
“Karun kadar zengin” deyimi vardır Türkçemizde…
Severim bu tabiri, çünkü Kur’ani bir ifadedir bu…
Karun Hz. Musa’nın (as) kavmindendir ve çok zengindir…
“Biz ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk bile zor taşırdı.” (Kasas 76) buyurur yüce rabbimiz ve halkın ona ikazını “Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.” buyurarak beyan eder…
Aslında bu ikazda akıl sahipleri için büyük bir anlam vardır…
Ve de büyük bir hikmet…
Tabii akıl sahipleri dedik. O günün Karun’u ve bugünün Karunları için geçerli değil bu söylediklerimiz… Akıllı olmak başkadır, zengin olmak başka… Ne her akıllı zengindir ne de her zengin akıllı…
Aslında bu ayet, asırlar öncesinden bir hakikati daha hatırlatmaktadır günümüz insanına…
Elindeki mal mülk, makam mevkii, şan şöhret seni şımartmasın…
“Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.”
Ama Karun ne kendisini uyaranları dinledi ne de Yüce rabbimizin ikazını…
Ve Karun şımardı… Aynı günümüzdeki Karun benzeri insanlar gibi o da “Bu servet bana ancak bende bulunan bir bilgi sayesinde verilmiştir.” (Kasas 77) salvosu gönderdi yüce yaratana… Utanmadan ve sıkılmadan yaptılar bunu… Ne kadar aptalca değil mi?
Allah’ın kendine vermiş olduğu malda mülkte ve imkanlarda ahiret yurdunu aramak varken, “bu parayı ben kazandım, bu benim malım” demek, şeytanın peşine takılıp gitmekten başka bir şey değildi…
Öyle de yaptı akılsız Karun… Parasına, malına, mülküne, şanına şöhretine güvendi, ama sonu hüsran oldu. Zaten şeytanın adımlarına uyarak Sırat-ı Müstakim çizgisinden ayrılanların sonu hüsran olmaya mahkûmdur:
“Sonunda onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı kendisine yardım edecek hiçbir topluluk olmadı; o da kendisini kurtarabileceklerden değildi.” (Kasas 81)
Karun’un hikâyesi burada bitiyor…
Ama aslında bitmiyor!
Çünkü Karun öldü, hazineleri toprağın altında kaldı; fakat Karunlaşma hastalığı asırlar boyunca yaşamaya devam etti.
Aynı bugün de olduğu gibi…
Günümüz insanı, para, makam, şöhret, güç ve imkânlar, kendisi için bir imtihan vesilesi olduğunu unutarak yaşıyor…
Aslında mesele malın çokluğunda ya da azlığında değildir.
Mesele, malın, mülkün ya da paranın, gönülde nerede durduğudur…
O zaman, peygamberimizin (sav) “Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.” (Buhârî, Rikāk, 15; Müslim, Zekât, 120) hadisi şerifinden de yola çıkarak şöyle bir tespit yapalım:
– Servet, insanın elinde olacak, kalbinde değil.
– Makam ve mevki insanı büyütmemeli; aksine insan, sahip olduğu güzel ahlakı, liyakati ve meziyetleriyle bulunduğu makama değer ve itibar kazandırmalıdır.
Herkesin kulağına küpe olabilecek bir tespitle bitirelim yazımızı:
Sahip olduklarımız bizi Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa Karun’un yoluna mı götürüyor?
“1.400 Yıl Önce İslam Kadına Bu Hakkı Vermişti” Sosyal medyada paylaşılan bir video, İslam’ın kadınlara…
Çölde Doğan Nağme: “Çağrı” Filminin Müziğinin Gerçek Hikâyesi Maurice Jarre gerçekten iki ay boyunca çölde…
ALLAH’I ALDATACAĞINI SANANLARIN DİNDARLIĞI Vicdanın rafa kaldırıldığı, adaletin pazarlık masalarında satıldığı bir çağda, inancı sadece…
MİT ve Emniyet'ten Dev Operasyon: Plazalardaki Küresel Dolandırıcılık Şebekesi Çökertildi İstanbul’un Levent ve Maslak hattındaki…
HIRSIZLIKTAN SOYGUNDAN ARINIYORUZ AZ KALDI CHP'de "Arınma" Süreci Devam Ediyor: Kılıçdaroğlu'ndan Net Mesaj CHP Genel…
Erdoğan'dan Net Fon Çıkışı: O Paralar Gelecek Türkiye'nin gündemini sarsan fon vurgunu iddialarına ilişkin siyasette…