Makale

RESMÎ İDEOLOJİNİN MÜSAADE ETTİĞİ KADAR MÜSLÜMAN OLAN ÇOCUKLARIMIZ

RESMÎ İDEOLOJİNİN MÜSAADE ETTİĞİ KADAR MÜSLÜMAN OLAN ÇOCUKLARIMIZ

Esefle belirtelim ki Müslümanların iman alanındaki sapma ve savrulmaları ciddi olarak gündeme getirilmemekte, buna bağlı tevhidi çözümler üretilmemektedir. İnsanlar ateist, deist veya politeist bir hayat sürerlerken din değiştirdiklerinin farkında bile değillerdir. Çocukların din öğretimi ve eğitimi konuşma yaşlarıyla başlamasına rağmen, resmi ideoloji bu eğitimi ötelemektedir. Dünya sistemi, dinin yerine rasyonel aklın ürettiği değerleri koyarak, “değerler eğitimi” adı altında dinden uzak bir proje yürütmektedir. “Din olmadan da doğruya ve iyiye ulaşılabilir.” ön yargısıyla çıkarılan değerler eğitimi masalını en çok da dine karşı kompleksli ve hasta ruhlu eğitimciler yutmaktadır. Dine karşı olan gruplar ve fikir akımlarının müntesipleri bile; “daha yaşanılır bir dünya” için değerler eğitimine sahip çıkmaktadırlar. İslâm dininin önem verdiği kavramlar, değer adı altında ayetsiz ve peygambersiz biçimde insanlara açılmaktadır. Ayet ve hadis olmasını seküler yaklaşıma aykırı görenler, değerlerin dinsiz yorumuna desteklerini sürdürmektedirler. Bu hususta ilahiyatçıların ise hiçbir felsefi söylemleri ve aykırı projeleri yoktur. Uydurma değerler eğitiminin sonunda boşlukta kalan çocukların manevi ve itikadi hayatları peygamber karşıtı rol modellerle doldurulmaktadır. Bu rol modeller ideolojilerin dini temsilciliklerini(!) yapmaktadırlar.

Yukarıda açıklandığı gibi, ana-babalar çocuklarına erken yaşlardan itibaren ciddi bir din eğitimi vermeyecek olurlarsa onların hayatlarında ve düşüncelerinde de sapmalar olabilir. Bu sapma iman alanıyla ilgiliyse ve dinin temel hükümlerinden birisini inkâra dayanıyorsa fıkıh dilinde bu sapmaya irtidat denir. İslam bilginleri irtidat olayının gerçekleşmesi için bir zorlamanın (ikrah-ı mülci) olmaması, kişinin akıllı ve akli olgunluk içerisinde bulunmasını şart koşmuşlardır. [1] İşte burada Sabiyyi akilin (iyi ile kötünün ayırımını yapan fakat ergenlik çağına ulaşmayan çocuk) durumuna değinmek gerekir. Bu çocukların imanları ve küfürleri geçerli midir? Çocuk olmaları ve akli olarak tam bir olgunluk içerisinde bulunmamaları meseleyi fukaha arasında tartışılır hâle getirmiştir. İmam Ebu Hanife ve öğrencisi İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, sabiyyi akil denen temyiz çağındaki çocuğun İslam’ını da irtidadını da sahih saymışlardır. Hz. Ali ve çocukken Müslüman olan bazı sahabilerin İslam’ının geçerli olmasını da örnek olarak vermişlerdir. Fakat çocuk, irtidat edecek olursa ona bir ceza verilemeyeceğini; İslam’ın kendisine arz edilip öğretileceğini, hatta Müslümanlığa zorlanacağını söylemişlerdir. [2] Ebu Hanife’nin diğer öğrencisi Ebu Yusuf ise böyle bir çocuğun İslam’ının geçerli fakat irtidatının sahih olmadığını beyan etmiştir.[3] Gerek Ebu Hanife ve arkadaşlarının gerekse diğer imamların görüşleri ve konu ile ilgili açıklamaları içtihadidir. İsabet etmiş de, etmemiş de olabilirler. Eğer çocukların durumu ile ilgili kanaatinde Ebu Hanife isabet etmiş ise bu durum velilere ağır bir yükümlülük getirmektedir. En çok sevdikleri bu varlıklarla; çocukları ile daha çok ilgilenmeleri gerekecektir. Hiçbir veli, Hz. Nuh’tan kıymetli değildir. Onun oğlu bile küfrü tercih ederek babası ile olan velayet bağını kopardıysa[4] bizim çocuklarımız da böyle bir durumla karşılaşabilirler. Bundan dolayı çocukların okudukları, baktıkları, kullandıkları iletişim araçları, eğlence hayatları, arkadaş çevreleri, eğitim ve öğretim kurumları, komşuluk ilişkileri vb. durumlar aileler tarafından iyi bilinmeli, kontrol edilmeli ve itikadi sapmalara karşı önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde istemediği hâlde kâfir anası- babası da olabilirler.

Başta, gerekli itikadi eğitimini almayan Müslümanlar olmak üzere, insanlık dünya sisteminin kuşatması altındadır. Dünya sistemine karşı alternatif bir hayat tarzını gerek dinî metinlerinde gerekse kültüründe barındırmayan Yahudi ve Hıristiyan milletinin sistemle itikadi ve ameli bir sorunları yoktur. Hatta sistem, kendi ürünleridir. Bu sistem, baskın dünya siyasetinin etkisi ile Müslümanlara dayatılmaktadır. Birçok uluslararası toplantılarda kendi amentülerini deklare eden dünya sistemi, bu amentüye uymayan İslâm milletini hizaya getirmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bu çerçevede; daha demokrat, seküler ve liberal bir hayat tarzına zorlanan Müslümanlar; insanı aşan tüm aşkın değerlere karşı da pozitivist bir yaklaşım ve inanca zorlanmaktadırlar. Neticede, hayatın gerek genişlik gerekse uzunluk alanlarında batılı gibi düşünmeye ve yaşamaya başlayan Müslümanlar (!) iman alanlarını yüzdelemektedirler. Bu yüzdelemenin oranı hayatlarını vahiy dışı kurallarla anlamlandırma alanlarıyla doğru orantılıdır. Daha açık bir ifadeyle, modernitenin etkisinde kalıp hayatlarına onunla anlam verenler politeist bir inanç biçimini tercih etmektedirler. Kur’an-ı Kerim bu konuya şu ayetle açıklık getirmiştir:  “İnsanların çoğu, (ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, emretme alanlarında) Allah’a ortak koşarak (gizli veya açık şirke düşüp başkalarını da otorite ve ilah kabul ettikleri bir düzen içinde) Allah’a sözde iman ediyorlar.”[5] Fakat halkın yaşadığı itikadi sapmaların nerelerde olduğunu ve buralardan çıkmak için itikadi tecdidin nasıl olmasını hiçbir sivil âlim(!) ve akademisyen ağzına bile almamaktadır. Kur’an’ın İslam itikadına temel teşkil eden ayetlerini ve hükümlerini gündeme bile getirmemektedirler. “Isındıralım, soğutmayalım” yaklaşımıyla hakikat gizlenmekte ve politeist hayat tarzı onay almaktadır. Dinin kurucusu Allah olduğuna göre, O’nun adına söz söylemekten kaçınılmalı; fakat hakikatler de gizlenmemelidir. Hz. Lokman’ın yaptığı gibi hakikati söyleme eylemi erken dönemde başlatılmalıdır. Ergenlik dönemiyle beraber çocuklar din seçiminde bulunup ideolojik bir imanı tercih ettiklerinde hakikati söylemek yetersiz kalmakta; İslâm dışı din tercihinde bulunanlar sadece polemik yapmaktadırlar. Vebal başta anne-baba, siyaset kurumu, devlet olmak üzere bütün Müslümanlaradır. Zira yeryüzünde İslâm’dan uzaklaşan veya tanıyamayan herkesin hesabını Allah Teâlâ bizden soracaktır.

Dipnotlar

[1] Zuhayli, İslâm Fıkhı,, c. VI, s. 185-6.
[2] el- Mavsıli, Abdullah b. Muhammed, el- İhtiyar, Çağrı Yay, İst. 1980, c. V, s. 148; Zuhayli, age., c. VI, s. 185; Cezeri, el fıkh alâ mezahibl erbea, c. V, s. 434.
[3] Cezer, el fıkh alâ mezahibl erbea., c. V, s. 435.
[4] Bk. Hud 11 / 46 İman olmazsa en yakınlarla bile velayet bağının olmayacağına dair bk. Tevbe 9 / 23-24.
[5] Yusuf12 / 106.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Genel

TRT 1 Canlı Yayın İzleme Ekranı: Lyon – Fenerbahçe Maçı Nasıl İzlenir?

TRT 1 canlı yayın izleme ekranı ile Lyon - Fenerbahçe maçı şifresiz olarak izlenebilir. İşte…

9 dakika ago
  • Spor

UEFA Şampiyonlar Liginde lig aşamasının kuraları çekilecek

UEFA Şampiyonlar Liginde lig aşamasının kuraları çekilecek. Takımlar ve gruplar hakkında detaylar önümüzdeki günlerde belirlenecek.

28 dakika ago
  • Dünya

Türkiye’den Filistin ile Bankacılık Alanında İşbirliğini Güçlendirme Kararlılığı

Türkiye'den Filistin ile bankacılık alanında işbirliği hakkında son gelişmeler. Türkiye, Filistin ile bankacılık alanında işbirliğini…

30 dakika ago
  • Gündem

Suriye’de Yeni Dönem mi? Bölgede Taşlar Yeniden Diziliyor

Suriye’de Yeni Dönem mi? Bölgede Taşlar Yeniden Diziliyor Suriye’de yıllardır devam eden savaşın ardından ortaya…

41 dakika ago
  • Genel

Bingöl Üniversitesinin taşlık arazileri akıllı teknolojiyle meyve bahçesine dönüştürülüyor

Bingöl Üniversitesinin taşlık arazileri akıllı teknolojiyle meyve bahçesine dönüştürülüyor. Bu proje, tarımsal verimliliği artırmayı hedefliyor.

54 dakika ago
  • Dünya

İsrail basınına göre Netanyahu seçimleri kaybetmekten korkuyor

İsrail basınına göre Netanyahu seçimleri kaybetmekten korkuyor. Başbakan Netanyahu'nun seçim stratejileri üzerine analizler yapılmakta.

1 saat ago