın ölülerini görünce yüreği kanıyordu. Böylesi zulümlerden Allah’a sığınıyordu.

O’nun insana saygısının arkasında Kur’ân’ın ilkeleri vardı. Kur’ân’a göre insan en güzel kıvamda yaratılmış, yaratılanların büyük çoğunluğuna üstün kılınmış varlıktı.(Tîn 5; İsra 70) İslami inançlarımızdan ötürü bizimle savaşmadıkça, bizleri yurdumuzdan çıkarmak için atılımlar yapmadıkça ve aleyhimize ittifaklar oluşturmadıkça inancı ne olursa olsun bütün insanlara iyilikler yapılabilirdi. Kur’ân güzellikler yapılmasını, hukuki ve sosyal adalet gösterilmesini öğütlüyordu. Allah’ı, iyiliksever,  adaletli kullarını sevdiğini duyuruyor, düşmanlığın yalnızca ve sadece insanlık karşıtı zalimlere karşı yürütülebileceğini bildiriyordu. (Mümtehine 8–9; Bakara 193) İslam’a iman ve onun kurallarına uyma için bile yalnızca tebliğ yapılabilir, hak ve özgürlüklerle donatılan insan üzerinde baskı kurulamazdı. (Bakara 256) Sorgulama hakkı yalnızca Allah’ındı.

O’nun insan onuruna saygısına, yorumlamaksızın iki örnek verelim:

Mekke’nin Fethi günüydü. Hz. Ebu Bekir henüz Müslüman olmamış babası Ebu Kuhafe’yi kucaklayarak Hz. Peygamber’in huzuruna getirdi. Saçı-sakalı bembeyaz olmuş bu pir-i fâniyi huzurunda görünce duygulanan Allah’ın Rasûlü (sav) şöyle buyurdu:

“Ya Ebâ Bekir! İhtiyara zahmet vermeseydin, biz onun ayağına giderdik.”

—Medine’de halk müziği ile ilgili mü’min kadınlardan biri sevgili Peygamberimiz’e gelerek şöyle der:

—Ya  Rasûlallah! (Savaşa çıktığımız zaman ben sizin  için adakta bulundum; sağ ve salim olarak dönerseniz) huzurunuzda def çalmayı adadım. Şimdi ben ne yapayım?

Allah’ın peygamberi ona şöyle buyurdu:

—Adağını yerine getir. (Mişkâtül-Mesâbîh Hn.3438)

Sevgili Peygamberimiz, yalnızca kendisine inananların değil, bir peygamber olarak yaptığı çağrılara karşı direnen ve kendi inanç dünyasında ısrar gösteren, vahye inanmayan müşrikleri ve hak çizgiden sapmış Ehl-i Kitap olanları dahil bütün insanların insanlık onurlarına saygılıydı.

VIII. O’nun Merhamet Kaynaklı Ahlâkı

a.) O, âlemlere rahmet elçisi olarak gönderilmiş bir peygamber olarak kendisini Rahmet Peygamberi olarak niteliyor ve merhameti İslâm’ın ahlak değerlerinin özü ve özeti olarak görüyordu.

O’nun için merhamet; mü’minleri kardeş ve dost bilmek; kültürel, siyasî, iktisadî vb. her alanda  ve her  düzeyde onlarla yardımlaşmaktı. Nefislerimiz için sevdiklerimizi, insanlar için de sevmekti. Sabırlı mütevazı, barışsever ve güleç yüzlü olmaktı. Veremeyenlere verici,  gelmeyenlerine gidici ve hatalı davrananlara duacı ve affedici olmaktı. Çünkü Kur’ân merhametli/erdemli insan olunmasını emrediyordu. Onun da böyle olması gerekiyordu.

Bu emirlerden bir kısmı da şöyleydi:

“Sana uyan müminlere merhametli / mütevazı ol.” (Şuara 215)     

 “(Ey Peygamberim!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O hâkimlerin en hayırlısıdır.” (Yûnus 109)

 “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; yönetirken onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân 159)

Biz O’nun Kur’ân kaynaklı merhametinin örgütlediği ahlâkından örnekliğine ziyadesiyle muhtaç olduğumuz tevazuunu örneklendirmekle yetineceğiz:

Tevazuu

Tevazu O’nda zirveleşmişti.  O,  İnsanlar arasında zengin-fakir,  hür-köle, siyah -beyaz ayırımını yapmaz ve yapılmasını onaylamazdı.

“… Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır.”  buyururdu.

O, kendisine farklı davranılmasını istemezdi. Bir gün mutluluk yuvası evlerinden çıktıklarında, ayağa kalkan sahabelerine, “Müslüman olmayanların birbirlerini yücelterek ayağa kalktığı gibi, siz de ayağa kalkmayın.”  buyurmuştu.

O, her an mütevazı idi. Huzurunda titremeye başlayan bir adama şöyle söylemişti:

“Arkadaş titreme! Ben bir melik/kral değilim. Kureyşli, kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.”

Kendisini fazlaca meth u sena edenleri de şöyle uyarmıştı:

“Ey insanlar! Allah’tan korkunuz. Şeytana uymayınız. Ben yalnız Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kuluyum. Allah beni Peygamberliği ile şereflendirdi. Bana bundan fazlasıyla tazim göstermenizi istemem.”

b.) O’nu için merhamet, rahmet olarak gönderildiği âlemlerin bir bölümü oluşturan hayvanların haklarını da kuşatıcıydı. Kur’ân “Her bir hayvan türünün bizler gibi bir ümmet olduğunu”  açıkladığı için. O, hayvanlara acı verilmesi ve işkence edilmesini yasaklıyor, haklarına saygı duyulmasını emrediyordu. O, hayvanlara karşı olan iradeli davranışlarımızdan sorgulanacağımızı da bildirdiği içindir ki sahâbileri hayvanlarının ihtiyaçlarını kendi gereksinimlerine tercih ediyorlardı. Hz. Enes şöyle anlatıyor:

—Yolculuk sırasında bir mola verdiğimizde hayvanlarımızın bakımı ve rahatlarını sağlamadan ibadetimizi bile yapmazdık.

Özetlersek Sevgili Peygamberimizin Kur’ân ifadesiyle örnek vasıflı “Büyük Bir Ahlâk” üzere olması gerekiyordu ve Kur’ân çizgisinde böyle de oldu.

Devam edecek

ALİ RIZA DEMİRCAN 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKALYINIZ 

Recent Posts

  • Genel

Yeni Partiye Geçen CHPli Belediye Başkanları

Yeni Partiye geçen CHPli belediye başkanları hakkında son gelişmeler. Son dönemde Yeni Parti'ye katılan CHP'li…

13 dakika ago
  • Genel

Melek Mızrak Subaşı adım adım Yeni Partiye

Melek Mızrak Subaşı adım adım Yeni Partiye hakkında son gelişmeler. Melek Mızrak Subaşı'nın Yeni Parti'ye…

14 dakika ago
  • Genel

BM’den en ağır insani krizlerin yaşandığı bölgelerdeki kadın ve kız çocukları için 10 milyon dolarlık fon

BM'den 10 milyon dolarlık fon hakkında son gelişmeler. BM, insani krizlerin yaşandığı bölgelerdeki kadın ve…

47 dakika ago
  • Genel

BM’den en ağır insani krizlerin yaşandığı bölgelerdeki kadın ve kız çocukları için 10 milyon dolarlık fon

BM'den 10 milyon dolarlık fon hakkında son gelişmeler. BM, insani krizlerin yaşandığı bölgelerdeki kadın ve…

47 dakika ago
  • Genel

Ticaret Bakanlığından yılın ilk yarısında emlak sektöründeki aykırılıklara 28,3 milyon liralık ceza

Ticaret Bakanlığından yılın ilk yarısında emlak sektöründeki aykırılıklara 28,3 milyon liralık ceza hakkında son gelişmeler.…

53 dakika ago
  • Genel

İsrail Başbakanı Netanyahunun ABD ziyareti Beyaz Saray yakınlarında protesto edildi

İsrail Başbakanı Netanyahunun ABD ziyareti Beyaz Saray yakınlarında protesto edildi. Protestolar, bölgedeki gerginliği artırdı.

53 dakika ago